Reddit forumu WSWS’yi kara listeye aldı
İnternet site bağlantılarını bir araya getiren Reddit sitesi üzerindeki r/socialism forumunun yöneticileri, açık bir siyasi sansür uygulayarak, Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni (wsws.org) bir aylık bir süre için “kara listeye aldılar”. Yöneticilerden biri, yasağı açıklarken, bunun, WSWS’nin siyasi çizgisini değiştirmemesi durumunda kalıcı bir yasağa dönüşeceğini belirtti.
Aynı forumun yöneticileri, 10 Şubat Pazartesi günü, Detroit’in İflasına Yönelik İşçi Soruşturması’nın internet sitesinden (detroitinquiry.org) alınan ve Reddit kullanıcıları arasında ilgiyle karşılandığı için sayfanın en üstüne ulaşan bir makaleyi bir süreliğine silmişlerdi. Hiçbir açıklama yapmadan sergilenen bu davranış, WSWS üzerindeki yasağın ve çeşitli siyasi gruplarla bağlantılı yöneticilerin forum kullanıcıları karşısındaki küçümseyici tavırlarının arkasındaki siyasi dürtüyü açıkça göstermişti.
Onların amacı, WSWS’nin okur sayısının arttığı ve Sosyalist Eşitlik Partisi’nin kampanyalarının hem Detroit’te hem de ülkenin her yerinde işçiler ve gençlik içinde yaygın destek kazandığı bir zamanda, sosyalist hareketin siyasi etkisini zayıflatmaktır.
Yasağın doğrudan nedeni, WSWS’nin, medya tarafından ortaya atılmış son seks skandalına; New York Times yazarlarından Nicholas Kristof’un Woody Allen’a saldırısına ilişkin tavrıdır. WSWS, Sanat Sorumlusu David Walsh’ın yazdığı 5 Şubat tarihli bir makalede, Kristof’un, Allen’ın evlatlık edinmiş olduğu kızına 20 yıl önce cinsel tacizde bulunmuş olduğu yollu güvenilmez suçlamaları yeniden canlandırmasını kınamıştı.
Kristof, makaleyi kaleme alırken, kişisel dostu ve siyasi ortağı, Allen’dan ayrılmış eski sevkilisi Mia Farrow’un kişisel kan davasını desteklemek için gazetecilik ahlakını garip bir şekilde çiğnemişti. O, “nelerin olup bittiğinden hiçbirimiz emin değiliz” derken bile, New York Times yazarı konumunu, bu film yönetmeninin saygınlığını ortadan kaldırmak ve ona çamur atmak için elinden gelen herşeyi yapmakta kullanmıştır.
Yasağı açıklayan Reddit yöneticisi (“HÜKÜMET”in tutumuna göre davranıyor ve kendisini “Marksizm-Deleonizm/IWW”in destekleyicisi olarak tanımlıyor), beş yıl önce yayımlanmış olan bir diğeri (Film yapımcısı Roman Polanski’yi izleyen kirli koalisyon) ile bu makaleye göndermede bulundu ama onlardan hiçbir alıntı yapmadı. WSWS’nin “pedofilleri ve gelecekteki tecavüz zanlılarını savunmaktan sakınması” gerektiğini söyleyen bu şahıs, bu makalelerin “tecavüzden dolayı özür dileme” anlamına geldiğini öne sürüyor.
WSWS, bu güçleri memnun etmek için siyasi çizgisini değiştirmesi yönündeki talebi nefretle reddeder.  
Tecavüzden dolayı özür dilendiği iddiası, daha çok sağcı magazin basınıyla ortak noktaları paylaşan aşağılık bir iftiradır. WSWS’ye yönelik yasaklamanın r/socialism web sitesinde açıklanması üzerine yorum yapan yasağın destekleyicileri içinde, “tecavüzcü zanlılarını savunma”ya yönelik isterik suçlamalar ile ona karşı çıkan çok sayıda (gerçekte çoğunluğu oluşturan) katılımcının bel altı espriler içeren kınamaları birbirine karışmış durumda.
Marksist eleştiriye yönelik şiddet tehditini içeren güçlü bir gizli eğilim söz konusuydu. Reddit’te yer alan ve WSWS’nin Allen ile ilgili makalesiyle bağlantı kuran ayrı bir yazı, “David Walsh’ın vurulması gerek” başlığını taşıyordu.
