Afganistan’daki gelişmeler neyin göstergesi?
Şubat ayında, Afganistan’daki Bagram Hava Üssü’ndeki Amerikan askerlerinin Kuran-ı Kerim yaktığı haberinin halk tarafından duyulmasından sonra, ülke genelinde ABD ve NATO tesislerine karşı gerçekleştirilen kitlesel gösteriler, işgalin on birinci yılında, ABD liderliğindeki işgal kuvvetlerine karşı Afgan halkının beslediği derin nefretin su yüzüne çıkmasına neden oldu. Protesto gösterilerinde yaklaşık 30 Afgan ve 6 Amerikan askeri hayatını kaybetti.
Afganların Kuran-ı Kerim’e yapılan saygısızlığa birebir tanık olması, bu haberin ülke geneline hızla yayılmasını kolaylaştırdı. ABD üsleri, Birleşmiş Milletler, Güney Afganistan’da Taliban operasyonları için kullanılan çeşitli merkezler ve hatta Kundus şehrindeki tesisler saldırıya uğradı. Ayrıca, kimi basın kuruluşları, Başbakan Hamid Karzai’nin kukla Afgan hükümeti için çalışan bazı askerlerin ve polislerin de işgal kuvvetlerine karşı gerçekleştirilen eylemlere katıldığı yönünde haberler yaptı.
Örneğin Kabil’de, Washington Post’a röportaj veren iki Afgan polisinden biri şöyle diyor: “Afganlar ve dünya Müslümanları yabancılara karşı ayağa kalkmalıdır. Bizim sabrımız kalmadı”; diğer polis ise söze girip şunları ekliyor: “Bizler yabancı askerlere de saldıracağız” [1]. Bunları söyleyenler alelade kişiler değil, Karzai hükümeti için çalışan “güvenlik” güçleri!
Dikkat çekici olan bir başka gelişme ise, Amerikalı bir albayın, Kabil’deki en güvenli tesislerden biri olduğu söylenen Afgan İçişleri Bakanlığı Komuta ve Kontrol Merkezi’nde çalışan bir Afgan yetkili tarafından öldürülmüş olmasıydı. Başka bir olayda ise, iki Amerikalı subay Kuran-ı Kerim’le alay etmeleri ve aynı Afgan yetkiliyle tartışmaya girmeleri sonucunda, Abdul Saboor olarak tanınan kişi tarafından (gerçek adının bu olduğu kesin değil) toplam sekiz kurşunla öldürülüyor. Saboor’un hiçbir müdahale olmaksızın yüksek güvenlikli bakanlıktan kaçtığı iddia ediliyor. Bu durum Amerikan tarafında, işgal karşıtı eylemlerin Afgan halkı tarafından sanılandan daha da fazla desteklendiği şüphelerini de güçlendiriyor.
Afganistan işgaline karşı kitlesel halk protestolarının patlak vermesi, işgal kuvvetleri arasında büyük bir endişe yarattı. Protesto gösterilerini takiben Amerikan askeri danışmanları ve Afgan hükümeti yetkilileri acil olarak toplandı; Almanya ve Fransa gibi emperyalist ülkeler de benzer bir şekilde “teyakkuza” geçti; bu son gelişmeler, Obama yönetiminin kukla Karzai Hükümeti’ne, Taliban karşıtı savaşta merkezi rol biçme stratejisinin başarılı olamadığının bir göstergesidir. Zira Taliban’a karşı savaşta, “en güvenilir müttefik” olarak pazarlanan Karzai’nin, Afganistan genelindeki siyasi ve askeri otoritesi her geçen gün daha da fazla erimektedir. Bu sürecin sonunda, Karzai’nin devre dışı bırakılması ve Taliban’la anlaşma yoluna gidilmesi de işgal kuvvetlerinin diğer bir çözüm seçeneğidir.
Washington yönetimi, Afganistan’ı işgal ederek Hazar Havzası’ndaki muazzam petrol kaynaklarının geçiş yollarını kontrol altına almayı hedefliyordu. Fakat bu strateji, büyük oranda Taliban engeline takıldı; Taliban direnmeye devam ediyor ve emperyalist güçler, onu tamamen ortadan kaldırabilmiş de değil. Afganistan, ABD açısından kritik bir öneme sahip; zira bu ülkede alınacak bir yenilgi, ABD’nin Orta Asya’ya yönelik stratejik enerji planlarının da sekteye uğraması anlamına gelecektir.
2001’de Afganistan’ın işgal edilmesiyle birlikte ABD ve NATO desteğiyle kukla bir hükümet kuran Karzai, bugün kendi halkı, hatta onu küçümseyen polis-ordu gücü tarafından yabancı işgalcilerin bir aracı olarak görülmekten bir türlü kurtulamadı. Onun bu imajdan kurtulması artık mümkün değildir zira Afganistan’ın bir “sömürgeyi” andıran hali, Karzai’nin de kendi halkı tarafından bir “sömürge valisi” olarak görülmesine neden olmaktadır.
