“Sol popülizm”: Arjantin sahte solunun sosyalizme saldırısı

Ana şubesi Arjantin’deki Sosyalist İşçi Partisi (PTS) olan “Troçkist Fraksiyon-Dördüncü Enternasyonal”in (FT-CI) yayınladığı sahte sol web sitesi La Izquierda Diario, ABD’deki yeni Donald Trump yönetiminde olduğu gibi, popülist demagojiden yararlanan sağcı hükümetlerin iktidara gelmesine karşılık olarak “sol popülizm” çağrısı yapıyor.

Bu popülist strateji, sosyalizm karşıtıdır ve Latin Amerika’daki ve başka yerlerdeki işçi sınıfı için yıkıcı sonuçlara sahiptir. FT-CI, Avrupa’daki sahte sol partilerin, yani Podemos’un ve Syriza’nın benimsemiş olduğundan “daha radikal” bir popülizm çağrısı yapıyor. AB kemer sıkma talimatlarını uygulayan ve işçi sınıfının bağımsız bir siyasi alternatifinin ortaya çıkmasını engelleyen Syriza’nın ihanetleri, işçilerin kafasını karıştırma, morallerini bozma ve siyasi sağa zemin hazırlama konusunda son derece önemliydi. 

FT-CI’nin İspanya şubesi, 2 Aralık’ta, “İşçi sınıfı, sol ve sağ popülizm” başlıklı bir makale yayınladı. Makale, Guardian’da köşe yazarı olan ve “solcu” üniversite öğrencilerinin ve orta sınıfın, nihayetinde kendi maddi çıkarlarını savunmak için işçi sınıfı kesimlerinin desteğini kullanan kendi popülizm biçimlerine ihtiyaç duyduğunu iddia eden Owen Jones’tan olumlayarak yaptığı bir alıntı ile başlıyordu. Jones’un yaklaşımını benimseyen ve Podemos’a değinen FT-CI, “daha radikal önlemler öneren” bir popülizm çağrısı yapıyor.

Owen Jones, Trump’a oy verenlere atfen şunları yazıyor: “Doğru, bazıları ıslah olmaz ırkçılar ve kadın düşmanları olacak ama diğerleri, eğer yem yeterince çekici olursa, kabuklarından çıkma potansiyeline sahipler.” Benzer şekilde, FT-CI de, Trump’a oy veren “işçi sınıfının istihdam edilen daha ayrıcalıklı kesimleri”ni dışlamakta ve onların, azınlık gruplarına yönelik saldırıdan sorumlu olduğunu iddia etmektedir.

FT-CI’nin makalesinde şöyle deniyor: “Öncelikle, orta sınıfın geniş bir kesimiyle birlikte çoğunluğu Trump’a oy veren Kuzey Amerika işçi sınıfının, yalnızca 45-60 yaş arası beyaz heteroseksüel erkeklerden ibaret olmadığını açıklığa kavuşturmak gerekiyor. ABD işçi sınıfı, aynı zamanda, marjinalleştirilmiş gençlerden, kadınlardan, Latinlerden, Araplardan, Afrika kökenli Amerikalılardan, geylerden, lezbiyenlerden vb. oluşmaktadır.”

Bu, işçi sınıfının kapitalist toplumdaki nesnel olarak devrimci rolünü reddeden; işçileri, bakış açısı ırksal, toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlikleri eliyle belirlenmiş, benzeşmeyen bir toplumsal tabakaya indirgeyen morali bozuk bir küçük-burjuva bakış açısıdır.

Arjantin sahte solunun popülizmi, FT-CI’nin Arjantinli başlıca iki teorisyeni Emilio Albamonte ile Matías Maiello’nun sözcükleriyle, “statükoyu yönetmeye değil; onu değiştirmeye yatkınlık” göstermeyi amaçlıyor. Onlar, bu amaçla, radikal söylem ile kimlik politikasını birleştiriyorlar.

FT-CI, 1963’te Pablocu Birleşik Sekreterlik’e katılmak üzere Uluslararası Komite’den (DEUK) ayrılan Arjantinli Nahuel Moreno’nun kurduğu bir grup olan Uluslararası İşçi Birliği’nden (LIT-CI) 1990’ların başında yaşanan bir bölünmeden doğdu. FT-CI, Morenoculuktan kopmalarını açıklayan sonraki belgelerinde, Moreno’nun Peronculuğa ve Castroculuğa ulusalcı ve oportünist uyarlanmasını içeren 1980 öncesi politikasına hala bağlı olduğunu ifade ediyor.

