Afgan hastanesinin bombalanması: Bir emperyalist savaş suçu

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın Afganistan’ın Kunduz kentindeki bir sağlık merkezinde, üçü çocuk en az 22 sağlık görevlisinin ve hastanın katledilmesi, Obama yönetimindeki üst düzey yetkililer dahil olmak üzere ABD hükümetinin ve ordusunun sorumlu olduğu bir savaş suçudur.

3 Ekim katliamından yaklaşık iki hafta sonra ortaya çıkan ayrıntılar, ABD askeri yetkilileri tarafından yayılan yanlış bilgilendirme kampanyasını boşa çıkarmaya başladı.

Associated Press (AP), Perşembe günü, ABD özel operasyon uzmanlarının, iddiaya göre bir Pakistan istihbarat ajanının binayı Taliban’ın faaliyetini koordine etmek için kullandığından şüphelendikleri için, saldırıdan önceki günlerde hastane üzerine bilgi toplamış olduklarını söyleyen eski bir istihbarat yetkilisinden alıntı yaptı. Uzman, tüm bölgenin haritasını çıkarmış ve hastanenin çevresini bir daire içine almış.

Bir başka habere göre, yayınlanmamış olan pilot kabini kayıtları, binayı bombalamak için gönderilen AC-130 savaş helikopteri uçuş personelinin saldırının yasallığını sorgulamış olduğunu ortaya çıkarıyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar’a (Médecins Sans Frontières – MSF) ait bina iyi bilinen belirli bir noktaydı ve ordu yetkililerinin ne yapılmış olduğunu tam olarak bilmedikleri iddiası, apaçık bir yalandır. Bir saat süren saldırı boyunca, personel, telaş içinde, Afgan ve ABD askeri yetkililerine durmaları için yalvaran çağrılarda bulunmuş fakat bu çabalar sonuç vermemişti.

MSF’nin genel başkanı Meinie Nicolai, yeni detayların, [bombalamanın] kasıtlı olarak gerçekleşmiş “önceden planlanmış bir katliam” olduğunu kanıtladığını söyledi. 1996 ABD Savaş Suçları Yasası’na göre ömür boyu hapisle ya da ölümle cezalandırılması gereken bu saldırı, Cenevre Sözleşmesi’nin “ciddi bir ihlal”ini oluşturmaktadır.

Bu hafta, vahşetin boyutuna ilişkin fotoğraflı kanıtlar da ortaya çıktı. Serbest gazeteci Andrew Quilty, yanıp kül olmuş hastaneden geriye kalanları gösteren bir dizi görüntü yayımladı. Quilty, “Bina boyunca, tüm görünür yüzeylerde, rastgele ve aralıklı seri mermi izleri bulunduğu”nu bildirdi. “Başka yerlerde, sağlam tuğlalar içinde yaklaşık 60 santimetre genişliğinde yarıklar bırakan daha büyük yaylım ateşleri duvarlar boyunca dümdüz delip geçmişti.” Fotoğraflar, yanıp kül olmuş hastane yataklarını, saldırının etkisiyle un ufak olmuş duvarları ve tanınmayacak kadar kömürleşmiş cesetleri gösteriyor.

“Kabaca 40 odayı inceleyen” Quilty, “cesetlerin ve ceset kalıntılarının, çoğu durumda tek başına, saçılmış halde yattığı”nı yazıyor. “Bu cesetlerden –ya da onlardan geriye kalanlardan- biri hariç tamamı, hala tesisin içinde yerdeydi. Bir kurbanın, kopmuş bir ayak dışında ayırt edilemeyen kalıntılarının altında, neredeyse bütünüyle sağlam beyaz ve soluk mavi bir hastane elbisesi vardı.”

ABD medyası, bariz ve planlanmış bir savaş suçunun kanıtları çoğalmaya başlarken, devletin propaganda kolu olarak geleneksel rolünü oynuyor. New York Times, AP’nin ifşalarını haber yapmadı ve bombalama sonrasına ilişkin haberini gazetenin iç sayfalarına gömdü.

Cuma günkü basın toplantısında, Başkan Barack Obama’ya, bombalı saldırı üzerine tek bir soru sorulmadı.

Saldırının en olası açıklaması, onun, Afganistan halkına, işgale ve Kabil’deki kukla rejime karşı devam eden direnişin acımasız şiddetle ve terörle karşılaşacağı yönünde bir mesaj göndermek için ABD ordusu tarafından emredilmiş kasıtlı bir eylem olduğudur.

