Yeni küresel silahlanma yarışı
ABD egemen seçkinleri, Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında ve hemen sonrasında elde ettiği tartışmasız küresel üstünlüğü korumak amacıyla, 1980’lerden bu yana, üçüncü bir emperyalist dünya savaşına yol açma tehlikesi oluşturan küresel bir silahlanma yarışı ve askerileşme yöneliminin başını çekiyor.
ABD’nin askeri harcamaları, 1990’lı yılların yüzeysel ve kısa süreli “barış temettüsü”nün [savunma harcamalarının eğitim ve sağlık gibi kalemlere aktarılması-çev.] ardından, 21. yüzyılın başlangıcından bu yana, düzmece “terörle küresel mücadele” bayrağı altında çarpıcı bir şekilde arttı.
Yalnızca 2000 ile 2006 yılları arasında, ABD Savunma Bakanlığı’nın bütçesi 300 milyar dolardan 530 milyar doların üstüne çıktı. ABD’nin askeri harcamaları, 2014 itibarıyla 610 milyar doları ya da küresel askeri harcamaların yaklaşık yüzde 35’ini buldu.
ABD ordusunun “gizli bütçe”sini ve Irak, Afganistan ya da başka yerlerdeki savaşlara ayrılan çeşitli “beklenmedik durum” fonlamaları dikkate alındığında, ABD militarizmi tarafından her yıl tüketilen gerçek miktar, 1 trilyon dolardır.
Bu harcamalar, ABD yönetiminin açıkça ilan ettiği daimi ve topyekün savaş kararlılığını yerine getirmek için gerekli. Obama yönetiminin 2014 Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS 2014) belgesinde yeniden teyit edildiği üzere, Pentagon, kendisini, Amerika’nın “dünyanın önde gelen küresel gücü” olarak konumunu korumaya adamış durumda. NSS 2014, ABD’nin, Kuzey Kutbu dahil, “giderek bileşik gezegenin her parçasına” müdahale etmesini istiyor.
Washington’ın askeri özlemleri, yeryüzü ile sınırlı değil; o, dış uzayı ve sanal gerçekliği de kapsıyor.
Pentagon’un, düşman bilgilendirme ağlarına karşı “keskin olmayan cisimle darbe” indirme kapasitesine sahip yeni sanal silahlar [üretilmesi] ve Rusya’ya, Çin’e ve İran’a karşı önleyici sanal saldırılara hazırlanmayı öngören yeni sanal savaş stratejisi, “ABD ordusunun sanal savaşçıları için çok daha kuvvetli bir rol” içeriyor. 
ABD Hava Kuvvetleri Uzay Komutanı General John Hyten, [CBS News TV kanalının] bu haftaki 60 Minutes [60 Dakika] programında, Pentagon’un 25 milyar dolarlık bir ek bütçeyle, ABD ordusunun dış uzay üzerinde mutlak egemenliğini sağlamak için yeni bir uzay programı başlatıyor olduğunu ilan etti.
Washington, yeni bir nükleer silah artışının da ön saflarında. Obama yönetimi, hükümetin, önümüzdeki on yıl içinde, nükleer cephaneliğin modernizasyonuna 355 milyar dolar harcamayı planladığını açıkladı.
800 nükleer silah uzmanının bu yılın Mart ayında Washington’da düzenlediği bir konferansta, ABD Hava Kuvvetleri’nin üst düzey bir komutanı, nükleer yeteneklerinin, ABD’ye, “düşmana dünyanın herhangi bir yerinde sığınak bulma izni vermeme becerisi” sağladığıyla övündü. 
ABD emperyalizmi, akıllara durgunluk verecek ölçüde bir uluslararası savaş hazırlığının örneği ve önde gelen destekçisidir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) aktardığı tahminlere göre, küresel askeri harcamalar, 2014 yılında, neredeyse 1,8 trilyon dolara ulaşarak, küresel üretimin yaklaşık yüzde 2,5’ini tüketiyordu. SIPRI’ye göre, dünyada silahlara yapılan harcamalar, “1980’lerin sonlarındaki [önceki] tepe noktasının oldukça üzerinde” idi.
