Küresel mülteci krizi II. Dünya Savaşı’ndan beri en kötü durumda
Uluslararası Af Örgütü’nün dün [15 Haziran’da] yayınladığı bir rapora göre, küresel mülteci krizi, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana herhangi bir anda olduğundan çok daha kötü durumda.
Rapor, Suriye, Kuzey Afrika, Akdeniz, Güneydoğu Asya ve Sahra-altı Afrika’ya odaklanarak, küresel kapitalizmin ve emperyalizmin dünyanın farklı yerlerindeki operasyonları eliyle yaratılan felaketin kısmi bir tablosunu sağlıyor.
Savaştan, ekonomik yıkımdan ve siyasi zulümden kaçma girişimi içinde büyük mesafeler kat eden on milyonlarca insan evlerini terk etmeye zorlanmış durumda. Mülteciler, kaçtıkları ülkelerde sıklıkla içler acısı koşullarla karşılaşıyor ve artan bir süreklilikle, geri çevriliyor ya da yolculuk sırasında ölüyorlar. 
Af Örgütü, mülteci sayısının, 1940’lardan beri ilk kez 2013’te 50 milyondan fazla olduğunun tahmin edildiğini belirtiyor. Sonraki iki yıl içinde, milyonlarca insan daha mülteci haline gelmiş durumda.
Suriye’deki ve onun Ortadoğu’da komşusu olan ülkelerdeki durum, özellikle vahim. Rapora göre, ülke içinde yer değiştirenler dahil olmak üzere, “Suriye nüfusunun yarısından fazlası yerinden yurdundan edilmiş” durumda. “Dört milyon dolayında kadın, erkek ve çocuk, tarihteki en büyük mülteci krizlerinden birini oluşturacak şekilde ülkesini terk etti.”
Af Örgütü, çoğunun yolculuğu komşu (nüfusunun yüzde 20’sini Suriyeli sığınmacıların oluşturduğu) Lübnan’da, Ürdün’de ve Türkiye’de sona eren kabaran mülteci nüfusuna yardım sağlamada başarısız oldukları için, büyük güçleri kınıyor. Örgüt, Birleşmiş Milletler’in (BM) Suriyeli mültecilere 4,5 milyar dolarlık insani yardım çağrısının, Haziran başında, hedeflenenin yalnızca yüzde 23’üne ulaşmış olduğunu belirtiyor.
BM’nin Suriyeli mülteciler için tüm acil yardım fonu, ABD ordusunun yıllık bütçesinin yüzden birinden azdır.
Rapor, “kendilerine bir yer sağlanan toplam Suriyeli mülteci sayısı 90.000’den az ve bu, başlıca ev sahibi ülkelerdeki sığınmacıların sadece yüzde 2,2’sini oluşturuyor.” diyor. Artan nüfus ve sınırlı fonlarla karşı karşıya kalan Dünya Gıda Programı, [kişi başına] gıda yardımını, Ürdün’deki Suriyeli mülteciler için günde 0,46 dolardan ve Lübnan’daki mülteciler için günde 0,62 dolardan daha aza indirmek zorunda kaldı.
Suriyeli sığınmacıların karşı karşıya olduğu umutsuz durum, bölgedeki emperyalist operasyonların “insani” bahanelerinin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Kriz, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmeyi amaçlayan savaşta köktendinci İslamcı örgütleri finanse etmeyi de kapsayan ABD kışkırtması iç savaşın doğrudan sonucudur. 
Obama yönetimi, şimdi, Amerikan emperyalizmi tarafından yaratılmış olan krizden, görünüşte İslam Devleti’ni hedefleyen Suriye’deki ve Irak’taki askeri operasyonlarını genişletmeyi haklı göstermek için faydalanıyor.
Af Örgütü, ayrıca, tümü ABD müttefiki olan Lübnan, Türkiye ve Ürdün tarafından uygulanan, sınır geçişleri üzerindeki yeni kısıtlamalara işaret ediyor. Türkiye, Suriye’ye olan neredeyse tüm sınır kapılarını kapattı. Hafta sonu, Türk silahlı kuvvetleri, çatışmadan kaçarak Türkiye’nin güneydoğu kasabası Akçakale’den sınırı geçen mültecilere karşı basınçlı su araçları kullandı. 
Rapor, krizin kökenleri hakkında hiçbir şey söylemiyor. Suriye’deki iç savaş, aynı zamanda, Akdeniz’i geçmeye çalışan sığınmacıların sayısında yaşanan keskin artışın arkasındaki başlıca itici güçtür. Çok sayıda Suriyeli, Ortadoğu’nun ve Afrika’nın diğer bölgelerinden gelen mültecilerle birlikte, 2011’deki NATO savaşı eliyle parçalanmış bir ülkedeki korkunç koşullarla karşı karşıya oldukları Libya’ya kaçmış durumda.
