Mali balon ekonomisi

Yaklaşık iki aydır ABD hisse senedi borsalarında en büyük haftalık düşüşle kapatan ABD’nin üç büyük hisse senedi borsa endeksi Cuma günü düştü. Cuma günkü satışın katalizörü, tüketim harcamalarına bağlı üç şirketten gelen bir dizi oldukça zayıf satış rakamları ve tahminleriydi:. Bunlar, en büyük online perakende satışçı Amazon; en büyük (online hariç) perakende satışçısı Wall-Mart; kredi ve banka kartı alışveriş işlemi şirketi Visa’ydı.
Daha genel olarak, borsa sarsıntıları, 2009’daki düşüşlerinin ardında ikiye ve bazı durumlarda üçe katlanan hisse senedi değerlerinin başka bir tarihi çöküşün eşiğinde olduğu konusunda egemen sınıf içinde büyüyen endişeleri yansıtmaktadır.
Borsalardaki olağanüstü artışın üretim sürecinden tamamıyla bağımsız olduğu, ABD ekonomisinin  herkesçe bilinen bir sırrıdır. ABD’nin ekonomik büyümesi  geçen sene önceki üç senenin ortalamasının altında, yalnızca yüzde 1,8 olurken, S&P 500 hisse endeksi yüzde 20’den fazla yükseldi. Bu yılın ilk çeyreğinde ekonomi yaklaşık yüzde 3 oranında küçülürken, üç borsa endeksinin hepsi yükselmeye devam etti.
Borsanın bu yükselişi birbirine bağlı iki unsura dayanmaktadır: zenginliğin işçi sınıfından mali seçkinlere sistematik aktarımı ve mali sisteme ABD Merkez Bankası (FED) tarafından sınırsız nakit akışının sağlanması.
Borsa balonu, ekonomik büyümeyi daha fazla boğacak şekilde, kitlesel işten çıkarmalar ve maliyet kesintileri eliyle şirket hisse fiyatlarının şişirilmesi için tasarlanmış şirket birleşmelerini ve alımlarını kolaylaştırmıştır. Bu tür birleşme ve satın almalar geçen yılın yaklaşık yüzde 50 üzerinde. Microsoft’un, bu ay, Nokia'nın mobil bölümünü 7 milyar dolara satın almasından sonra dünya genelinde 18.000 kişinin işten çıkarıldığını duyurması bunun tipik bir örneğiydi.
Şirket karlarının ABD milli geliri içindeki payı, geçen yıl, 1940’ların sonuna kadar geriye giden kayıtlardaki her yıldan daha yüksekti. Şirketlerin bu karları yatırımlar için değil ama yöneticilere yapılan ödemeleri şişirmek, temettüleri artırmak ve kendi hisselerinin geri alımı için kullanıyor olması, şirketlerin Amerikasını bir kez daha saran spekülatif ateşin bir ölçüsüdür. Hisse senedi geri alımları, bu yılın ilk çeyreğinde, sadece 2007 yılının ikinci çeyreğinde, mali krizin hemen öncesinde kaydedilmiş düzeyin ardında kalacak şekilde, ikinci en yüksek seviyesine ulaştı. 
Hisse senedi piyasasına açılmanın açıkça istikrarsız olduğu gerçeği, kimi çevrelerden gelen kaygılı homurdanmalara yolaçmış durumda. Bu ayın başlarında, Fitch Derecelendirme Kuruluşu, “yatırımcılar arasında, değerlendirmelerin çok fazla para peşinde koşmayı, çok az gelir üreten varlıkları yansıttığı yönünde giderek artan kaygı” olduğu uyarısında bulundu. Fitch, şunları ekledi:  “Yatırımcılar, getiri ve faizlerde sürmekte olan düşüşe rağmen, piyasaya giren ne varsa ona yatırım yapmaktan başka pek fazla seçenekleri olmadığını hissediyorlar.” 
Bir yorumcu, bu ay, New York Times’ta, “Herşey Balon” başlıklı yazısında, “açıkça ucuz olan çok az varlık var” uyarısında bulundu. Bu uyarılar, geçen ayın sonlarında, “piyasaların canlılığı ile altta yatan ekonomik gelişmeler arasında kafa karıştırıcı bir kopukluk olduğu duygusunu önlemek zor” sonucuna varan Uluslararası Ödemeler Bankası tarafından ifade edilen kaygılara yansıdı. 