Ortadoğu, Asya-Pasifik, Doğu Avrupa ve Afrika’daki hükümetler, kendilerini çok miktarda hafif ve ağır silahla donatıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) Çarşamba günü yayımladığı istatistiklere göre, dünya çapındaki askeri harcamalar, 2015’e kadar yüzde 1,7 artmıştı ki bu, büyük ölçüde Ortadoğu, Asya ve Afrika’daki devletlerden gelen artan siparişlerin yol açtığı bir artıştır.
Diğer ülkelerdeki askeri bütçeler, her ne kadar ABD devi tarafından fazlasıyla aşılsalar da, giderek artan bir oranda büyümeye devam ediyor.
ABD dışındaki bazı devletlerin 2014’teki harcamaları şöyle: Çin 215 milyar dolar; Rusya 85 milyar dolar; Suudi Arabistan 80 milyar dolar; Birleşik Krallık ve Fransa 60’ar milyar dolar; Japonya ve Hindistan 50’şer milyar dolar; Almanya 45 milyar dolar; Güney Kore 35 milyar dolar; Brezilya, İtalya ve İsrail 30’ar milyar dolar; Avustralya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri 25’er milyar dolar.
Aralarında Almanya ile Japonya’nın bulunduğu diğer emperyalist devletler hızla yeniden askerileşmeye yönelirken, savaş planlamanın ve yeniden silahlanmanın uluslararası pilot mahallinde ABD bulunuyor.
Ağırlıklı olarak dünya silah ticaretinin yüzde 75’ini kontrol eden Amerikan şirketlerinden alınan ileri silah sistemleri, dünyanın dört bir yanındaki parlama noktalarına sevk ediliyor. Güney Çin Denizi’nde, Ukrayna’da ve Basra Körfezi’nde savaş tatbikatlarının ve bölgesel çatışmaların sürekli tırmanması, büyük güçler tarafından biriktirilen büyük cephanelerin basitçe gösteriye yönelik olmadığını ortaya koymaktadır.
Asya
Dönemin ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, 2012’de Singapur’da yaptığı bir konuşmada, Washington’ın elindeki en yıkıcı ateş gücüyle Çin anakarasını hedefleme niyetini ortaya koymuştu. 
Panetta, ABD’nin, “ileri bir beşinci kuşak savaş uçağı, gelişmiş bir Virginia sınıfı denizaltı, yeni elektronik savaş ve iletişim becerileri ve ileri duyarlılıkta silahlar” dahil, en gelişmiş askeri donanımını konuşlandırarak, tüm Pasifik bölgesinde “hızla askeri güç projesi hazırlayacağını” duyurdu.
Savunma Bakanı Chuck Hagel, 2014 ShangriLa Diyalogu sırasında, bölgesel müttefiklerine, Pentagon’un en öldürücü kaynaklarının, Doğu Pasifik’in stratejik bölgelerine “sevk edilen ve konuşlandırılanlar” olacağı güvencesini vermişti.
ABD Donanması ve Deniz Piyadeleri, Obama yönetiminin “Asya’ya dönüş”ü doğrultusunda, Güney Çin Denizi’nin çevresine kapsamlı güç konumlandırmış durumda. ABD’nin savaş planları, burada, Güney Kore, Japonya, Filipinler ve Vietnam donanmalarının katkısıyla, Hint Okyanusu’ndan Çin’in limanlarına petrol ve diğer temel malların akışını hızla engellemeyi amaçlıyor.
ABD yığınağı, bölgesel askeri varlıkların buna uygun şekilde genişlemesine yol açmaktadır. 2014 yılında, ABD’nin silah satışlarının tam yüzde 48’i Asya-Pasifik bölgesine gitti. Bölgedeki orduların harcamaları, 2005 ile 2014 yılları arasında yüzde 62 artarak, 2014 yılında 450 milyar doları buldu. Vietnam’ın askeri bütçesi, 2005’ten bu yana yüzde 130 artmış durumda.