Libya, çoğu ABD önderliğinde Muammer Kaddafi yönetimini devirmeye yönelik savaşın parçası olarak finanse edilmiş ve silahlandırılmış olan rakip İslamcı milisler tarafından parçalanmış durumda. Libya’daki mülteciler, teknelerle denizden İtalya’ya geçmeye çalışırken, taciz, işkence, cinsel saldırı, gasp ve zorunlu çalışmaya maruz kalıyorlar.
Nisan ayında, mültecilerle dolu iki tekne Akdeniz’de battı ve 1.200’den fazla insan öldü. Bu yılın ilk beş ayında, bu yolculuğa girişen 1.865 kişi öldü ki bu rakam, geçtiğimiz yılın aynı döneminde 425’ti. Rapor, “yaşam kayıplarındaki dramatik artış”ın, “kısmen, İtalya’nın ve Avrupa Birliği’nin (AB) 2014’ün sonunda İtalyan donanmasının Mare Nostrum operasyonunu sona erdirme ve onun yerine çok daha sınırlı bir AB operasyonunu geçirme kararından dolayı” gerçekleştiğini belirtiyor. 
Kendi eski sömürgeleri üzerinde yeniden kontrol sağlama girişiminin parçası olarak Libya’daki savaşı destekleyen Avrupalı emperyalist güçlerin buna yanıtı, “Avrupa Kalesi”ni güçlendirmek ve mülteci akışını engellemek oldu. AB, geçtiğimiz ay, Libya’dan kaçmaya çalışanların çok küçük bir kesimini oluşturan 20.000 mülteciyi barındırmak üzere bir kota sistemini kabul etti.
Avrupalı güçler, aynı zamanda, ilk aşamada Akdeniz’den insanları taşımak için kullanılan tekneleri yok etmek amacıyla, bizzat Libya içinde askeri saldırılara hazırlanmanın gerekçesi olarak mülteci krizine atıfta bulunuyorlar.
Benzer bir felaket, geçtiğimiz aylarda, Myanmarlı ve Bangladeşli mültecilerle dolu tekneler Endonezya, Malezya, Tayland ve Avustralya tarafından geri döndürüldüğünde, Güneydoğu Asya’da ve Asya Pasifik’te yaşandı. Bu yıl, şimdiye kadar, açlık, susuzluk ve suistimal nedeniyle, 300 kişinin denizde öldüğü tahmin ediliyor.
Af Örgütü, bölgedeki hükümetlerin mültecileri kabul etmeyi başlangıçta reddetmesinin, “onların uluslararası yükümlülüklerinin alenen ihlali” olduğunu belirtiyor. Örgüt, “Avustralya’nın açık deniz işlemleri politikası -denizden Avustralya’ya ulaşmaya kalkışan sığınmacıları Nauru ve Manus Adası’ndaki (Papu Yeni Gine) gözaltı merkezlerine koyması nedeniyle- özellikle korkunç. Avustralya’nın gözaltı tesislerindeki kasıtlı olarak sert ve aşağılayıcı koşullar, sığınmacılara, ülkelerine dönmeleri için baskı yapmak üzere tasarlanmıştır.” diye belirtiyor.
Başbakan Tony Abbott’un Avustralya hükümeti, bugünlerde, sığınmacıları Endonezya’ya geri götürmeleri için insan kaçakçılarına ödeme yaptığı iddialarıyla karşı karşıya ki hükümet bu iddiaları üstü örtülü olarak kabul etmiş durumda. Bu yasadışı eylemler, Avustralya’nın, bölge genelinde sığınmacılara yönelik zulme önayak olmadaki merkezi rolünü vurgulamaktadır.
Sahra-altı Afrika’da, Nijerya, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Burundi dahil olmak üzere kıtanın farklı bölgelerindeki savaşlardan ve çatışmalardan kaçan insan dalgaları sonucunda, 3 milyonluk bir sığınmacı nüfusu olduğu tahmin ediliyor. Bu savaşlar, her durumda, emperyalist güçlerin yalnızca bir petrol ve maden kaynağı olarak gördükleri büyük ölçüde yoksullaştırılmış olan bölgede doğal kaynaklar üzerine yaşanan mücadelelerle bağlantılıdır.
Af Örgütü raporunun, daha fazlasını yapmaları için hükümetlere aciz çağrıları içeren sonuçları öngörülebilirdir. Rapor, “Küresel sığınmacı krizi, uluslararası toplum onu küresel bir sorun olarak kabul etmedikçe ve bu şekilde ele almadıkça çözülmeyecek.” diyor.
Bununla birlikte, sığınmacıların karşı karşıya olduğu feci durum, iflas etmiş bir sosyal ve ekonomik sistemin özellikle dehşet verici bir ifadesidir. Kabaran sığınmacı dalgası, sonu gelmeyen savaşların ve toplumsal karşı-devrimin doğrudan ürünüdür. Emperyalizm tarafından yerinden edilen insanlara yapılan zulüm, her bir ülkede işçi sınıfının demokratik ve sosyal haklarına yönelik saldırıdan ayrılamaz.

İngilizce özgün metin tarihi : 16 Haziran 2015