Asya’ya Açılan Kapı: Pakistan

Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari’nin, geçtiğimiz Çarşamba günü Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ve ABD Başkanı Barack Obama ile bir araya geldiği sıralarda hem Pakistan’da hem de Afganistan’da Taliban’a karşı büyük bir operasyon başlatıldı. “Ortak düşmanın Taliban ve Terörizm” olarak ifade edildiği toplantının yapıldığı sıralarda Pakistan ordusunun, ülkenin kuzey batısında yer alan Svat Vadisi'ne düzenlediği operasyonda yüzbinlerce kişi bölgeyi terk etti. Dahası aynı saatlerde ABD'nin "istikrarı tesis etmeye çalıştığı" Afganistan'ın Farah eyaletinde çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 120 kişi ABD Hava kuvvetleri'ne bağlı uçaklarla vuruldu.
Svat ve Bruner'i de içine alan Malakand bölgesinde Pakistan askerinin başlattığı çatışmalar giderek yoğunlaşıyor. Pakistan'ın kuzey batısındaki Svat vadisinde hükümet kuvvetleri ve Taliban güçleri arasında yaşanan çatışmalar sebebiyle, yaklaşık 1.5 milyon nüfusluk bölge halkının yüzde 60’ı bölgeden göç etti. El Cezire'nin haberine göre, Pakistanlı üst düzey bir hükümet yetkilisi Khusal Han, halka Svat vadisinden ayrılmalarını tavsiye etti.
Bugün yaşananlar dünden belliydi
Özellikle Butto’nun öldürülmesinin ardından dizginlenemez bir biçimde yaşanan gerilimler, Pakistan’daki seçimlere rağmen durmamış dahası artarak sürmüştü. Pakistan’da son 12 ayda 60’tan fazla intihar saldırısı gerçekleşmiş binlerce kişi ölmüştü. Hatta bu saldırılardan birinden Cumhurbaşkanı Zerdari ve Başbakan Yusuf Ali Giyani son anda kurtulmuşlardı.
Son olarak geçtiğimiz mart ayında, Müşerref döneminde görevden alınan yargıçların göreve iadesi ve Navaz Şerif’e getirilen siyaset yasağının kaldırılması için başlayan kitlesel eylemleri bu sayfada ele almıştık. Bu siyasi gerilim, Şerif’e getirilen siyaset yasağının kaldırılması ve yargıçların göreve iadesi ile “duruldu” sanılsa da Taliban’ın kuzey eyaletlerinden ülkenin geniş bir bölümüne doğru hareket etmesi ile Pakistan tekrar alevlenmiş ABD’nin baskısıyla yeni operasyonların önü açılmıştı.
Bilindiği üzere Şubat ayında Svat vadisindeki etkisini ateşkesle güçlendiren ve bölgede şeriat uygulamalarını hakim kılan Taliban, Başkent İslamabad’a 96 kilometre mesafedeki Bruner bölgesinin kontrolünü ele geçirmişti. Başkente ilk defa bu kadar yakınlaşan Taliban güçleri, Bruner’de ana yollar ile stratejik noktalarda egemenliğini kurmuş sonrasında ise kendisini destekleyen din adamları ile Svat ve İslamabad’da gösteriler yaparak Pakistan’ın tümünde şeriat yasalarının uygulanmasını talep etmişti.
Bununla birlikte Taliban güçleri, Bruner bölgesinde hükümet binalarını işgal ederken, yardım kuruluşlarını kapatmış ve bölgedeki polis kuvvetlerini karakollara çekilmeye zorlamıştı. Dahası bölgedeki mahkemeler bu gelişmeler üzerine faaliyetlerine son verirken Taliban sözcüsü Müslim Han, İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, önce Pakistan’da daha sonra da bütün Müslüman dünyasında İslami düzen yerleştirmeyi amaçladıklarını ifade etmişti.
Bir süre bu gelişmelere Taliban ile yapılan “barış görüşmeleri nedeniyle” müdahale edilmemiş olsa da ABD’den ardı ardına gelen uyarılar sonrasında Pakistan ordusu harekete geçti. Obama’nın yeni Afganistan stratejisini açıklamasının ardından yaşanan bu gelişmelere dikkat çeken ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Taliban güçlerinin yayılmaya başladığı Pakistan’daki durumun dünya ve ülkesinin güvenliği için “ölümcül bir tehdit” oluşturduğunu açıkladı. Hükümeti Taliban karşısında “sorumluluktan kaçınmak”la suçlayan Clinton, Taliban güçlerinin giderek daha fazla bölgeyi denetimi altına aldığına ve başkent İslamabad’a birkaç saatlik mesafede bulunduğunu ifade ettikten sonra, Pakistan devletini yıkmayı amaçlayan bu tehdidi görmezden gelemeyeceklerini söyledi. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, "Svat Vadisi'ndeki anlaşmanın başarısız olması ve Buner yönünde başlatılan hareket, sanırım Pakistan hükümeti için gerçek bir 'uyan' çağrısıydı. Orada olan şey ve batı sınır bölgesi, Pakistan'daki demokratik hükümet için gerçek bir tehdittir. Sanırım Taliban'ın Buner'e hareketi niyetlerini gösterdi." açıklamasını yaptı.
ABD’den yapılan bu uyarıların ardından Pakistan güvenlik güçlerinin Taliban ordusuyla karşı karşıya gelmesini “istemeyen” Zerdari, operasyonlar için düğmeye basmış ve ordu saldırılarını Bruner dahil Svat’ta yoğunlaştırmıştı. Bu yazının yazıldığı şu saatlerde operasyonların, Kuzey Batı Sınır Eyaletindeki Svat, Buner ve Aşağı Dir bölgesinde sürdüğünü belirttikten sonra şu ana kadar çatışmalarda 25 sivil, 830’a yakın Taliban militanının ve 27 Pakistan askerinin yaşamını yitirdiğini de ekleyelim.