En kesin uyarı, Michigan Üniversitesi eski profesörü olan ve bu hafta “Evet, Bu Bir Hisse Senedi Balonudur” başlıklı bir bildiri yayınlayan yatırım fonu yöneticisi John P.Hussman’dan geldi. Hussman, “Hiç kuşkunuz olmasın ki bu bir hisse senedi balonu ve oldukça ileri düzeyde. O, tarihsel olarak en güvenilir ölçütlerle, 1972 ile 1987’nin rahatlıkla ötesinde, 1929 ile 2007’nin ötesinde ve şimdi 2000 yılının en uç noktasının yüzde 15 kadar içinde.” sonucuna  vardı. O, yazısını, “Merkez Bankası bu balonun çöküşünü kesinlikle erteleyebilir ama yalnızca sonunda çok daha kötü bir sonuç yaratarak.” sözleriyle bitiriyor.
Yükselen şirket karları ve hisse değerleri, ABD nüfusunun geniş çoğunluğu için sosyal koşullarda devasa bir çöküşe eşlik etmektedir. Son zamanlarda yapılmış bir çalışmaya göre, tipik bir ABD hane halkının enflasyona uyarlanmış net serveti 2003-2014 arasında yüzde36  azalmış durumda. ABD’de, ortalama hane halkı geliri, 2007 ile 2012 yılları arasında yüzde 8,3 azalmış; gıda yardımı karnesi kullanan kişi sayısı ise 2008’den bu yana yüzde 70 artmıştır. 
Amerikan toplumunun bu devasa toplumsal gerilemesi bir istatistikte özetleniyor: ABD’deki her beş çocuktan biri aç kalma riski ile karşı karşıya iken, her dört çocuktan biri resmi yolsuzluk sınırı altında yaşamaktadır.
2008 çöküşü, neredeyse tüm dünya mali sistemini çökertti ve hiçbir iyileşmenin olmadığı küresel bir durgunluğa yol açtı.  FED, bankaların bedelsiz nakit paraya erişimini sağlayacak şekilde, faiz oranlarını sıfıra indirdi ki bu durum neredeyse altı yıl sürüyor. FED, çeşitli varlık alım programları aracılığıyla, 2008 yılından bu yana bilançosunun büyüklüğünü üç katına çıkarttı. Bu politika, işçi sınıfına yönelik her zamankinden daha acımasız kemer sıkma önlemleri ile birlikte uluslararası alanda kopyalandı. 
Bu oyun sonsuza kadar sürdürülemez. Sonuçta, mali varlıkların değer kazanması hızlı bir çöküşün yaşanması gerekiyor. Yaklaşan çöküşün  sonuçları 2008’deki mali çöküşünkülerden çok daha etkili olacaktır. 
ABD egemen seçkinleri tarihsel bir çıkmaza ulaşmış durumda. Onlar benzin ile yangınları söndürmeye çalışarak bir krizden diğerine yalpalıyorlar. ABD ekonomisinin krizine ilişkin bu faydacı, dar görüşlü ve asalak yaklaşım, mali seçkinlerin temel karakterlerinin dışavurumudur. Bu, servetini, üretken faaliyet yoluyla değil ama toplumun yağması; emeklilik fonlarına saldırı, azalan ücretler, sanayi tesislerinin kapatılması ve işten çıkarmalar yoluyla biriktirmiş bir sosyal tabakadır.
Amerikan kapitalizminin bu iç toplumsal-ekonomik krizi, ABD dış politikasının; egemen sınıf ile onun siyaset ve medya kurumlarındaki siyasi temsilcilerinin dünyanın her yanında çatışmaları canlandıran aşırı pervasızlığının en önemli unsurdur. 
İçeride ekonomik ve siyasi bir felaketle karşı karşıya olan ABD egemen seçkinleri,  küresel ekonomi içindeki konumunu desteklemek ve içerideki artan toplumsal öfkeyi yurtdışındaki savaşlara ve müdahalelere saptırmak için, savaş dolayımıyla tehlikeli bir yol arıyorlar. Ekonomik krizin her aşamasına, her zamankinden büyük ani emperyalist şiddet krizi eşlik ediyor. 
Amerikan yönetici sınıfının politikası özünde delicedir. O, aynı zamanda, toplumsal koşullara dayalı; devrimin öngününde iflas etmiş bir ekonomik sistemi ve sosyal düzeni ifade eden bir deliliktir.