Bu, aşırı sağın dili ve politikasıdır. İftira niteliğindeki tecavüzden özür dileme iddiaları, meselenin özünü gizlemeye yönelik bir duman perdesidir. WSWS’de yayımlanmış olan iki makale, açık gericilerin, “insan hakları” pozunu takınan medyanın ve sağcı kimlik politikaları savunucularının devleti ve onun faaliyetlerini savunmada bir araya geldiğine dikkat çekmektedir.
Gerici güçlerin, kendi siyasi gündemlerini ilerletmek için tecavüz ve cinsel taciz iddialarını kullanmalarının, ABD’de ve uluslararası düzeyde uzun bir tarihi var. R/socialism yöneticisinin “kara liste” kavramını kullanması, herşeyi ifade etmektedir. Bu, 1940’larda ve 1950’lerde Hollywood’daki sosyalist düşünceli sanatçılara ve solcu yazarlara, aydınlara ve daha genel olarak işçilere yönelik saldırıda McCarthyci saldırı eliyle adı kötüye çıkmış bir pratiğin benimsenmesidir. Walsh’ın kapsamlı bir şekilde Hollywood kara listesi hakkında yazmış ve kara listeye alınmış Abe Polonsky, Walter Bernstein ve John Berry gibi yönetmenler ve yazarlarla görüşmeler yapmış olması gerçekte kesin bir ironidir.
Walsh’ın Polanski hakkındaki makalesi, sağcı güçlerin ve devletin hedef aldığı tanınmış kişileri ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimi içinde tezgahlanmış seks skandallarındaki başka adı çıkmış olaylara gönderme yapmaktadır. Bunlara, kadınların “ahlak dışı amaçlarla” eyaletler arasında taşınmasını yasaklayan Mann Yasası’nın, boks şampiyonu Jack Johnson’ın ve bir sosyalist olan oyuncu ve film yönetmeni Charlie Chaplin’e karşı kullanılması da dahildir.
Walsh, sözde halkçı sağcılar ve Musevi düşmanları tarafından bir işçiye tecavüz edip öldürmekle yalandan suçlanmış olan Atlanta’daki Musevi bir fabrikanın yöneticisi Leo Frank’ın 1915’te linç edilmesinden de söz etmektedir.
ABD’nin güneyinde, bu tür suçlamalar, linç çetelerinin Afrika kökenli Amerikalılar’a karşı terör estirdiği dönemde önemli bir rol oynamıştı. Bunlar arasında, 14 yaşındaki Emmett Till’in Mississippi’de beyaz bir kadınla flört ettiği iddiasıyla, 1955 yılında öldürülmesi de vardı.
Scottsboro çocukları davası, en kötü ünlü örnekler arasındadır. 1931 yılında, Alabama’da beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanan dokuz siyah genç aleyhine bir komplo kurulmuştu ve onlar neredeyse linç edileceklerdi. Onların hayatları, solcu güçlerin kapsamlı bir kampanyası sayesinde kurtarıldı; buna rağmen, onlar onlarca yıl hapiste kaldılar ve içlerinden biri bir gardiyan tarafından vuruldu. R/socialism’i yönetenler gibi günümüz ahlakçıları, o dönemde yaşalardı, Scottsboro çocuklarının öldürülmesi çağrısı yapar ve onlara yönelik iddiaları sorgulayan herkesi “tecavüz savunucuları” olarak suçlarlardı.
FBI, Martin Luther King Jr.’a yönelik şantaj girişiminde olduğu gibi, alçakça siyasi amaçlarla cinsel ilişkiler ve aldatmalar hakkında rutin şekilde bilgi toplamaktadır. Daha yakın dönemde, bir seks skandalı, açılanmamış ve gerici bir siyasi gündemi izleyerek seçilmiş bir başkanı görevden almaya yönelik bir kampanyada, Bill Clinton’ın görevi kötüye kullanmakla suçlanmasını sağlamanın yöntemi olmuştu.
Bu tür taktikler ABD ile sınırlı değil. Korkunç cinsel suçlar, “ırksal alçaklık” (Rassenschande) ve “kan kirliliği” (Blutschande) yönergesi altında Nazi Almanya’sının Musevi karşıtı propagandasındaki sıradan şeylerdi. Nazi magazin gazetesi Der Stürmer, bu tür suçlamalarla doluydu. Çok sayıda Musevi, “Ari” Alman kadınlarıyla cinsel ilişkide bulunma iddiasıyla bağlantılı sözde tecavüzlerden dolayı yargılandı ve öldürüldü.
