Küresel NSA casusluk skandalı
Obama yönetimi, geçen hafta boyunca, eski Ulusal Güvenlik Teşkilatı (NSA) çalışanı muhbir Edward Snowden tarafından sızdırılan bir dizi yeni bilginin tetiklediği büyüyen bir uluslararası diplomatik skandalla sarsıldı.
Krizin merkezinde, yerel veya uluslararası hiçbir yasal kısıtlama olmaksızın faaliyet gösteren Amerikan istihbarat aygıtının teşhiri bulunuyor. Edward Snowden’ın bu ve daha önceki ifşaatları sayesinde, dünya şimdi, NSA’nın tüm dünyada yüz milyonlarca insanın iletişim kayıtlarının (telefon görüşmeleri ve mailleri de dahil) kayıtlarını temizlediğinin somut kanıtlarına sahip.
Avrupa hükümetleri, NSA’nın kendi halklarına yönelik gözetlemesine çok az ilgi gösterirken (gerçeği söylemek gerekirse, bu alanda ABD ile işbirliği yaptılar), NSA’nın Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kişisel cep telefonunu dinlediğine ilişkin haberler, Amerikan-Alman ilişkilerinde bir bozulma uyarılara yol açtı. Dinleme faaliyeti, Merkel’in Hristiyan Demokratik Birlik (CDU) başkanı olarak henüz muhalefette olduğu 2002 yılında başlamış.
En az diğer 34 uluslararası lider de benzer şekilde hedef alınmış. Alman gazeteleri, bu listeye, Merkel’in, hükümetinin 2002’de Amerika’nın Irak’ı işgali planına karşı çıkmasının ardından dinlenmiş olan selefi Gerhard Schröder’in de dahil olduğunu bildirdiler. Bizzat başkan da dahil ABD üst düzey yetkilileri, bir kez daha açık yalanlara sarıldılar. Obama, kendi yönetiminin gizli servislerinin Merkel’in ve diğer uluslararası liderlerin konuşmalarını dinlediğinden habersiz olduğunu açıkladı. Bununla birlikte, Salı günü Los Angeles Times’daki bir makalede, bu tür telefon dinlenmesi raporlarının  doğrudan doğruya Beyaz Saray’a ve Ulusal Güvenlik Konseyi’ne bildirilmesinin zorunlu olduğunda ısrar eden NSA içindeki kaynaklara atıfta bulunuyor.
Amerikan egemen sınıfının bütün politikası, yurt içinde ve dışında, bir yalanlar yığını üzerine kuruludur. O, halkın demokratik haklarına karşı sürekli bir komplo ile uğraşmaktadır. Bu yalanların ortaya çıkmasının son derece kapsamlı siyasi sonuçları var. Önde gelen dış politika çevrelerinin güçlü dergilerinden biri olan Foreign Affairs’in en son sayısında yer alan bir yazı, sızıntıların her tarafa yayılmasının, Washington’un  “yumuşak gücünün" (yani, “onun ikiyüzlüce davranma ve bunun bedelini ödememe becerisinin”) esas dayanak noktasının altını oyduğunu iddia etti, 
George Washington Üniversitesi siyaset bilim profesörlerinden Henry Farrell ve Martha Finnemore, uluslararası politik sistemin ABD’nin hakimiyeti altında işlemesi için, “ABD’li yetkililer kendi temel liberal ilkelerini düzenli olarak teşvik etmek ve ona sadakat talep etmek zorunda… Fakat son sızdırmaların gösterdiği gibi, Washington da ilan etmiş olduğu değerlere kalıcı biçimde uyamıyor.” iddiasında bulundu.
Henry Farrell ile Martha Finnemore, Edward Snowden ve Chelsea (Bradley) Manning tarafından sızdırılan bilgilerin “bir ikiyüzlülüğün hızlanan çöküşünün (ülkenin ilan edilmiş büyük amaçları ile zaman zaman peşinde olduğu kirli özçıkar arayışı arasındaki manevra alanının çarpıcı biçimde daralması)” bir parçası olduğunu yazıyor.