Karzai’yi ve Obama yönetimini bekleyen “kaçınılmaz sona” ilişkin daha önce şu tespitleri yapmıştık:
“ABD şimdiye kadar, Afganistan’daki isyanı bastırmak için trilyonlarca dolar harcadı ve harcamaya devam ediyor. Peki, şimdi ne olacak? ABD, Afganistan’daki bu kirli savaşı sonsuza kadar devam ettiremeyeceğine göre, ABD için en mantıklı seçenek çekilme. Obama bu savaşın devam ettirilemeyeceğinin farkında, fakat çekilme seçeneğini siyaseten benimsemekten korkuyor. Çünkü çekilmenin faturası en başta ona kesilecek…  ABD bu kirli savaşı sürdürmekte ısrar ederse, Afganistan ABD’nin “ikinci Vietnamı” olacaktır. Daha önce McChrystal’ın komutanlarından General Bill Mayvionaylamlle de “Afganistan Vietnam gibi olacak”, “bir galibiyet mümkün değil” demişti.” [2]
Bagram’da Kuran-ı Kerim’e karşı yapılan saygısızlık, Afganistan’daki ABD işgalinin acımasız ve gerici karakterinden beslenmektedir. Amerika ve Avrupa işçi sınıfı içindeki, barış yanlısı ve savaş karşıtı yaygın muhalefete karşın, Afgan halkına karşı hala kirli bir savaş yürütülmektedir. Afganistan’da yaşananlar, NATO üyesi ülkelerin halklarına “terörle savaş” biçiminde sunuluyor ve bu yalan temelinde Afgan halkının işgal karşıtı tavrı tüm dünyadan gizlenmeye çalışılıyor.
Amerikan Genelkurmayı, bu ülkeye yolladığı askerlerin beynine, devamlı olarak Afganistan’da yuvalanmış “teröre hücrelerine” karşı yürütülen bir savaşın parçası oldukları imgesini yerleştirmeye çalışıyor [3]; bu yüzden askerlerin büyük bir çoğunluğu, işgale karşı mücadele eden Afganlara karşı değil, 11 Eylül saldırısına neden olan “İslamcı teröristlere” karşı savaştıklarına inanıyorlar. Hâlbuki NATO, Afgan halkını “özgürleştirmek” ya da “terörizm ile mücadele etmek” amacıyla bu ülkede değil; gerçekte, bu emperyalist kurum, insanlığın bugüne kadar görüp görebileceği en büyük ve en tehlikeli terörist örgüttür!
ABD’nin Afganistan’da yürüttüğü “neo-sömürgeci” savaş kaçınılmaz olarak, Amerikan askerlerinin öldürdükleri Taliban militanlarının cesetlerine işemeleri [4] ya da Stryker Tugayı askerlerinin Afgan sivillerin parmaklarını kesmeleri ve vücut parçalarından “süs eşyaları” yapmaları olaylarında olduğu gibi, çeşitli barbarlık eylemlerine yol açmaktadır. Bütün “kirli savaşlar” gibi, Afganistan’da da yürütülmekte olan insanlık dışı savaş, binlerce Afganın yok pahasına yoksulluğa itilmesine ve daha da fazla acı çekmesine neden olmaktadır.
Bütün bunlar, Afganistan’da emperyalist bir işgal sürdüren ABD ordusunun işlediği savaş suçlarının sadece küçük bir bölümüdür. NATO’nun, rutin halini almış hava saldırıları sonucunda, şimdiye kadar yüzlerce masum sivil hayatını kaybetti; ABD özel kuvvetleri gece baskınlarında zorla evlere girerek masum aileleri terörize etmeye devam ediyor; bir yandan da NATO’ya bağlı güçler binlerce haksız gözaltı, tutuklama ve işkence olayına imza atmaya devam ediyor.
Afganistan’daki Amerikan askerlerinin imza attığı bir başka skandal ise, hakikaten insana pes dedirtecek cinstendir. Zira bir grup Amerikalı keskin nişancı deniz piyadesinin, Nazi özel kuvvetlerine özgü “SS” sembolleriyle “hatıra fotoğrafı” çektirmesi tartışmalara neden olmuştu. Daha da kötüsü fotoğrafta “SS” sembolü Amerikan Bayrağı’nın altına yerleştirilmişti. Şubat ayı başında gündeme gelen bu vahim olay Obama hükümeti tarafından “sessizce” örtbas edilmeye çalışıldı. Tepkilerin artmasından korkan, hem ABD deniz piyadeleri sözcüsü Camp Pendleton, hem de askeri yargıç Mark Oliva, bu kişilerin faşist bir grup olmadığını açıklama gereği hissetti [5].
