Latin Amerika Zirvesi'nin Ardından
19 Nisan'da gerçekleştirilen Latin Amerika Zirvesi'ne, ABD ile başta Küba olmak üzere diğer Güney Amerika ülkelerinin yakınlaşması damgasını vurdu. ABD Başkanı Obama zirvede yaptığı konuşmada "ABD'nin Küba ile "yeni bir başlangıç" ve tüm Amerika uluslarıyla da "eşit ortaklık" arayışı içinde olduğunu söyledi. Obama'nın açıklamalarının ardından Latin Amerika ülkeleri liderleri, ABD'nin yeni yöneliminden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Küba'ya uygulanan ambargonun kaldırılması çağrısı yaptılar.
ABD, iki devlet arasındaki ilişkileri yumuşatmak adına Küba'ya uygulanan seyahat kısıtlamalarını kaldıracağını ve Küba'ya para gönderiminin önünü açacağını açıklarken, Küba yönetimi de ABD ile insan hakları, siyasi mahkûmlar ve basın özgürlüğü de dâhil her konuda müzakereye hazır olduğunu bildirdi.
Hatırlanacağı üzere 25 Şubat'ta Fidel Castro'nun ardından Devlet Başkanlığı görevine gelen Raul Castro, ardı ardına yaptığı açıklamalar ve aldığı kararlarla özel mülkiyete geçişin ve uluslararası sermayeye yönelik sınırlandırmaların hafifletileceği sinyallerini vermişti.
Obama ve ABD'nin Latin Amerika Politikası
ABD'nin tüm dünyada zedelenen imajını kitlelerin gözünde değiştirmek ve özellikle Bush döneminde tüm dünyada artan ABD karşıtlığını dizginlemek adına "değişim"in simgesi olarak göreve gelen Obama, ABD'nin politikalarında değişiklik olduğu izlenimi yaratmak için çok daha "demokratik" ve "temkinli" açıklamalarıyla ilgi odağı olmuştu.
Yeni yönetimin, ABD politikasındaki sözde değişimleri gündeme getirdiği ilk bölge Irak'tı. Obama göreve gelir gelmez Irak'tan asker çekme takvimini açıkladı. Ardından da Ortadoğu'da, İsrail-Filistin sorununa ilişkin olarak iki devletli çözümü desteklediğini vurgulayarak ABD'nin bölgedeki imajını değiştirmek için çaba sarf etti. Tabii, herkes bu açıklamaların büyüsüne kapılmışken aynı Obama Pakistan ve Afganistan'daki asker sayılarını artıracağını açıkladı.
Obama, benzer politikayı geçtiğimiz ay da Latin Amerika zirvesinde uyguladı ve sözde "sosyalist" liderlere derin bir nefes aldırdı. Derin bir nefes aldırdı diyoruz; çünkü küresel ekonomik kriz ve düşen petrol fiyatlarının arttırdığı yoksullaşma nedeniyle bu ülkelerde ciddi kitlesel muhalefet söz konusuydu.
Küresel Kriz ve Latin Amerika
Kendilerini "sosyalist" ilan ederek iktidara gelen Chavez ve Morales, ilk dönemlerinde olağanüstü artış gösteren petrol fiyatları sayesinde elde edilen kazançtan emekçi kitlelere kırıntılar verdiler. Ayrıca yine bu kazançlar sayesinde göz boyayıcı kamulaştırmalar yapabildiler ve bu dönemde iktidarlarını pekiştirdiler. Fakat krizle birlikte petrol fiyatları da hızla düşünce bir anda kitlesel protestolarla ve grevlerle karşılaştılar. Özellikle yılbaşından beri Venezuela'da polis birçok fabrikada, grev yapan işçilere saldırdı. Hatırlanacağı üzere Venezuela'nın Anzoategui eyaletine bağlı Barcelona'daki Mitsubishi fabrikasında işten çıkartılan 135 işçi 12 Ocak'ta işe geri alınmayacaklarının açıklanmasından sonra fabrikayı işgal etmişlerdi. "Sosyalist" Venezuela hükümetinin işçilere tepkisi ise polislerini grevci işçilerin üzerine salmak oldu. 12 Ocak'tan bu yana işgal altında bulunduran işçilere polisin yaptığı saldırı sonucunda 2 işçi öldü.
Bütün bu gelişmelerle köşe sıkışan ulusal burjuvazi, çareyi ülkelerindeki ulus ötesi şirketlere kapıları tekrardan ardına kadar açmakta ve ABD ile ekonomik ilişkilerini geliştirmekte buldular. Aynı şekilde bu durum ulus ötesi şirketler için de çok daha ucuz işgücü -Küba'da aylık ortalama gelirin 12 dolar olduğu düşünülürse- ve daha ucuz hammadde anlamına, dolayısıyla çok daha fazla kar anlamına gelmekte.
Latin Amerika ve "Sol"
Küba'ya, Venezuela'ya ve Bolivya'ya methiyeler düzen Stalinistler ve Pablocular yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından olanları görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. Tüm bu akımlar şunu çok iyi bilmekteler ki, bu gelişmeleri değerlendirmeye kalktıklarında yapacakları her değerlendirme onların işçi sınıfını -benzer politikalarla- nasıl bir yıkıma götürdüklerinin bir göstergesi olacaktır.
Yıllarca kapalı ekonomi uygulayan Küba'da kitlelerin yaşadığı sefaleti, Venezuela ve Bolivya başta olmak üzere "sosyalist" olarak adlandırdıkları liderlerin iktidarlarının işçi sınıfına uyguladıkları baskıları görmezlikten gelen bu akımların, kitlelere verebilecekleri hiçbir şey kalmamıştır. Latin Amerika halklarının ve işçi sınıfının bu ulusal hapishanelerden kurtuluşlarının tek yolu aralarındaki yapay sınırları kaldırarak sosyalist bir federasyon çatısı altında birleşmeleri olacaktır.