Farrell ve Finnemore, yazılarını, sızdırmalar eliyle oluşan politik krizin, ABD hükümetini, “ulusal güvenlik devleti”nin yaygınlaşmasının iptali de dahil, politikalarını söylemine yakınlaştırmaya razı edeceği umuduyla bitiriyorlar.
Oysa ABD hükümetinin yalanlarının iki yüzlülüğünün esas kaynağı, öznel siyasi kararlarda değil ama bu hükümetin ABD’nin içinde ve dışında temsil ettiği çıkarlar (yani, olağanüstü servet sahibi küçük bir şirket ve mali sektör seçkinleri tabakasının çıkarları) ile halkın ezici çoğunluğunun çıkarları arasındaki nesnel çatışmada yatmaktadır.
Demokrasi, askeri şiddet dolayımıyla dünya egemenliği politikasıyla ve ABD içinde hüküm süren eşi benzeri görülmemiş toplumsal eşitsizlik düzeyiyle bağdaşmıyor. Amerikan yönetici sınıfı herkesi gözetliyor; çünkü o,  herkesi potansiyel bir düşman olarak görmektedir. O, yurtdışında dünyanın her bölgesi üzerinde denetim kurmaya ve her potansiyel rakibinin kuyusunu kazmaya kararlıdır. O, savaş ve toplumsal karşı devrim politikalarının ABD içinde kitlesel bir toplumsal muhalefetin koşullarını yarattığının farkındadır.
Amerikan siyaset kurumu ve askeri-istihbarat aygıtı içinde demokratik haklara bağlılığını koruyan herhangi bir kesim yok. Obama yönetiminden ve Demokratik ya da Cumhuriyetçi politikacılardan (ki bunlar arasında, Snowden’ı “vatan haini” ilan etmiş olan kararlı NSA savunucusu Senatör Dianne Feinstein gibiler de bulunuyor) gelen, casusluk programının “gözden geçirilmesi” yönündeki çeşitli öneriler arasında, bu programın iptal edilmesi ya da halkın anayasada sıralanmış haklarının sistematik çiğnenmesinden sorumlu olanların yargılanması yönünde herhangi bir öneri bulunmuyor. Bu arada, yönetimin suçlarını teşhir edenler izlenmekte ve zulme uğramaktadır. Manning, Obama yönetimi tarafından tutuklandıktan ve işkenceye varan kötü muameleye maruz kaldıktan sonra hapiste. Snowden Rusya’da sürgünde. Gizli bir soruşturma kurulunun suçlamasının hedefi olan WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange, Londra’daki Ekvator büyükelçiliğinde sıkışmış durumda. Guardian’da çalışan gazeteci Glenn Greenwald tehditlerle ve suçlamalarla karşı karşıya. Bu arada, onun eşi, bir İngiliz havaalanında gözaltına alındı ve sorguya çekildi. 
Resmi siyasi çevrelerde, ABD’de ve uluslararası ölçekte, polis devleti zihniyeti hüküm sürmektedir. NSA Yöneticisi General Keth Alexander’ın basındaki haberleri “durdurmanın bir yolunu bulmalıyız” açıklaması, Britanya Başbakanı David Cameron tarafından tekrar edildi. Cameron, Pazartesi günü, parlamentoda, basının “sosyal sorumluluk” göstermek zorunda olduğunu ifade etti; yoksa, “kenara çekilip sessizce izlemek hükümet için çok zor olacak” dedi.
Bu tür tepkiler, Snowden ve diğerleri tarafından yapılmış ifşaatların  egemen sınıfın ve onun devletinin saygınlığını ölümcül bir biçimde ortadan kaldırdığı yollu son derece makul korkudan kaynaklanmaktadır. Sistemini ikna yoluyla savunamayan egemen sınıf, yalanlara, tehditlere ve şiddete başvuruyor.
Demokratik hakların korunmasının toplumsal dayanağı işçi sınıfıdır. Bu ifşaatların toplumsal farkındalığı arttırmaya ve muhalefeti güçlendirmeye büyük katkısı olmuştur. Bu duyarlılığın, Amerikalı ve uluslarası işçi sınıfının savaşların, toplumsal eşitsizliğin ve diktatörlüğün kaynağı olan kapitalist sisteme karşı bilinçli bir siyasi harekete  dönüştürülmesi gerekiyor.
30 Ekim 2013