3 Ekim katliamına yol açan emir-komuta zinciri ne olursa olsun, en büyük sorumluluk, Afganistan’daki savaşı başlatanlara ve sürdürmeye devam edenlere aittir. Başkan Barack Obama, ABD savaş suçları kanıtları çoğalırken bile, Perşembe günü, 10.000 askerin 2016 yılının sonuna kadar Afganistan’da kalacağını açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri sonu olmayan bir savaşa girmiştir ve Amerikan emperyalizminin, işgalin ve kukla Afgan rejiminin krizine yanıtı, kitlesel katletmedir.

MSF binasına yönelik saldırı bilhassa acımasızken, Afganistan savaşının ve işgalinin tarihi kan ve terörle yazılmıştır. Kasım 2001’de, Bush yönetiminin savaşı başlatmasından bir ay sonra, ABD ve Afgan kuvvetleri, MSF hastanesine karşı kullanılmış olan aynı AC-130 savaş helikopterleriyle, Mezar-ı Şerif’teki yüzlerce Taliban tutuklusunu katletmişti. Aynı ay, yüzlerce Taliban tutuklusu, Kunduz’daki Kuzey İttifakı’na ve ABD kuvvetlerine teslim olmalarının ardından, metal kargo konteynırlarının içinde havasızlıktan boğularak öldürüldüler.

Geçtiğimiz 14 yıl boyunca, bir katliamı bir diğeri izledi. Sayısız erkek, kadın ve çocuk, insansız hava aracı saldırılarında, bombardımanlarda, düğünlere ve sivil binalara yönelik saldırılarda öldürüldü. Bu suçlar, çoğu zaman, “düşman savaşçılar” ya da “isyancılar” ölüm etiketleriyle, bildirilmemiş kaldılar. Onların doğruluğu medya tarafından kabul edildiğinde, hızla halının altına süpürüldüler ya da resmi “soruşturmalar” eliyle aklandılar.

Amerikan emperyalizmi, bir suç örgütüdür. Egemen sınıf, geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, genişleyen bir fetih ve egemenlik savaşına girmiştir. Gelecekteki mahkemelerde kayıt altına alınacak olan mezalimlerin listesi, Şubat 1991’de Körfez Savaşı sırasında Irak’taki Amiriyah barınağına yönelik saldırıda 400’den fazla sivilin öldürülmesini; Mayıs 1999’da Yugoslavya’ya karşı NATO savaşı sırasında Çin büyükelçiliğinin bombalanmasını; 2003’te Irak’ın istila edilmesinin ardından Felluce’nin harap edilmesini ve daha fazlasını kapsayacaktır. Bunlara, Obama yönetimi altında oldukça yayılmış olan insansız hava araçlarıyla insan öldürme politikası ve dünya çapındaki askeri tesisler ile CIA’in gizli hapishanelerindeki işkence ve yasadışı gözaltı uygulamaları da eklenmelidir.

Bu suçların sorumluluğu, bu savaşlar için yetki veren Demokrat ve Cumhuriyetçi politikacılara; bu yetkileri uygulayan ordunun üst düzey subaylarına; birbirini izleyen işgalleri haklı gösteren yalanları üreten medyaya, “insan hakları” müdahalesi kampanyasına katılan sahte sola ve akademik propagandacılara aittir. Kendisini “demokratik sosyalist” ilan eden Bernie Sanders, bu haftanın başındaki Demokratik Parti tartışmasında, anlamlı bir şekilde, MSF hastanesindeki katliam hakkında hiçbir şey söylemezken, Amerikan militarizmine olan desteğini yineledi ve Afganistan’daki savaşı açık bir şekilde savundu.

Bununla birlikte, emperyalizme son verebilecek güçlü bir toplumsal güç bulunmaktadır. Gezegeni bir Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemekle tehdit eden şirket ve mali sektör seçkinlerinin karşı karşıya olduğu en güçlü düşman, içerideki işçi sınıfıdır. Dünya politikasındaki bu devasa devrimci faktör, şirketlere ve onların siyasi temsilcilerine karşı açık mücadele içinde ortaya çıkmaya başlıyor.

Savaşa son verecek ve ülkeyi yöneten savaş suçlularından hesap soracak olan, dünya çapındaki sınıf kardeşleriyle birleşmiş ve devrimci sosyalist bir programla silahlanmış Amerikan işçi sınıfıdır.

17 Ekim 2015

İngilizce özgün metin