“Özgürlükler Ülkesinde” Kürtaj Cinayeti
2 Haziran tarihinde Kansas’ta kiliseye girmek üzereyken kürtaj karşıtları tarafından vurularak öldürülen Dr. George Tiller olayı Amerikalı kadınlarca tepkiyle karşılandı. Dr. Tiller’ın öldürülmesinin sebebi, onun Amerika’da geç dönem kürtajı savunması ve kürtaj yaptırmak isteyen kadınlara bu uygulamayı gerçekleştirmesi. Amerika’nın Kansas eyaletinde burjuva hukukunca zaten yasal durumda olan geç dönem kürtaj* hakkına rağmen sürekli tehdit edilen, kliniği bombalanan, silahlı saldırıya uğramış bir doktor olan Tiller bu kez gerici güçlerin silahlı eyleminden kurtulamadı.
Tiller’ın öldürülmesinden hemen sonra birçok kadın klinik alanında buluşup olayı protesto etti. Olayın ardından ABD Başkanı Obama’nın açıklaması hayret vericiydi. Obama seçimden önce -yani yaklaşık 6 ay kadar önce – birçok defa kürtaj hakkını savunmuştu. Her ne kadar politik cevaplar verse de Obama genel olarak kürtaj hakkının yasallaşmasının önemini vurgulamıştı. Bir tartışma programında; kürtaj hakkını desteklediğini ancak buna rağmen kürtaja karşı olanların da en az kürtaj taraftarları kadar haklı sebeplerinin olduğunu vurgularken yine de bu hakkın arkasındaydı. Obama’nın olay sonrası yaptığı açıklamada ise açık bir geri dönüş kendini göstermiştir. Obama; ‘Kürtaj gibi zor konularda düşüncelerimiz her ne kadar farklı da olsa sorunun çözümünün şiddet olmaması gerektiği’ ni vurgulamış ve kürtaj hakkı konusunda atılması olası büyük bir geri adımın en önemli sinyalini vermiştir.
Amerika’da kürtajın yasallaşmasının tarihi hiç de uzak sayılmaz. Çünkü Amerikalı kadınlar kürtaj hakkını birçok ülkeden daha geç elde etmişlerdir. 1973 yılında ABD yüksek mahkemesinin ‘Roe vs. Wade’ adlı kararıyla kürtaj, gebeliğin 7. ayına dek kadının kararına bağlı olarak yasalaşmıştı. Amerika’da nihayet yasallaşan bu kürtaj hakkından 8 ay sonra geçen yasa ise kürtaj yaptırmanın cinayetle bir tutulması gereken bir eylem olduğunu belirtmiştir. Kadınların kürtaj hakkı konusunda bir ileri iki geri atılan adımlar, küresel kriz ile birlikte tüm dünyada gerilemekte olan kadın haklarını bu kez -bireysel terör yöntemleriyle- sarsmıştır.
Kürtaj hakkını dünya üzerinde tanıyan ilk ülke ise eski Sovyetler Birliği olmuştur. Sovyetler Birliği’nde kürtaj 1920 yılında çıkarılan bir kanunla yasal hale geldi. Fakat çok geçmeden Stalinist bürokrasinin eline geçen Sovyetlerin kürtaj yasası tehlikeli bulunarak değiştirildi. Bu kanunla birlikte kürtaj ancak annenin sağlığını tehdit eden bir gebelik durumunda ve çocuğun özürlü doğmasının saptanması durumunda kabul edilebilir oldu. Böylece Kollontai’nin rüzgâr gibi özgür kadınlarının devri kapanır ve “ana olmak” zorunda olan kadınlar dönemi başlar. Bu yasa tıpkı diğer sınıflı toplumlarda olduğu gibi kadınların cinsel obje olarak algılanması ve onun bir üretim mekanizması sayılması anlamına geliyordu. “Sosyalizme geçtiği” iddia edilen bürokratik kast yönetimindeki Sovyetler Birliği içerisinde aile kapitalist toplumlardakinden farklı değildi.
