ABD Afganistan “Cehenneminden” Çıkabilir mi?

Afganistan’daki işgal kuvvetlerinin komutanı General Stanley McChrystal, Rolling Stone Dergisi’ne bir röportaj vererek, ülkesinin Afganistan politikasını aşağılamıştı. Bu yüzden McChrystal, Obama’nın talimatıyla görevinden kovuldu. Destekçileri bile McChrystal’ın sözlerini küstahça ve yanlış bulmuştu. McChrystal’ın “zeki” bir komutan olduğu dikkate alındığında şu soru sorulabilir: McChrystal bunu neden yaptı?
McChrystal bu röportajı kovulmak için verdi. Peki, neden kovulmak istedi? Kovulmak istedi çünkü Afganistan’da izlediği ve savunduğu politikaların artık işe yaramadığını ve bundan sonra da işe yaramayacağını biliyordu. İşgal kuvvetleri Afganistan bataklığına iyice saplanmışken, kamu otoritesi nezdinde sorumlu tutulacak ve itibarı lekelenecek kişi olmak istemedi. McChrystal “zafere” olan inancını tamamen kaybettiği için en kısa yoldan kendini kovdurmayı tercih etti.
McChrystal’ın kovulmasına kadar ki süreci bir düşünelim. ABD’nin Irak ve Afganistan’da uyguladığı askeri strateji, aslen ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tarafından ortaya konmuştu. Donald Rumsafeld’in askeri stratejisinin ana fikri çok basitti: “Bomba at, arkana bakma”, “esirlere işkence et, sağ bırakma”, bir de “o ülkeyi süresiz olarak işgal et”.
Afganistan savaşı başlamadan önce McChrystal, Rumsfeld’in gözdelerinden biri olarak Washington’da çalışan bir generaldi. Gözüpek, asi, saygı duymadığı üstlerini küçük gören, her daim kendini öne süren bir kişiliğe sahipti. Ondaki bu yetenekleri keşfeden Rumsfeld, onu ordunun çok gizli operasyonlar yürüten ve “ölüm makinaları” olarak bilinen seçkin birliklerinin başına atadı. McChrystal kovulana kadar, görevini “başarıyla” icra etti.
2006 yılında tüm dünya basınında, ABD’nin Irak savaşını kaybetmek üzere olduğunu söyleyen haberler çıkmaya başlamıştı. İşgale karşı direniş çok güçlü gözüküyordu ve ABD Ordusu’nun kayıpları her ay daha fazla artıyordu. Cumhuriyetçi Parti 2006 seçimlerinde başarılı olamamıştı. Acilen bir şeyler yapılmalıydı. Hemen bir çözüm üretildi. Başkan Bush, Rumsfeld’i Savunma Bakanlığı görevinden kovdu. Birden bire yeni bir askeri strateji, yani isyan bastırma stratejisi (Insurgency Strategy) hayata geçirildi. Bu yeni strateji, o güne kadar pek az tanınan bir general olan David Petraeus tarafından geliştirilmişti.
Petraeus, Afganistan’da koltuğuna oturduğu McChrystal’dan bütünüyle farklı bir kişilikti. O “entelektüel asker” denilebilecek bir kişilikti. Petraeus, 1983 yılında ABD Kara Kuvvetleri Komuta ve Kurmay Kolejini dereceyle bitirdi. 1989’da Princeton Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler doktorasını aldı. West Point’de Uluslararası İlişkiler dersi verdi. Aynı zamanda, ordu içinde pişmiş bir muhabere subayı (Signal Officer) olarak önemli mevkilerde görev aldı. Petraeus tüm bu yetenekleri sayesinde Washington’daki politikacıların da güvenini kazandı.
