Bangladeş’ten Türkiye’ye uluslararası cinayet şebekesi: bankalar ve şirketler
Kapitalizmin dizginsiz ücretli emek sömürüsü üzerinde yükselen egemenliği ve insan yaşamını hiçe sayan özü, dünyanın dört bir yanında katliam düzeyinde gerçekleşen iş cinayetleri ile daha bir belirginleşiyor. Sermaye, “Buradayım!” diyor emekçilere. “Buradayım ve kanınızla besleniyorum… Siz zenginliği üretin, ben sizi tüketeceğim!”
Bangladeş’te katliama dönüşen “kaza”
Geçtiğimiz hafta sonu Bangladeş’in başkenti Dakka’da bulunan ve yüzlerce işçinin çalıştığı konfeksiyon fabrikasında çıkan yangın sonucunda son belirlemelere göre 112 işçi hayatını kaybetti. Yangın esnasında çok katlı fabrika binasını terk edemeyen 100 işçi ve camdan atlayarak kurtulmaya çalışırken yaralanan, ardından kaldırıldıkları hastanede ölen 12 işçi açıkça iş cinayetine kurban edildi. 
Kapitalistler arasındaki uluslararası rekabetin ucuz işgücü arayışını kamçıladığı tekstil sektörü, kuralsız çalıştırmanın temel kural olduğu, iş güvenliğinin ise ek maliyet olarak kabul edildiği atölyelerin-fabrikaların en yoğun gözlendiği alanlardan. Bangladeş, Çin’in ardından ikinci büyük tekstil ihracatçısı olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla sefaletin ve aşırı zenginliğin iki ayrı kutupta en saf haliyle biriktiği topraklarda, küresel şirketler için üretim yapan fabrikalarda çalışan işçiler, patronlar için hiçbir değer ifade etmiyor; çünkü çalışmak zorunda olan çok sayıda insan var. 
Yangından sağ kurtulan işçilerin açıklamalarına göre olay anında yangın alarmı çalmış fakat işletme müdürü işçilerden işlerinin başına dönmelerini istemişti. Fabrikadaki yangın söndürme tüpleri boştu ve acil çıkış kapıları da işçilerin üzerine kilitlenmişti. Tüm acil çıkış kapılarının kilitli olduğu söndürme ve kurtarma çalışmalarını yürüten itfaiyeciler tarafından da doğrulandı. Yani ölümler daha başka birçok örnekte olduğu gibi göz göre göre geldi. 
Bu işçi katliamının ardından, başka fabrikalarda benzer koşullarda çalışan binlerce işçi çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sorumlulardan hesap sorulması için üretimi durdurup eylemler düzenlemeye başladı. Patronların yanında saf tutan hükümetin tavrı ise benzer başka örneklerdekilerle aynı. Burjuvazinin kâr hırsını teşvik eden ve iş cinayetlerinin önlenmesi için gerekli önlemleri zamanında almayan devlet yetkilileri, ölümlerde sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor ve utanmazca, ölen işçilerin ardından bir günlük yas ilan edileceğini duyuruyor. 
Kuşkusuz, daha iyi çalışma koşulları için ayağa kalkan işçilerin öfkesini dizginlemek ve olaylar yatıştıktan sonra her şeyin kaldığı yerden devam etmesini sağlamak adına atılmış bu adımı, fabrika yetkililerinin göstermelik yargılanmaları izleyecek. Sonunda, birkaç yetkili “cezalandırılarak” katliamın üzeri örtülecek. Basında çıkan haberlere göre üç fabrika yetkilisi sorgulanmak üzere tutuklandı fakat bunlar arasında fabrikanın patronu yer almıyor.     
Eti Bakır’da taşeron cinayet
İş kazalarının günlük yaşamın bir parçası haline geldiği Türkiye’de, sermayeye dikensiz gül bahçesi sunmak için var gücüyle çalışan siyasi iktidarın, hem kazanılmış haklara dönük saldırılar hem de özelleştirmeyi, taşeronlaşmayı, kuralsız ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıran, norm haline getiren yasal düzenlemeler eliyle birinci derecede sorumlusu olduğu işçi ölümleri hızla artıyor. Çalışma yaşamı patronların daha fazla kâr hırsına, olmayan insafına terk edilmiş durumda.
Geçtiğimiz hafta Eti Bakır Samsun İşletmesi’nde meydana gelen “kaza” sonucunda 5 işçi daha iş cinayetine kurban edildi. Anılan işletmede, montajı sırasında, amonyak tankı kapağının üzerlerine çökmesi nedeniyle 300 ton ağırlığın altında kalan 5 işçi hayatını kaybetmiş, 14 işçi yaralanmıştı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin yaptığı ilk incelemenin ardından, kazanın “tedbirsizlik” nedeniyle yaşandığı ve gerekliği iş güvenliği tedbirlerinin alınmadığı saptanmıştı. 