Günümüzün hararetli ahlak savunucularının devraldığı siyasi miras budur. Son dönemde medyada ortaya konan seks skandallarının hedefleri arasında çok sayıda sanatçı (belirtmek gerekir ki Polanski ve şimdi Allen olayında olduğu gibi, sıkça Musevi sanatçılar) bulunuyor. Saldırı için seçilenler, genellikle toplumsal olarak eleştirel karakterde eserlerle ilişkili insanlar.
Bunlar arasında en kötü ünlüsü, WikiLeaks’ın kurucusu Julian Assange’a yönelik cadı avıdır. WSWS’nin yasaklanmasını savunanlar, Assange’a yönelik Obama yönetimi önderliğindeki kan davasına tam desteklerini ifade ediyorlar. WSWS’ye yönelik yasağı açıklayan yönetici, bir yazısında, “[WSWS’nin tecavüzden özür dilemesinin] Assange’ı savunma gibi başka örnekleri var” diyor.
Bu tür güçlerin, sol politika ile kesinlikle ilişkileri yoktur. Onların politikaları, onların kendilerine hangi adı verdikleriyle değil ama ne yaptıklarıyla belirleniyor. Onların “sosyalist” kavramını kullanmalarına gelince; Naziler’in kendilerini “ulusal sosyalist” olarak adlandırdıkları hatırlanmalı.
Üst-orta sınıfların oldukça ayrıcalıklı kesimleri adına konuşan bu unsurlar, komünizm ve Marksizm karşıtı; emperyalizm yanlısıdırlar ve işçi sınıfına derinden düşmandırlar.
Onlar, bilerek ve coşkulu biçimde devlete ve onun medya uzantılarını savunuyorlar. Onların öncülüğünü yaptığı kimlik politikaları, burjuva ideolojisinin temel bir bileşeni olarak benimsenmiştir. Cinsel suçlamalar, özellikle, demokratik haklara saldırma ve “insan hakları” adına bir saldırı savaşı başlatma uğruna izlenen yöntemin bir parçası haline gelmiş durumda.
WSWS’nin karşıtlarının savlarında, Allen’in makalesinin odak noktasına, Nicholas Kristof’un ve New York Times’ın politikalarına tek bir gönderme bile bulunmuyor. 
Özgün makalede belirtildiği gibi, Kristof, “son on yıl içinde ‘insan hakları’ emperyalizminin, ABD’nin Sudan’daki, Libya’daki, Suriye’deki ve Amerikan egemen sınıfının enerji ve jeo-politik çıkarlarının sözkonusu olduğu başka yerlerdeki askeri müdahalelerini teşvik eden en keskin savunucularından biri olarak ortaya çıkmış” durumda.
New York Times’ın yazarı, ABD’nin müdahalesini talep etmeye yönelik bir kampanyanın parçası olarak, Afrika’daki tecavüzlerin ve cinsel tacizlerin çarpıcı betimlemelerini yapmakta uzmanlaşmış.
Kristof’un politikaları konusundaki sessizliğin nedeni basit: Onunla aynı düşünceyi paylaşıyorlar. Sahte-sol örgütler, Libya ve Suriye’deki operasyonların en ateşli savunucularıydı ve şimdi, ABD’nin Ukrayna’daki rejim değişikliği manevralarını desteklerken, benzer ajitasyona dahil oluyorlar.
WSWS’ye yönelik yasağa karşı çıkanlardan çoğu, bu eylemin, devlet kurumlarının, 1960’lı ve 1970’li yıllardaki COINTELPRO (Karşı İstihbarat Programı) gibi faaliyetleri yansıttığını ileri sürüyor. Perde arkasında, bu devlet kurumlarıyla doğrudan bağlantılı kişilerin olduğuna kuşku yok. Ama WSWS’ye yönelik cadı avı saldırısı, aynı zamanda, ona dahil olan grupların ve kişilerin politikalarına da uymaktadır. Onlar, ne yapıyorlarsa odurlar.
WSWS’ye ve onun Woody Allen konusundaki tutumuna yönelik saldırı, kimlik politikacıları kalabalığının ve onun toplumsal tabanını oluşturan sağcı üst-orta sınıf çevrelerinin siyasi yöneliminin gözler önüne serilmesine yardımcı olmaktadır. Onların sosyalist eleştiriye tepkisi, siyasi tartışmayı yasaklamaktır. Onların bir işçi sınıfı hareketine tepkisi, devlet baskısını desteklemek olacaktır.