Petraeus, 1980’lerden beri yayınladığı makale ve raporlarda, isyanları bastırmayı bir doktrin olarak savunuyordu. İsyan bastırma stratejisini, Cezayir’de Fransızlar’ın, Vietnam’da ABD’nin deneyimlerinden yararlanarak geliştirmişti. Başkan Bush 2006 yılında Petraeus’a, Irak’ta isyan bastırma stratejisini uygulama emri verdi. Petraeus ABD askerlerine dönük saldırıları azaltmak ve direnişin belini kırmak için iki temel iş yaptı. Birincisi, Irak’a dışarıdan gelen El-Kaide militanlarına verilen örtülü desteğe son vermek için, Irak’ın orta ve batı kesimlerindeki Sünni aşiret reislerine yüklü miktarda rüşvet verdi. Sünni aşiret reisleri, El-Kaide’yi kendilerine karşı potansiyel bir rakip olarak gördükleri için, para karşılığında Amerikan işgaline karşı besledikleri hoşnutsuzluğu unutmaya istekliydiler. Petraeus’un yaptığı ikinci iş, Bağdat’ı etnik kompartımanlara ayırmak; bir çok etnik unsurun bir arada yaşadığı şehri, birbirinden ayrılmış, daha küçük bir Şii alan ve kuşatılmış daha küçük bir Sünni alan şeklinde ikiye bölmekti. Bu sayede, Irak’ı meydana getiren etnik grupların birbirini boğazlaması pahasına, hem ABD askerlerine yönelik saldırılar azaltıldı hem de direnişin beli kırıldı. Petraeus’un bu (İngiliz tarzı) “böl, parçala, yönet” stratejisi, Irak’ta tek bir istisna olarak, yeni seçilen Irak Meclisi’nde kilit oyuncu olarak yükselen Muktada el Sadr’ın (ve dolaylı olarak İran’ın) siyasi çıkarlarına hizmet etti.
Peki Petraeus bu strateji ile ne elde etti? Bu sayede ABD, Irak’tan yıkıcı bir mağlubiyet ile dönebilecekken, kendi siyasi ve askeri menfaatlerini koruyabileceği (arkasında stratejik askeri üsler bırakan) bir çekilme planı elde etti. [1] Tabi ki ABD’nin çekilme planı “tıkır tıkır” işlemeyecek. Bu konuda, Irak Ordusu’nun en üst düzey komutanı Korgeneral Babekir Zebari’ye kulak verelim: “ABD çekildikten sonra, Irak Ordusunun ülkede kontrolü tam olarak üstlenmeye hazır olması için en az on yıl daha gerekiyor”, “çekilme planı vaktinden erken”, “Irak askerlerinin eğitimleri 2020 yılından önce tamamlanamaz”, “Amerikalıların desteği olmadan ülkedeki sorunlarla baş edemeyiz”, “ülkede şiddet olaylarında ciddi şekilde artış var”, “El Kaide'nin faaliyetlerini güçlendirdiği yolunda işaretler alıyoruz”, "Şu aşamada çekilme yolunda gidiyor çünkü (Amerikalılar) hâlâ buradalar. Ama sorunlar 2011'den sonra başlayacak - siyasetçiler o tarihten sonra oluşacak boşluğu doldurmanın bir yolunu bulmalılar". Zebari’nin bu sözleri, Irak’ı daha da karanlık bir geleceğin beklediğini gösteriyor. Bugün ne yazık ki, Irak’ta bu felakete dur diyebilecek çapta bir Marksist önderlik ve işçi sınıfı hareketi yok.
Obama göreve geldikten sonra, Irak’taki savaşın aleyhlerine, Afganistan’daki savaşın ise leyhlerine olduğunu açıklamıştı. Obama ilk iş olarak Petraeus’u terfi ettirdi. Onun Irak’ta başarılı olan isyan bastırma stratejisini benimsedi ve bu stratejiyi uygulaması için de Afganistan’daki orduların komutanı olarak McChrystal’ı atadı. McChrystal, Obama’dan 40.000 asker talep etti. Obama aylar süren bir müzakere sürecinden sonra, McChrystal’a 30.000 asker verdi ve ondan bir çekilme takvimi talep etti.
McChrystal, Petraeus’un isyan bastırma stratejisinin, Afganistan’daki hevesli bir uygulayıcısı oldu. McChrystal zafere inanmış bir baş komutan edasıyla, sivil can kayıplarını saklamak için çok katı askeri emirler yayınladı. Kendisinden önceki sivil ve askeri otoritelerin kuşkuyla baktığı Hamid Karzai ile yakın ilişkiler kurdu. Taliban’a karşı hızlı bir zafer kazanacağını, ülkeyi yerel Afgan güçlerine teslim ederek çekileceğini düşündü. Fakat yaşadığı tam bir fiyaskoydu!