Afganistan’dan İthal Savaş
Bugün Pakistan’da yaşanan gelişmelerin nedenleri ve sonuçları, uzun süredir bu sayfada Pakistan üzerine yazılan yazılarda* ifade edildi. Detaylandırmadan, özellikle Kapitalizmin bugün içinden geçmekte olduğu küresel krizle beraber Pakistan’ın bir yandan ABD işgali altındaki Afganistan ile bir yandan da İran, Hindistan ve Çin ile sınır olması mevcut siyasi krizin nedenleri hakkında oldukça ipucu veriyor.
Öncelikle ABD’nin Afganistan işgalinin ardından, NATO’nun Taliban karşısında herkesçe kabul edilen yenilgisi, Pakistan’daki siyasi gerilimlerin artmasına önemli bir katkı sunmakta. Sadece geçtiğimiz yılın Ağustos ayından bu yana Taliban’ın Pakistan sınır eyaletlerindeki faaliyeti gerekçe gösterilerek, ABD’nin 35 insansız uçak saldırısında 340’dan fazla insan yaşamını yitirdi. Aynı aylarda Pakistan ordusuyla da karşı karşıya gelen ABD askerleri, Pakistan içlerinde operasyonlarını bugüne kadar sürdürdü.
Dahası ekonomik krizin ortasından geçen Pakistan’ın IMF ve ABD ile sürdürdüğü ekonomik anlaşmalar, hükümeti ABD ile bölgede ortak adım atmaya zorluyor. Bu zorunluluğa ek olarak Zerdari -geçtiğimiz ay Tokyo’da yapılan zirvede adını terör örgütü olarak ifade ettiği ve Afganistan’daki savaşı Pakistan’ içlerine taşıyan- Taliban ile Müşerref öncesine dayanan anlaşması nedeniyle zor durumda. Butto’nun öldürülmesinin ardından yapılan seçimlerde özellikle Müşerref’in tasfiyesi için ülkenin Afgan sınırındaki aşiretlerden destek alan Zerdari, bu güçlerle ABD’nin bölgedeki hedefleri arasında yaşanan çelişkileri bütün çıplaklığı ile yaşıyor.
Şu günlerde seçimlere hazırlık yapan ve nükleer silah konusunda mevcut tutumunu sürdüren İran’nın Obama’ya rağmen ABD ile ilişkilerinde “çatışmalı tutumu”nun bölgedeki uluslararası siyaseti, dolayısıyla Pakistan’daki gelişmeleri etkilediğini belirtmeden geçmeyelim. Pakistan’daki siyasi gelişmelerde etkisi tartışmasız olan Hindistan’ın özellikle ABD ile Çin arasındaki ilişkileri, Pakistan’daki gelişmeleri belirlemekte. O kadar ki en son Hindistan’da yaşanan otel saldırılarıyla bir kez daha gündeme gelen Keşmir sorunu Hindistan ve Pakistan’ı savaşın eşiğinden döndürmüştü. Pek tabi ki küresel krize rağmen bölgede büyük bir askeri güce ulaşan Çin’in nükleer silaha sahip Pakistan’a sınırının olması yaşanan gelişmeleri ve ABD’nin bu ülkeye verdiği önemi anlamada oldukça anlamlı.
Bölgesel Savaş Hazırlıkları
Taliban’ın Afganistan işgalinden sonra yeniden bir güç olmasının ardından gerek Obama’nın açıklamalarında gerekse son NATO zirvesinde ortaya çıkan gelişmeler önümüzdeki günlerde ABD ile NATO’nun Afganistan üzerinden Pakistan’a, bölgeye yeni bir işgali başlatacağının ipuçlarını vermişti. Yeni Afganistan stratejisi olarak açıklanan ve Irak’taki askerlerin Afganistan’a kaydırılmasını öngören gelişmeyle ABD, önümüzdeki yıllarda Asya’da mevcut varlığını geliştirmeyi planlamaktadır. Clinton ve Robert Gates’in sert açıklamalarında da görülecektir ki Pakistan bu projenin belki de Afganistan’dan da önceki atlama taşı olacaktır.
Pakistan’da mart ayında seçim yasağı getirilmiş olmasına rağmen artan kitlesel gösteriler sonrasında bu yasaktan kurtulan Şerif’in adı Pakistan’da ve Beyaz Saray’da sıkça anılmaya başladı. Benzer şekilde darbe söylentilerinin yoğunlaştığı Pakistan’da ABD’nin Zerdari karşısında tercihini Şerif’ten yana kullanması bugün Pakistan’ın içinden geçtiği ve önümüzdeki günlerde yeni yıkımlara yol açacak gelişmelerin yaşanmasını engellemeyecektir. Dolayısıyla bugün başta Pakistan’lı işçi ve emekçiler gerek Taliban’ın her türden şeriat özlemine gerekse bölgede milyonlarca farklı ulustan işçileri savaşa zorlayan kapitalizme ve onun siyasi temsilcilerine karşı, devrim ve komünizm bayrağını yükseltmek zorunda. Bunun yolu; dünya devriminin partisi yani 4. Enternasyonal'i bölgede Peştun, Hindu, Afgan ve birçok ulustan işçilerin ortak mücadelesiyle kurmaktan geçmektedir.