Pentagon, bu ay, Filipin ordusu ile birlikte, 12.000 dolayında askerin katıldığı “Balikatan Operasyonu” adlı ortak tatbikatların bir yenisini başlattı. Tatbikatlar sırasında, Filipinli komutanlar, Çin karşıtı kışkırtıcı bir söylem sergilediler ve tehditlerde bulundular ki bunlar, tatbikatlara ilişkin medya haberlerinde yer aldı. Manevralar, Çin’in Spratli Ada zincirindeki tesisleri canlandıracak şekilde, kayalıklara ve küçük adalara yerleştirilmiş tahkimatlara saldırı taktikleri üzerine odaklandı.
Filipin ordusundan üst düzey bir subay, geçtiğimiz hafta, “Çin’in saldırganlığının ters etkileri” uyarısında bulundu ve ABD’nin, Filipin ordusuna, Çin’in ada temelli savunmasına karşılık vermek için özel olarak tasarlanmış yeni donanım ve eğitim yardımı yapacağını açıkladı. Bu hafta düzenlenen ASEAN konferansını Pekin ile çatışmayı canlandırma fırsatı olarak kullanan Filipin Devlet Başkanı Benigno Aquino, ABD önderliğindeki tatbikatlar sırasında, Çin’in sergilediği ilerlemelerin “dünyanın geri kalanında korku yaratması” gerektiği uyarısında bulundu.
Avrupa
ABD emperyalizmi, 2014 yılı başlarında, Orta ve Doğu Avrupa’yı Rusya’ya karşı savaş hazırlıkları için geniş bir yığınak alanına dönüştürmenin koşullarını yaratmanın aracı olarak Ukrayna’da bir darbe ve iç savaş kışkırtmıştı. 
ABD’nin Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlediği Şubat 2014 operasyonunun ardından, ABD-Almanya önderliğindeki NATO ittifakı, hızla, Polonya, Romanya ve Baltık Devletleri’nde kendi üs, istihbarat ve lojistik tesisleri ağını geliştirdi. Geçtiğimiz yıl, ABD önderliğindeki ittifak, son derece kısa sürede Rusya’ya karşı savaş harekatı başlatma özel amacıyla, Avrupa’da, “Öncü Güç” olarak da bilinen Çok Yüksek Hazırlık Birleşik Görev Gücü’nü de kapsayan, yeni savaş birlikleri oluşturdu. 
ABD, 2015’in başından bu yana, Avrupa’ya binlerce tank ve başka savaş aracı gönderdi (yalnızca Mart ayında, 800 yeni savaş tankı). Bu ay, ABD ile diğer NATO orduları, “Muhteşem Sıçrayış” savaş oyunları çerçevesinde, Rusya’ya karşı topyekün bir kara savaşı için harekete geçmenin başlangıç aşamalarının bir provasını yaptılar. NATO yetkilileri, basına, tatbikatların, NATO’nun öncü güçlerinin, 48 saat içinde ittifakın “doğu kanadı” boyunca savaşmak üzere seferber edilip konuşlandırılabileceğini gösterdiğini söylediler. Yine bu ay, 2.000’den fazla ABD ve NATO askeri, sürmekte olan Wind Spring kod adlı tatbikatlar kapsamında, Romanya’nın doğusundaki tepelerde büyük ölçekli tank ve piyade savaşlarının benzerini yaptılar (tatbikatın bir videosunu buradan izleyebilirsiniz).
Rusya’ya sınırı olan NATO üyesi hükümetler, ABD’nin coşkulu desteğiyle, bu yılki askeri harcamalarda büyük artışlar gerçekleştiriyorlar. SIPRI tarafından derlenmiş istatistiklere göre, Orta ve Doğu Avrupa’daki askeri harcamalar, Kiev’de Şubat 2014’te gerçekleşen darbeden bu yana olan dönemde, dünyanın bütün diğer bölgelerinde olduğundan daha hızlı artıyor.
En büyük artış, 2014’teki bütçesini yüzde 20’den fazla arttırdıktan sonra askeri harcamalarını 2015 yılında ikiye katlayacak olan Kiev’deki ABD kuklası yönetim tarafından planlanıyor. 2015’te, askeri harcamalarını, Litvanya yüzde 50, Polonya yüzde 20, Letonya ise yüzde 15 arttırmayı planlıyor.