McChrystal son çare olarak kendini kovdurmayı seçti. Eğer askeri bir uçakta içki ziyafeti eşliğinde, “solcu” bilinen bir dergide Obama yönetiminin Afganistan politikasıyla dalga geçerse, kendisini kovacaklarından emindi. İstediği de oldu; böylece Afganistan’da olası bir yenilgi sonrası, kamu otoritesi nezdinde sorumlu tutulacak ve itibarı lekelenecek kişi olmaktan kendini kurtarmış oldu. Ne “dahice” değil mi?
Obama’nın kendi itibarını kurtarmak için McChrystal’ı kovmaktan başka seçeneği yoktu. Daha sonra, isyan bastırma stratejisinin esas mucidi olan Petraeus’u göreve atayıp, ona “bu işi temizle” mesajını verdi. ABD Afganistan’da hızla sona yaklaşıyor. Gelecek ayları ve yılları, Obama ve Petraeus ikilisinin Afganistan mağlubiyetini başkalarının üzerine yıkmaya çalışacakları sürükleyici bir “macera filmini” seyrederek geçireceğiz. Bundan emin olabilirsiniz.
ABD şimdiye kadar, Afganistan’daki isyanı bastırmak için trilyonlarca dolar harcadı ve harcamaya devam ediyor. Peki şimdi ne olacak? ABD, Afganistan’daki bu kirli savaşı sonsuza kadar devam ettiremeyeceğine göre, ABD için en mantıklı seçenek çekilme. Obama bu savaşın devam ettirilemeyeceğinin farkında, fakat çekilme seçeneğini siyaseten benimsemekten korkuyor. Çünkü çekilmenin faturası en başta ona kesilecek. Bu yüzden de CIA başkanı Leon Panetta’yı basın kuruluşlarına yollayıp, ona “Afganistan’daki durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini” söyletmişti.
Petraeus bu kararı erken bulsa da, Obama, Afganistan'daki ABD askerlerinin 2011 yılının Temmuz ayından itibaren bu ülkeden çekilmeye başlamalarını istiyor. [2] ABD bu kirli savaşı sürdürmekte ısrar ederse, Afganistan ABD’nin “ikinci Vietnamı” olacaktır. Daha önce McChrystal’ın komutanlarından General Bill Mayvionaylamlle de “Afganistan Vietnam gibi olacak”, “bir galibiyet mümkün değil” demişti.
Obama, Petraeus’dan askeri bir zafer beklemiyor. Obama’nın ondan tek isteği, sorun çıkarmadan (geride stratejik askeri üsler bırakarak) çekilme takvimini hayata geçirmesi. Eğer bunu yapamazsa, sonu McChrystal’dan farklı olmayacak. McChrystal’ın akıbetinin kendi başına gelmesini olası görüp görmediği sorulan Petraeus: “Böyle bir göreve getirildiğiniz zaman, bunun yaptığınız son iş olduğunu düşünürsünüz her zaman” diye yanıt veriyor. [3]

Dipnotlar

[1] ABD’nin Irak’taki askeri varlığını azaltmış olmasına karşın, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon, henüz Irak'taki muharip operasyonların son bulduğunu doğrulamıyor. Pentagon sözcüleri, “Yaklaşık 56 bin Amerikan askerinin 2011 yılının sonuna dek Irak'ta kalacağını, Amerikan askerlerinin Irak güçlerine danışmanlık yapacağını ve bu askerlerin sadece kendilerini savunmak için ya da Iraklı yetkililerin özel talebi üzerine harekete geçeceğini” belirtiyor. Anlaşılan o ki, ABD Irak’taki askeri varlığının önemli bir bölümünü Afganistan’a kaydırmak istiyor. Afganistan cephesi, ABD açısından kritik bir öneme sahip. Bu cephede alınacak bir yenilgi, ABD’nin Orta Asya’ya yönelik planlarını sekteye uğratacaktır.
