Afganistan’ın sürekli işgaline ilişkin ABD ültimatomu
Obama yönetiminin ulusal güvenlik danışmanı Susan Rice, [25 Kasım] Pazartesi günü, Afganistan’ın Devlet Başkanı Hamid Karzai’ye bir ültimatom verdi: ya derhal Washington ile bir ikili anlaşma imzalarsın ya da 2014’ün sonuna kadar ABD askeri güçlerinin çekilmesi ve Batı’dan gelen bütün yardımların kesilmesi ile karşı karşıya kalırsın.
ABD emperyalizmi ve onun Afgan kuklası tarafından uygulanan karşılıklı gerilim politikası, Rice’ın Kabil’e düzenlediği gizli ziyaret sırasında da gözler önüne serildi. Karzai, gece geç saatlerde Rice ile yaptığı toplantıda, ardılının seçileceği gelecek Nisan ayındaki seçimlerden önce herhangi bir anlaşmaya imza atmayacağı konusunda diretmekle kalmadı; aynı zamanda, herhangi bir anlaşmayı, ABD’nin seçimlere müdahale etmemesi, Taliban ile barış görüşmelerini sürdürmesi ve Guantanamo kampında tutulan 17 Afganistanlı’nın serbest bırakılması koşullarına bağladı. Karzai, ABD askerlerinin Afganistanlıların evlerine yönelik tüm baskınları durdurması talebini de yineledi.
Beyaz Saray tarafından yayımlanan yazılı yanıt, sözünü sakınmadı: “[Anlaşmanın] gecikmeden imzalanmaması durumunda, ABD’nin, 2014 sonrası için, Afganistan’da ABD ya da NATO askerlerinin olmayacağı bir planlamaya başlamaktan başka bir seçeneği olmayacak.”
Açıklamada, Rice’ın, “görüşmeleri sonuçlandırdığımızı vurguladığı (bu, ABD’nin Karzai’nin herhangi bir yeni talebini göz önünde bulundurmayacağı anlamına geliyor) ve anlaşmanın imzalanmasının gelecek Nisan ayına kadar ertelenmesinin “uygun olmadığı” uyarısında bulunduğu belirtildi.
Ulusal güvenlik danışmanı, ayrıca, ABD birliklerinin çekilmesinin, Afgan hükümetinin ve ABD tarafından örgütlenmiş güvenlik güçlerinin bütünüyle bağlı olduğu yüz milyarlarca dolarlık ABD fonlamasının kesilmesine yol açacağını açıkça ifade etti.
ABD siyaset kurumu ve medya, bunu, genel olarak düşünülmesi bile hoş olmayan birşey olarak betimlenen “sıfır seçenek” diye yaklaşıyor; bu arada, bizzat Karzai’yi böylesi bir sonucu bile tehlikeye sokan bir çılgın gibi gösteriyor.
Obama yönetiminin “sıfır seçenek” politikasının, ABD halkına başından beri söylenen şey olduğunu düşünmek oldukça zor. Bu Demokrat Partili memur, 2012’de yeniden seçilmek için, 31 Aralık 2014’e kadar tüm ABD birliklerinin Afganistan’dan çıkacağı sözü veren bir kampanya sürdürdü. Onunla aynı partiden seçime katılan arkadaşı Joe Biden, “2014 yılı içinde Afganistan’dan ayrılıyoruz. Bunun aması maması yok.” demişti.
Oysa sonunda böyle olmadığı görüldü. Obama ile Rice’ın Karzai’nin hemen imzalamasını istediği ikili güvenlik anlaşması, sayısı belirtilmemiş (Afganistan Devlet Başkanı, 15.000 kadar olduğunu söylüyor) birliklerin belirsiz bir süre için Afganistan’da kalmasını öngörüyor. Bu arada, ABD güçleri ülkenin dört bir yanına yayılmış dokuz stratejik üssü etkin biçimde kontrol edecekler. Pentagon, “eğiticiler”e ve “danışmanlar”a ek olarak, ülkelerindeki sürekli yabancı işgale karşı çıkanları ele geçirmek ve öldürmek için, Afganistan’da büyük bir özel harekat birliği bırakmayı planlıyor. Bu arada, ABD hava kuvvetleri, lojistik desteği ve istihbaratı, kukla Afgan güvenlik güçlerini desteklemek için orada kalmaya devam edecek.
Karzai’nin bu anlaşmayı imzalamada ikircikli davranması ve Washington’dan daha fazla ödün koparma yönündeki girişimleri, bütünüyle anlaşılabilir. Bu, “imparatorlukların mezarlığı” olarak ün kazanmış bir ülke olan Afganistan’ın tarihindeki bu türde ilk anlaşma olacak. Savaşın yabancı birlikler Afgan topraklarında kaldığı sürece devam edeceğinin bilincinde ve Washington’ın direnişi bastırma yönündeki 12 yıllık çabasının nihai yazgısı konusunda daha az iyimser olan Karzai, kendi geleceğinden kaygılanmakta ve ABD emperyalizminin kiralık bir piyonu rolünü oynamaktan endişe etmektedir. Nihayet, o, kendisini ABD’ye satmaktan tedirgin olmakta ama daha fazla koruma ve para istemektedir.