ABD ordusu, Nisan ayı ortalarında, Polonya hükümeti ile varılmış 2 milyar dolarlık anlaşmanın bir parçası olarak, Varşova çevresine çok sayıda Patriot füzesi sevk etti. 
Doğu Avrupalı ordular, yeni donanımlarını, giderek artan sayıda ABD askeri personeli, eğitimci ve “danışman” ile koordinasyon halinde kullanmaya hazırlanıyorlar. “Korkusuz Koruyucu” tatbikatı çerçevesinde, aralarında neo-faşist Azov Taburu’nun da bulunduğu Ukraynalı militanları eğitmek için, bu ay içinde, yüzlerce ABD paraşütçüsü Ukrayna’ya sevk edildi.
Washington, şimdi Devlet Başkanı Poroşenko’nun başında olduğu Kiev yönetimine yapılacak 1 milyar dolarlık askeri yardım paketine ek olarak, altı aylık eğitim programının 20 milyon dolarlık masrafını karşılamayı önerdi.
SIPRI’ye göre, Ukraynalı faşist gruplar, daha 2014’te, ABD’li silah şirketlerinden, 56 devleti kapsayan “yeşil ışık yakılmış” silah alıcıları listesindeki tek devlet dışı grup olarak ayrıcalıklı bir konum edinecek şekilde, silah alıcısı olarak resmi onay almışlardı.
Ortadoğu
ABD’nin Ortadoğu’daki onlarca yıllık askeri yığınağına, Amerika’nın Basra Körfezi’ndeki ve Arap Yarımadası’ndaki bölgesel jandarmalarının silah siparişlerindeki artış eşlik ediyor.
Büyük ABD silah şirketleri, bu ay, Kongre’ye, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar ve Ürdün’e, aralarında binlerce ileri teknoloji içeren füzelerin ve başka savaş malzemelerinin olduğu büyük yeni silah paketleri göndermeye hazırlandıklarını bildirdiler. Bu satışlar, Körfez Devletleri’nin, bölgesel çatışmalar tırmandığı için geçtiğimiz yıl azalmış olan cephaneliklerini yeniden doldurmak için gerekiyor.
2014 yılında, silaha 80 milyar dolardan fazla (bu neredeyse Rusya’nınkine yakın ve Fransa ile Britanya’nınkinden daha fazla) para harcayan Suudi Arabistan, en girişken alıcıydı. Suudi Krallığı’nın Yemen’e yönelik sürmekte olan bombalama saldırısı, yeni sağlanmış son derece yeni ABD donanımı ile gerçekleştiriliyor.
23 milyar dolar harcayan Birleşik Arap Emirlikleri, geçtiğimiz on yıl içinde, toplam askeri harcamalarını üçe katladı ve ABD’nin Avcı insansız hava araçlarını alma izni verilen NATO dışı ilk hükümet olma şerefini elde etti. SIPRI’ye göre, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, şimdi, ABD’nin, sırasıyla ikinci ve dördüncü en büyük silah alıcıları haline gelmiş durumda.
Katar, 2014’te, aralarında 11 milyar dolar değerindeki Apache helikopterlerinin ve gelişmiş füze sistemlerinin olduğu yaklaşık 24 milyar dolarlık silah siparişleri verdi. Bu siparişler, belli ki, geçtiğimiz yıllarda Doha’da yeni ofisler açmış olan Boeing ve Lockheed Martin’in iştahını kabarttı.
Wall Street Journal’a göre, Bağdat yönetimine 15 milyar dolarlık, “savaş uçakları, saldırı helikopterleri ve lazer güdümlü füzeler dahil, çok pahalı donanım” satmış olan ABD, Irak’a olan silah satışını, 2014 yılında üçe katladı.
Ortadoğu’daki yönetimlere büyük silah aktarımı, ABD’li üreticilere sağladığı devasa karların yanında, belirli bir stratejik işleve sahiptir. Ortadoğu’nun ve Afrika’nın büyük kesimlerinin işgali ve askerileştirilmesi, şimdi, ABD egemen çevrelerinde, Pekin ile stratejik karşılaşmaya yönelik hazırlıkların gerekli bir bileşeni olarak görülüyor.