Şu anda Yunanistan’da iktidarda olan Syriza’nın ve İspanya’da 71 milletvekiline ve birkaç belediye başkanına sahip olan Podemos’un yolunu izleme peşinde koşan FT-CI, onların sınıf çıkarlarını ve sosyalist bir programa olan görünürdeki her türlü benzerliği terk ettiklerini gizlemeye çalışıyor.

2 Aralık tarihli makale, “Podemos’un ve Izquierda Unida’nın, sokaklardaki mücadeleyi güçlendirme gereksiniminin ve erkek ve kadın işçilerin taleplerinin üzerine eğilmeye başlayan kesimleri”ni kutluyor. FT-CI’nin İspanya şubesinin web sitesi Clase contra Clase, 1 Aralık tarihli bir başka makalede, Podemos’un önderi Pablo Iglesias’ı, bu “sola dönüş”ün arkasındaki ana güçlerden biri olarak övüyor. Iglesias’ın kendi sözleriyle, bunun başlıca sloganları, “sokaklara geri dönün” ve “Podemos’u halk gibi gösterin” olmalıymış.

Albamonte, 28 Aralık’ta yayınlanan bir röportajda, FT-CI’nin, 2008 krizi nedeniyle “egemen sınıf içinde sağa ve sola doğru yaşanmakta olan kutuplaşma”ya yanıtının, Lenin’in Ne Yapmalı?’da kullandığı terime atıfla, “bir halk kürsüleri partisi” geliştirmek olduğunu ilan etti.

Albamonte’ye göre, Lenin’in kürsüler düşüncesi, “işçiler için yalnızca şirketçi ya da sendikalist bir düşünce değil ama onların diğer sömürülen ve ezilen kesimler ile konuşması; Gramsci’nin ‘hegemonya’ dediği şeyi yapması” demekti. Albamonte, bunu, “kadınlarla, gençlerle; toplu sözleşmesiz, en güvencesiz, yeni işe alınmış işçilerle konuşmak ve mücadelede onlara önderlik etmek” olarak tanımlıyor.

FT-CI’nin sınıflar üstü, sosyalizm karşıtı popülist bir hareketi meşrulaştırmak için Leninist jargonu kullanması akıl almazdır. Lenin, ‘Halkın Dostları’ Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Mücadele Ederler? gibi eserlerinde, onlarca yıl popülizme karşı mücadele etmiş ve onun, işçi sınıfı içinde sosyalist bilincin gelişmesini engelleyen rolünü teşhir etmiştir.

Albamonte’nin “yüzde 99’un partisi” benzeri “kürsüler partisi”, Latin Amerika’daki geniş işçi kitlelerinin çıkarlarını, servetin en zengin yüzde 1’den orta sınıfın daha ayrıcalıklı kesimlerine doğru daha uygun bir yeniden bölüşümünün elde edilmesine tabi kılmayı amaçlamaktadır.

FT-CI ve Podemos, hem -şimdi ölmüş olan- Arjantinli postmodernist ve “post-Marksist” akademisyen Ernesto Laclau’nun hem de onun entelektüel ve kişisel ortağı Chantal Mouffe’nin yazılarından alıntı yapıyor. Podemos’un iki numaralı önderi Iñigo Errejón, 2014’te Laclau’nun ölümüne ilişkin bir yazıda, onun “yeni-Gramscici düşünce okulu”nun, “halkı birleştirebilecek ve harekete geçirebilecek hayaller üretme… yönündeki yeri doldurulamaz ihtiyacı” karşılamayı amaçladığını açıklıyor ve şöyle devam ediyordu: “Bu güç, hegemonyadır… bir iktidar iradesiyle siyasi bir ‘biz’ haline gelen parçalanmış grupların ve ihmal edilen taleplerin bir araya gelmesidir.”

İşçi sınıfının varlığını ve sosyalizmin nesnel sosyo-ekonomik temelini reddeden Laclau, var olan her türlü problemden sorumlu olan ‘onlar’ın karşısına sınıflar üstü bir ‘biz’i çıkartıyordu. Mouffe, Nation dergisine Aralık ayında verdiği bir röportajda şöyle demişti: “Solun görevi,” işçilerin talepleri ile “feministlerin, yurttaş haklarının ve farklı hareketlerin” taleplerinin “eşdeğerliği” temelinde “‘bir halk’ inşa etmektir.”

