Washington’ın Venezuela’ya yönelik yaptırımları ve Chavezciliğin çıkmazı

Trump yönetimi, Pazartesi günü, Venezuela’da bir gün önce yapılan tartışmalı kurucu meclis seçimlerine yanıt olarak, Devlet Başkanı Nicholas Maduro’nun varlıklarını dondurup, hükümete ve iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’ne (PSUV) karşı daha fazla ekonomik önlem tehdidinde bulunarak, Maduro’ya karşı yaptırımları duyurdu.

ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin yaptırımları duyururken, “Dünkü gayrimeşru seçimler, Maduro’nun, Venezuela halkının iradesini hiçe sayan bir diktatör olduğunu doğrulamaktadır.” dedi. Maduro, ABD’nin kişisel yaptırım uyguladığı, Irak’ta Saddam Hüseyin’i, Libya’da Muammer Kaddafi’yi, Suriye’de Beşar Esad’ı ve Kuzey Kore’de Kim Jong-Un’u kapsayan liderler listesine dahil oluyor. ABD’nin pek de ustaca olmayan dilinde, verilen mesaj açıktır: Saddam Hüseyin ve Kaddafi öldü, Esad ve Kim ise suikast ve rejim değişikliği ile tehdit ediliyor.

Pazartesi günü ilan edilen yaptırımların kapsamı, kimi gözlemcilerin beklediğinden daha sınırlıydı. Bu yaptırımlar, PSUV ve Venezuela ordusu üyelerine, ABD’nin Maduro devrilene kadar baskıyı arttıracağı mesajı vermeyi amaçlıyor.

ABD’li yetkililer, Pazartesi günkü duyuruyu Venezeula petrolüne yönelik ekonomik yaptırımlar uygulama tehditleriyle birleştirdiler. Bunlar, devlete ait petrol şirketi PDVSA’nın ABD doları ile ticaret yapmasının kısıtlanmasını ya da ABD’nin Venezuela’nın ham petrolünü ithal etmesinin engellenmesini kapsayabilir.

Bu tür önlemler Venezuela ekonomisini felce uğratacak ve muhtemelen PDVSA’yı temerrüde zorlayacaktır. 2016’da ABD’ye günde 740.000 varil ham petrol ihraç eden Venezuela, bu ülke ile ticarete aşırı derecede bağımlı durumda. Venezuela ayrıca, kendi ağır ham petrolünü arıtmak için ABD’den hafif ham petrol ithal ediyor.

Bu yaptırımların uygulanması, Venezuela işçi sınıfı için daha da cezalandırıcı bir yoksullaştırma anlamına gelecektir. PDVSA’nın borçlarını zamanında ödeyememesi, 2020’ye kadar zaten yüzde 4.000’e ulaşması beklenen enflasyonu tırmandıracak ve ülkenin gıda ve ilaç gibi ürünleri ithal etme gücünü ortadan kaldıracaktır. Venezuelaların yüzde 75’inin, 2016’daki yaygın kıtlık nedeniyle ortalama 9 kilo kaybettiği bildirilmişti.

ABD emperyalizmi, yoksullaştırılmış Venezuela halkını, ülkenin ham petrolünü Amerikan petrol şirketleri yararına çıkarma hakkını güvence altına almaya yönelik çabalarında piyon olarak görmektedir. Venezuela petrolü ve devletin denetimi uğruna mücadele, ABD’nin “Latin Amerika’ya dönüş” ve Rusya ile Çin’in bölgedeki etkisine karşı koyma çabalarında bir odak noktası haline gelmiş durumda.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Pazar günü yapılan oylamaya, ABD’ye, sağcı muhalefet koalisyonu Demokratik Yuvarlak Masa Birliği’nin (MUD) önderlik ettiği süregiden gösterilere ve şiddet eylemlerine desteğini durdurması yönünde yaptığı pek de örtülü olmayan bir çağrıyla yanıt verdi. Bakanlık, “Venezuela’da renkli devrim senaryoları ve formülleri uygulamak isteyen bazı dış güçlerin çabaları”nı kınadı. Rusya’nın açıklaması, ayrıca, “iç siyaseti istikrara kavuşturma” gücü olarak kurucu meclise desteğini dile getiriyordu.

Financial Times (FT), kurucu meclisin ilk hamlelerinden birinin, Rus petrol çıkarma şirketlerinin kullanımına açık hale getirmek için, Venezeula petrolünün yabancılar tarafından işletilmesini engelleyen anayasal hükmü kaldırmak olacağını belirtti. Reuters ise, birkaç hafta önce, Rus şirketi Rosneft’in, “CITGO’daki [Venezeula’ya ait ABD petrol rafinerisi] paylarını, Venezuela petrol sahalarındaki yeni hisselerle değiştirme ve Venezuela petrolünü PDVSA aracılığıyla değil kendi üzerinden satma hakkı dahil, diğer varlıklarla değiştirmeyi görüşüyor” olduğunu bildirmişti. FT, bu, “Venezuela anayasasında değişiklik yapılmasını gerektiriyor” diye belirtiyor. 

ABD emperyalizminin “demokrasi” ve Venezuela halkının hakları için döktüğü timsah gözyaşlarının gerçek anlamı burada yatmaktadır.

Venezuela’nın az gelişmiş Orinoco Petrol Kuşağı, dünyadaki çıkarılmamış en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olmakla övünmektedir. Amerikalı ve Rus şirketler, Venezuela altında yatan milyarlarca varillik ham petrolün kontrolü uğruna sert bir mücadeleye girmiş durumdalar.