Öte yandan, Amerikan halkının savaş karşıtı duygularını Demokrat Parti’nin arkasına yedekleyen kimi “solcu” ve liberal politik güçler de, Afgan halkına karşı işlenen suçlara ortaklık etmektedir. Nasıl mı? Afganistan’daki savaş devam ederken, Barack Obama, kendi halkına “Afganistan’daki savaşa son verme” sözü vererek 2008’daki başkanlık seçimlerini kazanmıştı. O zamandan bu zamana Afganistan’daki ABD askeri sayısı üç kat arttı ve o, Beyaz Saray’daki rahat koltuğuna oturduğundan beri Afganistan’daki sivil can kaybı her yıl daha da arttı. En son Afganistan’da bir Amerikan askeri 9’u çocuk 19 Afgan sivili katletti [6].
Afganistan işgali bir kez daha kanıtlamıştır ki tıpkı Cumhuriyetçi Parti gibi Demokrat Parti de bütün “halkçı” söylemlerine karşın emperyalist saldırganlığın ve savaşın partisidir. Savaş suçlusu olan sadece Obama yönetimi de değildir; aynı şekilde Bush’a bir alternatif olarak sunulan Obama’nın “savaş karşıtı” söylemine destek veren liberaller ve sözde “sosyalistler” de, en az Obama yönetimi kadar suçludur ve yine aynı çevreler Obama’nın 2011 seçim kampanyasını desteklemekten çekinmemiştir.
Emperyalist savaş karşıtlığının ve devrimci sınıf mücadelesinin toplumsal dayanakları, bugün içinde yaşamakta olduğumuz küresel kapitalist düzen eliyle yok edilmek isteniyor; ancak uluslararası işçi sınıfının ve diğer ezilen kesimlerin -gençlerin, kadınların- muazzam enerjisi ve gücü sayesinde, geçen yıl Tunus ve Mısır’da ABD destekli diktatörlükler devrilmişti. Başta ABD olmak üzere, emperyalist işgalciler bu gerçeğin bilincinde oldukları içindir ki, onlar, Afganistan’da -ya da işgal altında tuttukları Irak’ta- benzer bir sonla karşı karşıya kalmaktan endişe etmektedirler.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve tüm dünyadaki işçiler, ABD ve NATO güçlerinin derhal ve koşulsuz olarak geri çekilmesini; Afganistan işgalinin sorumlularının savaş suçuyla yargılanmasını ve Afkan halkı için büyük bir tazminat ödenmesini talep etmelidir. Bu perspektifin işçi sınıfı ve gençlik içinde geliştirilmesi Marksist devrimcilerin öncelikli bir görevi olmalıdır. Zira içinden geçmekte olduğumuz küresel emperyalizm çağında, savaşların ve işgallerin durdurulması görevi, uluslararası kapitalist sistemin ortadan kaldırılma göreviyle iç içe geçmiştir.
Savaş karşıtı protestoların en önemli örneklerinden bir tanesi Amerikan liman işçileri tarafından Mayıs 2008 tarihinde yapılan kitlesel savaş karşıtı grevdir. O gün, Uluslararası Longshore ve Warehouse Sendikaları’nın 25,000 üyesi, Irak işgalini protesto etmek için San Diego’dan Seattla’a kadar bütün yolları kilitledi. Bu grev, bugüne kadar Amerikan işçi sınıfı tarafından emperyalist askeri müdahaleye karşı yapılmış ilk siyasi grev olma özelliğine sahiptir ve ABD ve başka ülkelerde gerçekleşen bu türden militan eylemler, gelecekteki mücadeleler için de bir “model” olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca bu önemli deneyim, işçi sınıfının emperyalist savaşlar, işgaller ve küresel kapitalizm karşısında yakıcı olarak ihtiyaç duyduğu uluslararası devrimci stratejinin ve Marksist dünya partisinin de önemine işaret etmektedir.

Dipnotlar

[1] In Kabul, Afghan police sympathize with protesters angry over Koran burning, The Washington Post
http://www.washingtonpost.com/world/two-us-soldiers-killed-in-afghanistan-obama-apologizes-for-koran-burning-as-taliban-calls-for-revenge/2012/02/23/gIQALNKIVR_story.html
[2] ABD Afganistan “Cehenneminden” Çıkabilir mi?, Can Öykü
[3] Sadece ABD hükümeti değil, Afganistan işgaline aktif olarak katılmış olan bütün ülkelerde, özellikle de işçi sınıfı, yönetici sınıflar tarafından yurtseverlik ve militarizm zehrine maruz bırakılmaktadır.
[4] Shock Video U.S Marines pee on Taliban dead Body, News maker today
http://www.newsmakertoday.com/shock-video-u-s-marines-pee-on-taliban-dead-body/3001.html
[5] U.S. Marines posed using Nazi symbols in Aghanistan,  News maker today
http://www.newsmakertoday.com/u-s-marines-posed-using-nazi-symbols-in-aghanistan/3443.html
[6] Afghans 'out of patience' after Kandahar massacre, BBC
http://www.bbc.co.uk/news/world-asia-17339468