FT-CI’ye göre “biz” ve “onlar”, açık bir şekilde onların sınıfsal bakış açısına ve siyasi siciline yansımaktadır. FT-CI’nin politikası, Podemos ve Syriza gibi, maddi geleceklerini giderek artan biçimde mali sektör ve şirket seçkinlerinin geleceğine bağlanmış gören üst orta sınıf kesimlerinin çıkarlarını ifade etmektedir.

Inter-American Development Bank’ın 2014 tarihli bir araştırmasına göre, 2000 ile 2012 yılları arasında, Arjantin’de günde 50 dolardan fazla kazanan hanehalklarının oranı, Latin Amerika’daki her ülkeden daha fazla artmıştı (yüzde 6,1’den yüzde 28,3’e). Bugün, Arjantin’deki gelir sahiplerinin tepedeki yüzde 20’si, toplam kişisel gelirin yaklaşık yarısını alıyor.

Arjantin’deki 1998-2002 durgunluğunun ardından, aslında emtia fiyatlarındaki “hızlı artış”ın ürünü olan yıllık yüzde 6,5’lik hızlı GSYİH büyümesi, egemen sınıfa, gelirinin bir kısmını yeniden dağıtma olanağı sağlamıştı. Bununla birlikte, bugün, gelir sahiplerinin alttaki yarısı, hala aylık yaklaşık 500 dolarlık “asgari ve yaşamak için gerekli maaş”tan daha az kazanıyor. 2008 krizinin ardından, tepedeki yüzde 20 ise daha da zenginleşmiş durumda.

Arjantin ve dünya ekonomisinde bir durgunlukla karşı karşıya olan bu güçler, ekonomik ayrıcalıklarındaki artışın, sağcı Devlet Başkanı Mauricio Macri’nin politikalarına tepki olarak artan toplumsal huzursuzluk eliyle zarar göreceğinden korkuyorlar.

Onların “krizin bedelini zenginlere ödetin” gibi demagojik sloganları; önderlik ettikleri koalisyonun (FIT) Arjantin Meclisi’ne daha çok vekil sokmasına odaklanmaları; sağcı sendika bürokrasilerine ve Ni Una Menos gibi küçük-burjuva hareketlere Macri yönetimine karşı mücadelelere önderlik etme çağrıları yapmaları; bunların hepsi, onların kapitalizm yanlısı politikalarını ve sınıfsal yönelimini yansıtmaktadır.

Errejón, Podemos’un programını, “Güney Avrupa politikasının… kopyalayarak değil, deneyimini aktararak Latin Amerikalılaştırılması” diye tanımlıyor. Başka bir ifadeyle, onlar, popülizmleri Latin Amerika’daki işçileri silahsızlandırmış olan Perón ile Allende’ninkine (ayrıca, Castroculuk ve Sandinistler gibi diğer sol ulusalcı hareketler ile bu güçlere uyarlanan Pablocu eğilimlerinkine) benzer ihanetler gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar. Bu ihanetlerin sonucu, işçilerin, köylülerin ve gençliğin, bölge genelinde yüz binlerce kişiyi katleden, işkence eden ve kaybeden 1970’lerin ve 1980’lerin ABD destekli baskıcı askeri diktatörlüklerinin egemenliği altında, ABD-Avrupa bankalarının ve şirketlerinin çıkarlarına mutlak olarak tabi kılınmaları olmuştu.

ABD’de ve Avrupa’da aşırı sağcı hükümetin ortaya çıktığı günümüzde, Arjantin’deki ve Latin Amerika’nın diğer ülkelerindeki işçilerin tırmanan toplumsal saldırılara, giderek artan baskıya ve yaygın şiddete karşı koymak için, uluslararası sosyalizmin devrimci programı temelinde direnmeleri gerekiyor. Bunun yolu, Uluslararası Komite’nin (DEUK) şubelerini inşa etmekten ve PTS ile FT-CI gibi sahte sol güçlerin işçi sınıfının siyasi bağımsızlığını engellemek için burjuva popülizmini kullanma çabalarına karşı çıkmaktan geçiyor.

8 Şubat 2017

İngilizce özgün metin