Rus şirketleri Maduro’nun iktidarda olmasından yararlanırken, ABD bu Güney Amerika ülkesini kuşatan askeri üslere sahip ve Rusya ile Çin’in bölgedeki yatırımlarını fazlasıyla aşan bir siyasi, askeri ve ekonomik üstünlük sergiliyor. ABD, 125 yılı aşkın emperyalist sömürü sürecinde, Latin Amerika ülkelerinin yarısından fazlasını istila etmiş, diktatörlükleri ve ölüm mangalarını desteklemiş ve bölgeyi ABD bankalarının ve şirketlerinin sömürüsü için bir platform olarak güvenceye alma çabalarında milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştır. 

Pazartesi günkü yaptırımların Trump’ın eski İç Güvenlik Bakanı ve emekli Amiral John Kelly’i özel kalem müdürü olarak atamasından birkaç saat sonra gelmesi, ABD emperyalizminin yüzünü giderek artan oranda Latin Amerika’ya döndüğünün bir işaretidir. Kelly, 2012’den 2016’ya kadar ABD Güney Komutanlığı komutanı olarak, ABD’nin Latin Amerika’daki emperyalist operasyonlarını yönetmişti. Rex Tillerson ise, dışişleri bakanı olarak Kongre’nin onayını almadan önce, 1921’den itibaren Venezuela petrolünü kontrol etmiş olan ExxonMobil şirketinin CEO’suydu ve şirketin son varlıklarının 2007’de ulusallaştırılmasından bu yana, Venezuela’daki egemenliğini yeniden ileri sürmenin bir yolunu arıyordu.

Latin Amerika’daki sol burjuva yönetimlerin Hugo Chavez’in 1998’de seçilmesiyle başlayan “Pembe Dalga” döneminden 20 yıl sonra, Venezuela, ABD emperyalizminin dayatmaları karşısında daha önce hiç olmadığı kadar yalıtılmış ve savunmasız durumda. Chavez’in ve Maduro’nun “ABD emperyalizmi”ne yönelik tüm suçlamalarına karşın, Venezuela, PSUV yönetimi altında, gerçekte ABD’ye olan petrol ihracatına ve onunla ticari bağlara daha bağımlı hale geldi.

Petrol ihracatının Venezuela’nın GSYİH’sindeki payı, geçtiğimiz 20 yıl boyunca arttı. FT, PSUV’un politikaları, “Maduro hükümetini, ekonomik varoluşu için ABD ile petrol ticaretine bağımlı kıldı.” diye yazıyordu. Makale, alaycı bir şekilde, “insanlar ABD’nin Maduro yönetimini finanse ettiğini öğrendiklerinde şaşırabilirler” diyen yatırım bankacısı Russ Dallen’in sözlerini aktarıyor.

Bu durum, hataların ya da kötü ekonomik planlamanın ürünü değildir: Chavez-Maduro hükümeti, Venezuela’nın Amerikalı petrol şirketlerine ekonomik bağımlılığını arttırmıştır. Çünkü bu, Venezueala egemen sınıfının PSUV tarafından temsil edilen kesimlerini zenginleştirmeye en az direnişin olacağı yoldu.

Pembe Dalga dönemi, geçtiğimiz çeyrek yüzyıl içindeki önemli bir siyasi deneyimdir. “Sosyalist” ve “solcu” olduğunu ilan eden bir hükümetler ağı, geniş halk kitlelerinin koşullarını iyileştirme yönündeki popülist vaatlerle iktidara gelmişti. Ancak bugün, bölge, dünyanın en eşitsiz kısmı olarak kalmayı sürdürüyor ve yoksulluk, Latin Amerika’daki 500 milyon insanın büyük kısmı için baskın etkendir.

Pembe Dalga dönemini “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak göklere çıkaran sahte sol gruplar bölünmüş durumdalar. Venezuela’daki Marea Socialista gibi bazıları, Chavezciliğe (chavismo)  önceki desteklerini çekti ve şimdi sağcı protestolara destek çağrısı yapıyorlar. ABD’deki Jacobin dergisi gibi diğerleri ise, “gerçek bir sosyalist alternatifin inşası Maduro hükümeti ile yan yana ortaya çıkabilir” düşüncesiyle, hala Maduro hükümetini destekliyor.

Latin Amerika’ya egemen olan sürekli yoksulluk ve eşitsizlik, buradaki işçi sınıfının küçük-burjuva radikalizminin çeşitli akımları tarafından siyasi olarak silahsızlandırılması ile sıkı sıkıya bağlantılıdır.

Bunda, merkezi bir rol, Dördüncü Enternasyonal içinde işçi sınıfının devrimci rolünün reddi temelinde ortaya çıkmış olan Pablocu eğilim tarafından oynandı. Pabloculuk, radikalleşmiş bütün bir genç ve işçi kuşağını kanlı Guevaracı gerillacılık çıkmazına yönlendirmeye çalışırken, Troçkist hareketi Stalinizm, Peronculuk ve başka burjuva ulusalcı eğilimler içinde tasfiye etmeye uğraştı.

Latin Amerika’da devrimci sosyalist bir hareketin gelişmesi konusunda ciddi olanlar, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Pabloculuğa karşı mücadelesini öğrenmeliler. Bu tarihe ilişkin kapsamlı bir kayıt, WRP Troçkizme Nasıl İhanet Etti ve Savunduğumuz Miras kitaplarında bulunabilir.

2 Ağustos 2017

İngilizce özgün metin