Türkiye’de durum
Türkiye’de kürtaj ile ilgili ilk yasal düzenleme 1930 yılında yapıldı. 1983 yılında ise evli kadının kürtaj olabilmesi için kocasından izin almasını gerektiren yasa çıkarıldı. Bu yasa ne yazık ki hala yürürlüktedir. Cumhuriyet tarihi boyunca hukukun yetmediği durumlarda ise imdada din yetişti. Din adamları kürtajı doğal olarak hiçbir zaman benimsemediler. Dini yorumlarında kürtajı kınadılar, kürtaj taraftarı kadınları ayıpladılar. Örneğin; 2006 yılında Diyanet İşlerinde görevli, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İsmail Karagöz ‘sperm ve yumurtanın birleşmesini engelleyecek olan bütün uygulamaları mubah (yani kabul edilebilir), ancak bebeğin aldırılması olayının her koşulda günah’ olduğunu açıkladığı makalesinde Türkiye’de yıllarca tekrarlanan kürtaj olan kadınların cehennemde en ağır cezalara çarpıtılacaklarını yineledi. —Karagöz’ün dini hikâyelerinin kürtajla sınırlı olmadığını, depremin Allahın insanların sabrını sınadığı bir durum olmasından tutun, namaz esnasında çalan telefonun tek hamleyle kapatılması durumunda günah olmaması konusunda fikir yürüten bir din adamı olduğunu anımsatalım ki çalışmalarının ciddiyeti (!) anlaşılsın. Türkiye’de kürtaja tanınan yasal süre ise normal hamileliklerde 10 hafta ile sınırlı. Suç durumunda oluşan gebelikler için ise 20 hafta kabul ediliyor.
Ücretsiz kürtaj, ücretsiz doğum kontrol hakkı!
Kadınların kürtaj hakkı özellikle Avrupa ülkelerinde yıllarca süren mücadeleler sonucunda kazanılmıştır. Kapitalist toplumlarda bu hakkın zaman zaman kısıtlandığı, zaman zamansa tamamen yasaklandığı durumlara tanık olduk. Kapitalizmin kürtaja ve diğer doğum kontrol yöntemlerine karşı takındığı tutum tam da onun üzerinde yükseldiği ataerkil aile düzeninin mirasıdır.
Biz kadınlar bugün ücretsiz kürtaj ve ücretsiz doğum kontrol hakkımızı savunuyor, evlere kapatılarak, sınıfla bağlarımızın koparılmasını kabul etmiyoruz. Ve bu talebimizin ancak sosyalist bir düzende gerçekleşebileceğini biliyoruz. Çünkü sosyalist üretim ilişkilerinden başka hiç bir üretim şekli kadının özgürlük mücadelesini tanımayacak, aksine bunu bastıracaktır. Sınıflı toplumlar eril aile düzenince inşa edilmiş dini safsatalarla bugüne dek gelmiştir. Hiç bir sınıflı toplumun karşılayamayacağı bu slogan kendi içinde gizli bir kapitalist toplumun ilgası istemini barındırır. Ve bunun için mücadele eder.
Yeniden Amerika’ya dönecek olursak, Kansas’ta gerçekleşen silahlı saldırı yalnız Tiller’ı hedef almış değil, bu saldırı bütün dünya kadınlarına korku salmak amacını taşıyan bir saldırıdır. Din adamalarının, devlet adamlarının ve burjuvazinin elinde ki medyanın sürekli propagandasını yaptığı kürtaj karşıtı ifadelerin bir diğer amacı da kadını yeniden çalıştığı alanlardan, sınıfıyla olan bağlarından koparıp onu eve hapsetmektir.

Dipnotlar

*Geç Dönem Kürtaj : Gebeliğin 10. Haftası ile 20. Haftası arasında yapılan kürtaj türü. Birçok ülkede yasal kürtaj izni gebeliğin 10.haftasına kadardır.