Şili Maden Kazası ve Burjuva Medyanın İkiyüzlülüğü

33 madenci, 5 Ağustos'ta yaşanan çökme sonucu önce 400 metrede mahsur kalmış, ancak daha sonra 7 Ağustos'ta yaşanan ikinci bir çökme ile başka bir sığınağın bulunduğu 700 metreye inmişti.
Maden işçileri ile ilk temas, çökmeden 17 gün sonra açılan küçük bir delik sayesinde sağlandı. Aşağı kamera indirildi, madencilerin sesi duyuldu.
Bundan sonrası bir gemi veya uçak kazası sonrası bir adada mahsur kalan yolcuların hikayelerini anlatan bir Hollywood filmi senaryosu gibi dramatize edildi. İşçilerin ve ailelerin yaşadıkları televizyon ekranlarında bir ulusal kahramanlık hikayesine, modern bir destana dönüştürülüyordu.
17 gün boyunca iki günde bir iki kaşık ton balığı, birkaç yudum süt ve yarım bisküviyle hayatta kalan madencilerin yaklaşık on kilo verdiği belirtiliyordu. Daha sonra haberleşmek için açılan bir başka tünelden ise yiyecek, içecek, ilaç gönderilerek madencilerin fiziksel olarak toparlanması sağlandı. Ancak onları daha büyük bir tehlike bekliyordu: Ruhsal bozukluklar. Çünkü yerin 700 metre altında göçük altında olan madencileri mevcut yollarla kurtarmanın dört ayı bulabileceği belirtiliyor.
Uzmanlar işçilerin endişeli ve karamsar bir ruh haline sahip kronik uyku sorunu yaşayan insanlar haline gelebileceklerini belirtiyor. Bu nedenle Şili'li yetkililer, "33 maden işçisinin yaşadıkları bir astronotun veya bir denizaltı mürettebatının yaşadığı tecrübelerle aynı" olacağını düşünerek Amerikan Uzay ve Havacılık dairesi NASA'dan yardım istediler.
Madencilere uzun bekleyiş boyunca uygulayacakları bir egzersiz programı verilmiş durumda. Bunun yanında güneş ışığı hissini verecek aydınlatma cihazları, oyunlar, televizyon vb. cihazlarla normal yaşam koşulları yaratılmaya çalışılıyor.
Senaryoda Yazılmayanlar
Bizim için önemli olansa bu film senaryosunun yazılmayan ve aslında Türkiye'de de çok yabancı olmadığımız kısımları: Kapitalist kar hırsı, örgütlenme düşmanlığı, alınmayan güvenlik önlemleri, yapılmayan denetimler, yitirilen hayatlar….
Dünyanın en büyük bakır üreticisi, zengin yeraltı kaynaklarıyla bilinen Şili'de madencilik önemli bir sektör. Şili 2009 yılında 5 milyon 408 bin 561 tonla küresel bakır üretiminin yüzde 35'ini gerçekleştirdi. Bu büyük sektörde kolay para kazanmanın başlıca yolu tüm dünyada olduğu gibi Şili'de de işçilerin örgütlülüğünü yok etmek oldu.
Şili'de sol hareketin doğuşunda önemli rol oynayan maden işçilerinin mücadelesi, 1973'teki askeri darbeyle iktidara gelen Augusto Pinochet döneminde fiziksel baskılarla ezilmiş; sonrasında uygulamaya konan neo-liberal politikalar sayesinde de maden işçileri örgütsüz, güvencesiz ve işgüvenliği olmayan çalışma koşullarına mahkum edilmişti. Beşbine yakın madenin bulunduğu ve yalnızca 16 müfettişin bulunduğu Şili'de son onyılda 373, 2010 yılında ise 31 madenci "kazalar" sonucu yaşamını kaybetti.
33 işçinin mahsur kaldığı San José madeninde de 2006 ve 2007 yıllarında da ölümlü kazalar meydana gelmiş ve protestolar sonucu maden kapatılmıştı. Ancak aradan bir sene geçmeden, gerekli güvenlik önlemleri alınmamış olmasına karşın, madenin tekrar açılmasına izin verilmişti. Bunun sonucu olarak 33 maden işçisinin mahsur kalması oldu. Bugün 33 işçinin dramatize edilmiş yaşamları bugün hala ulusal ve uluslararası medyanın gündeminde. Gündemde kalmasının nedeni ise işçilerin hala hayatta olması. İşçiler kaza sonucu yaşamlarını yitirseydi burjuva medyanın haber bültenlerinde bir altyazıdan ibaret kalacak ve sadece birer istatistik olarak tarihe geçeceklerdi.