Onun yaklaşık 3.000 aşiret önderinden ve dini liderden oluşan bir Loya Jirga (Büyük Meclis) toplamasının gerekçesi, büyük ölçüde buydu. Bu meclise Washington ile anlaşmayı onaylama hakkı vermenin, anlaşma ile kişisel olarak Karzai arasına bir mesafe koyacağı umuluyordu.
Bu meclisin üyeleri, elbette, özenle seçilmişti ve Afganistanlılar’ın geniş bir kesimi bu meclisi boş bir deneme olarak gördüler.
Bir Loya Jirga, ABD’deki demokrasiye olup bitenlere göre önemli bir ilerleme bile sayılabilirdi. Obama yönetimi, Kongre’de herhangi bir tartışma ya da oylama olmaksızın, Amerikan halkının daha az onayıyla, gelecek on yıl ve sonrası için, birlikleri Afganistan’da tutmak ve Afgan güvenlik güçlerini finanse edip etkin biçimde yönlendirmek için açık uçlu bir taahhüte giriyor.
Birbiri ardına her yerde yapılan anketler, ABD halkının üçte ikisi ile dörtte üçünün ABD’nin Afganistan’daki askeri müdahalesinin sürmesine karşı olduğunu gösteriyor.
Terörizme ve Ekim 2001’deki ABD istilası öncesinde bu ülkede kampları olan El Kaide’ye karşı sonu gelmez bir mücadele uğruna, Afganistan’daki ABD birliklerine ve üslerine gerek duyulduğu iddia ediliyor.
El Kaide’nin günümüzde Afganistan’da herhangi bir varlığa sahip olmadığı gerçeği bir yana, bu bahane, Washington’ın, kendisine Libya’da ve Suriye’de rejim değişikliğine yönelik ABD savaşlarındabaşlıca vekil birlikler sağlamış olan El Kaide ve bileşenleri ile olan sıkı eşgüdümü eliyle açığa çıkartılmış durumda. Bu anlaşmalar, 1980’lerde Sovyetler’e ve Sovyet destekli yönetime karşı verilen uzun süreli ABD destekli savaşta CIA ile aralarında Osama bin Ladin’in de bulunduğu İslamcı savaşçılar arasındaki anlaşmayı hatırlatıyor.
O zamanlar, ABD Başkanı Jimmy Carter, “Sovyet işgali altındaki bir Afganistan İran’ı ve Pakistan’ı tehdit etmektedir ve dünyanın petrol kaynaklarının çoğunun olası denetimi için bir atlama tahtası oluşturmaktadır” uyarısında bulunmuştu.
Washington, şimdi, sürekli işgale girişmekte ve bunu Sovyetler’e atfetmiş olduğu istekler uğruna yapmaktadır. ABD’yi Afganistan’da sürekli üsler peşinde koşmaya yönelten şey, yaygın bir terör tehlikesi değil ama siyasi coğrafyadır.
Bu ülke, ABD’ye, batısında İran’a, doğusunda Çin’e, kuzeyinde petrol zengini Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetleri ile bizzat Rusya’ya ve güneyinde Pakistan ile Hindistan’a karşı askeri gücünü koruması için bir platform sağlamaktadır.
Washington, Suriye’ye doğrudan askeri müdahaleden geri adım atmış ve İran ile nükleer programı üzerinde anlaşma peşinde olsa bile, ekonomik gücündeki göreli gerilemeyi elinde kalan askeri üstünlüğüne dayanarak dengeleme çabasından hiçbir şekilde vazgeçmedi.
Afganistan, Washington’ın başlıca rakiplerine, özellikle de Çin’e karşı Amerikan küresel egemenliği uğruna mücadelede değerli bir varlık olarak görülmektedir. Bu yüzden, ülkede 12 yıllık ABD savaşı ve işgali sırasında akmış olan kan, yalnızca, önümüzdeki çok daha kötü çatışmaların ön ödemesidir.
ABD’de ve Batı Avrupa’da, Afganistan’daki savaşa ve işgale karşı ezici halk muhalefeti, varolan siyaset kurumunda ya da medyada ifadesini bulmamaktadır. Bir zamanlar savaşa karşı çıkmış olan küçük-burjuva sahte-sol gruplar, artık, Libya’da ve Suriye’de olduğu gibi emperyalist müdahalelerin utanmaz amigoları haline gelmiş durumda.Bütün yabancı birlikleri Afganistan’da çıkmaya zorlayabilecek ve çok daha feci askeri çatışmaları engelleyebilecek gerçek bir kitlesel savaş karşıtı hareketin gelişmesi, işçi sınıfının, savaşın ve militarizmin kaynağı olan kapitalizme karşı bağımsız seferberliğine bağlıdır.
27 Kasım 2013