ABD güçlerinin Pasifik’te yoğunlaşmış kapsamlı yığınağı ile karşı karşıya kalan Doğu Asyalı güçler (asıl olarak Çin ama aynı zamanda Japonya da), ABD’nin Pasifik’teki üstünlüğünü kuşatmak ve doğal kaynaklar ile ticari ortaklara ulaşmayı güvenceye alma çabası içinde, kendi “coğrafi arka kapı”larına (Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika) döndüler. ABD Savunma Bakanlığı’nın 2014 US Quadrennial Review’de [ABD Dört Yıllık Değerlendirmesi] belirttiği gibi, “Körfez’deki sürekli ABD varlığı, Çin’in artan gücünü kontrol etmeye yönelik bir taktiktir.”
Latin Amerika
ABD yönetimi, Doğu Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Doğu Asya’da kaynayan başlıca jeopolitik çatışma kazanlarına ek olarak, aynı zamanda, tüm Latin Amerika’da askerileşmeyi teşvik etmeye devam ediyor.
ABD’nin bölgesel politikası, Batı Yarıküre’deki ulusal burjuva seçkinlerle, Meridyen Planı ve Kolombiya Planı gibi, Amerikan emperyalizminin Meksika ve Kolombiya’daki müşteri yönetimlerine ABD silahları ve uzmanları akıtan “güvenlik işbirliği” programları yoluyla sağlama bağlanmıştır.
Meksika, NORCOM’un resmi bir açıklamasına göre, geçtiğimiz birkaç yıl içinde, ABD’den silah alımında, “önceki yıllara göre 100 kat artış” sergilemiş. ABD’nin Meksika’ya silah satışı, 2011’de yaklaşık 400 milyon dolar iken, 2013’te 1,2 milyar dolardan fazla oldu.
Meksika’nın silah alımları, 550 milyon dolardan fazla tutan 3.000 Humvee’yi ve yaklaşık 800 milyon dolar değerinde bir Black Hawk helikopterleri filosunu içeriyordu. Buna, Mexico City’de konuşlanmış, Condores olarak bilinen seçkin kent polisi için, dakikada 5.000 atış yapabilen makineli tüfekle donanmış beş M134 helikopter dahildir.
***
ABD’nin ve rakiplerinin ürkütücü savaş hazırlıklarının son derece açık bir şekilde habercisi olduğu yeni bir küresel katliam yığınağında anlaşılmaz bir yan bulunmuyor. Dördüncü Enternasyonal’in kurucusu Lev Troçki’nin 1934’te yazdığı “Savaş ve Dördüncü Enternasyonal” başlıklı çözümlemesinde belirttiği gibi, kapitalist üretim biçimi ve onun geliştirdiği dinamikler, özellikle de rakip devletler arasındaki bastırılamaz mücadele, kaçınılmaz olarak dünya savaşına yol açar.
Troçki, şunları yazmıştı: “Son emperyalist savaşa yol açmış olan ve modern kapitalizmden ayrı düşünülemez nedenler, şimdi, 1914 yılının ortasında olduğundan çok daha büyük gerilime ulaşmış durumda. Emperyalizmin iradesini engelleyen tek etmen, yeni bir savaşın sonuçlarına ilişkin korkudur. Ama bu frenin etkisi sınırlıdır. İçsel çelişkilerin baskısı, ülkeleri, birbiri ardına, uluslararası patlamaları hazırlama dışında iktidarını sürdüremeyen faşizm yoluna itiyor. Bütün hükümetler savaştan korkuyor. Ama hiçbir hükümetin seçme özgürlüğü yok. Bir proleter devrimin olmaması durumunda, yeni bir dünya savaşı kaçınılmazdır.”
Şimdi, emperyalizmin hazırladığı mezbahanın tek alternatifi, Troçki’nin döneminde olduğu gibi, Sosyalist Devrimin Dünya Partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’in inşasında yatmaktadır.