[2] ABD Afganistan’daki askerlerini çekmeye başlayacağını söylese de, aynı ABD ordusu Afganistan’a yerleşmeyi sürdürüyor. ABD Kongresi’nin çıkardığı son yasa da bunu doğruluyor. Zira, söz konusu yasa 2011 yılında Afganistan’da yapılacak ve geliştirilecek askeri üsler için 1,3 milyar dolar ek bütçe ayırıyor. Söz konusu yeni üsler, ABD’nin Orta Asya'daki yeni askerî stratejisini destekleyecek önemli bir unsur olacak. Afganistan’da istediği sonucu alamayan ve bataklık içinde debelenen ABD, ülke geneline yayılmış askerlerini üslerde toplayarak hem maliyeti hem de kayıplarını azaltmak istiyor. Bütün bunlar Afganistan'dan çekilmesi halinde ABD'nin kullanmayı planladığı stratejik üslerdir. ABD benzer bir politikayı Irak’ta da uyguladı. Irak’taki muharip askerlerin bir bölümünü Ağustos ayı itibariyle çeken ABD, ülke genelinde 100’e yakın askeri üste etkinliğini devam ettiriyor. Bir başka olasılık da, ABD’nin hem Irak’ta hem de Afganistan’da bu stratejik üsleri koruyamayacak duruma gelmesidir. Örneğin, Taliban’ın Afganistan’daki ABD üslerine yaptığı kanlı baskınlar, bu üsleri korumanın hiç de kolay olmayacağını gösteriyor.
[3] Vietnam Savaşı’ndan bu yana, ABD tarihinin en büyük gizli belge sızdırma olayı yaşandı. 2004-2006 yıllarını kapsayan binlerce belge Wikileaks sitesinde yayınlanmıştı. Wikileaks bu belgeleri, Guardian, New York Times, Der Spiegel ile işbirliği içinde yayınlamıştı. Belgelerde: “Afgan sivil ölümlerinin dünya kamuoyundan gizlendiğine”, “NATO’nun Pakistan ve İran’ın Taliban’ı el altından desteklediğine ilişkin kaygılarına”, “Taliban’ın havadan karaya ısı güdümlü füzelere sahip olduğuna” v.b şeylere değiniliyordu. Beyaz Saray bu olayı sert bir dille kınamış, “suçlular en yakın zamanda cezalandırılacak” demişti. Amerikan Ordusu’na ait binlerce gizli belgenin sızdırılmış olması önemli siyasi etkiler yaratacaktır. ABD Savunma Bakanı Robert Gates "Bu belgelerin sızdırılmasının savaş alanındaki sonuçları potansiyel olarak birliklerimiz, müttefiklerimiz ve Afgan ortaklarımız için ağır ve tehlikeli. Bu bölgedeki itibarımıza zarar verebilir." diye konuşmuştu. Peki belgelerin sızdırılmasından kimler daha fazla siyasi kazanç elde etti? İlk akla gelen, ABD içinde, Afganistan savaşına karşı çıkan güçlerin bundan siyasi kazanç elde ettiği. CIA yetkilisi Bruce Riedel de belgelerin sızdırılmasının “ABD içindeki savaş karşıtı güçlerin işine yaracağını” söylüyor. Pakistan’lı yetkililere göre ise, bu belgeler “ABD ile Pakistan arasındaki iyi ilişkileri bozmak isteyenlerin işi”. Afganistan savaşının Amerikan hakim sınıfları içinde derin bir çatlak oluşturduğu kesin. Wikileaks sitesi binlerce belgeyi, Guardian, New York Times, Der Spiegel gibi emperyalist ülkelerin önde gelen basın kuruluşları ile işbirliği yaparak yayınladı; belgelerin basına sızdırılmasının arkasında, Afganistan’daki işgalin faturasını daha fazla ödemek istemeyen diğer emperyalist müttefikler olabilir mi? Ya da CIA belgeleri basına sızdırarak çekilme takvimini hızlandırmaya çalışıyor olabilir mi? Belki de bu olup bitenler, sadece bağımsız ve alternatif medyanın bir zaferi.