Oysa durum daha vahimdi. 2007 yılında gerçekleşen özelleştirme sonucu işletmeyi satın alan Cengiz Holding, amonyak tankı yapım işini Çel-Kom adlı taşerona vermişti. Bu firma (Çel-Kom) ise işi kendi taşeronuna, o da başka bir taşeron şirkete devretmişti. Yani aslında orta yerde duran, aslında bir taşeron faciasıydı. Bununla birlikte, işletmeyi, gerek iş güvenliği gerekse işin seyri açısından denetlemekle yükümlü olan özel şirketin de sorumluluğunu yerine getirmediği açıkça ortaya çıktı. 
Yaşanan can kayıplarından sonra, devletin kendi sorumluluğunun gizlenmesi adına, olayda açıkça ihmali ve kastı bulunan, anılan şirketlerin yetkililerinden bazılarının gözaltına alındığını ve soruşturmanın ardından denetim firmasında çalışan makine mühendisinin ve yalnızca alt taşeronlardan Tengur şirketinin patronunun tutuklandığını aktaralım. Yalnızca iki “günah keçisi”. Başka kimsenin hiçbir sorumluluğu yok, varsa da “tali”! 
İş cinayetleri sonucunda devlet ve patronlar tarafında sahnelenen oyun hep aynı. “Sorumlulardan hesap sorulacak” yalanıyla ortaya çıkan yetkililer ve bir türlü sorulamayan “hesaplar”.
“Kader” dedikleri
Bu satırlar yazılırken bir başka iş cinayeti haberi de Zonguldak’ın Ereğli ilçesine bağlı Türkiye Taş Kömürü Kurumu’na ait maden ocağından geldi. 28 Kasım’da Ereğli’nin Kandilli beldesinde bulunan maden ocağında 4 işçi devrilen kömür vagonlarının altında kaldı. Vagonların raydan çıkarak devrilmesi sonucunda 1 işçi hayatını kaybederken 3 işçi de yaralandı. 
Egemenlerin “kader” ya da “kaza” dedikleri, göz göre göre gelen ölümler…  Geçtiğimiz yıl (2011) Türkiye’de 1.573 işçi iş cinayetine kurban edildi. İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre, yalnızca geçtiğimiz Ekim ayında “iş kazası” sonucunda hayatını kaybeden işçilerin sayısı 78. İş cinayetleri en fazla inşaat, maden ve mevsimlik tarım işçiliği gibi güvencesiz, kuralsız çalıştırmanın yaygın olduğu sahalarda yaşanıyor.
Kapitalizm dünyanın her yerinde iş cinayetleri eliyle can almaya devam ediyor. Gelişmiş kapitalist ülkeler de dahil olmak üzere, dünyanın dört bir yanında, azgın sömürü koşulları altında çalışan kitlelerin can güvenliği, kapitalistler için basit bir maliyet hesabı. Rekabet, daha ucuz iş gücü, daha fazla kâr,  daha fazla rekabet! 
Sendikacılarsa her iş cinayetinden sonra, konuşma gereği duyduklarında, işçilerin öfkesini dizginlemek adına açıklamalara sarılıyorlar. Onlar, gerçek katil olan kapitalizmi ve devleti gözlerden gizlemek için iş güvenliği önlemlerinin ve denetimlerin artırılması vb. talepler ileri sürmekle yetiniyorlar. 
Patronların, onların sınıf çıkarlarının koruyucusu olan burjuva devlet yetkililerinin-politikacıların ve sendikacıların, çalışan kitlelerin iş sağlığı ve güvenliği konusunda takındıkları ikiyüzlü tavrı; onların, yaşanan iş cinayetlerinin dolaysız sorumluları olduklarını yılmadan teşhir etmek gerekiyor. 
Unutmamak gerekir ki, burjuvazinin daha fazla kâr elde etme hırsı, kapitalist toplumda bir mecburiyettir. Bu yüzden kâr hırsı nedeniyle gerçekleşen iş cinayetlerini tamamen ortadan kaldırmak, ücretli emek sömürüsü varlığını korurken mümkün değildir. İş cinayetlerini durdurmak ve dizginsiz emek sömürüsünü hafifletmek için verilen mücadeleleri, kapitalizmi dünya ölçeğinde ortadan kaldırmak için verilen mücadeleden kopartmamak ve doğrudan onunla bağlantılı olarak geliştirmek gerekiyor.