Cakarta’da “Paris tarzı” terör saldırıları

Perşembe günü, en az beş kişi, Cakarta şehir merkezi civarındaki Sarinah Alışveriş Merkezi’ndeki hedeflere saldırı düzenledi. Bir Starbucks kafesi ile Burger King restorantının yakınında patlayıcıları ateşleyen saldırganlar, Endonezya başkentinin bazı seçkin otellerinin ve işyerlerinin ortasında polise ve çevredeki insanlara, tabanca ve tüfeklerle ateş açtılar.

Medyanın geçtiğimiz Kasım ayında Paris’te düzenlenen saldırılarla kıyaslamasına karşın, bu saldırılarda, beşi saldırgan, ikisi onların kurbanları olmak üzere yalnızca yedi kişi öldü. Saldırının ayrıntıları ve açık başarısızlığının nedenleri belirsizliğini koruyor.

Bildirildiğine göre, saldırganlar, ayrıca, bir polis kontrol noktasına el bombaları attılar. Perşembe günü ilerleyen saatlerde, Cakarta’daki Türkiye ve Pakistan büyükelçilikleri dahil, ek hedeflere bir dizi patlayıcı atıldı. Endonezya ordusu, olaya yanıt olarak, hemen şehir merkezine birlik sevk etmeye başladı.

Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) sözcülerine ve Batı medyasındaki haberlere göre, saldırı, geçtiğimiz yıl İslamcı güçlere katılmak üzere Suriye’ye giden Endonezya uyruklu eski bir internet kafe sahibi Bahrun Naim’in önderliğinde, IŞİD’in Suriye’deki kendinden menkul başkenti Rakka’dan planlanmış ve koordine edilmiş.

İddialara göre, Naim, en az ikisi Çin’in batısındaki Sincan bölgesinden Uygur kökenli olmak üzere, yabancı militanları kapsayan bir IŞİD savaşçıları timini yönetiyordu.

Perşembe günü, saldırıların Güneydoğu Asya’daki terörist faaliyetlerin niteliksel bir tırmanmasını temsil ettiğini iddia eden Batı medyasının ve hükümetlerinin bir uyarı yağmuruna tanık oldu. Reuters, Perşembe günkü haberinin ortasında, IŞİD’in Endonezya’yı yeni bir halifeliğin “Asya’daki köprübaşı” yapma peşinde koştuğu yorumunda bulundu. Avustralyalı Başsavcı George Brandis, Cakarta’ya son dönemde yaptığı bir ziyaret sırasında, medyaya, benzer bir şekilde, IŞİD’in Endonezya’da bir “uzak halifelik” elde etmeye kararlı olduğunu söylemişti. 

Avustralya Dışişleri Bakanı Julie Bishop, Canberra’nın, “Endonezya’nın bu saldırılara karşılık vermek için ihtiyaç duyabileceği her tür desteği” sağlayacağını açıkladı.

The Australian gazetesi, Perşembe gecesi, “İslamcılar Cakarta’yı vururken terör bölgeye geri dönüyor” başlıklı ‘Kapsamlı’ haberinde, saldırının, “dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesinde, Ortadoğu merkezli terör grubu İslam Devleti tarafından desteklenen, canlandırılmış bir İslamcı terör harekatı yönünde korkuları gündeme getirdi”ğini belirtti. Avustralyalı liderler, olaya, derhal, pekiştirilmiş bir terörle mücadele yardımı teklifleriyle karşılık verdiler.

Saldırılar, burjuva egemen sınıflar tarafından tüm dünyada sürdürülmekte olan birbirine bağlı savaş, polis baskısı ve diktatörlük gündemini daha fazla yoğunlaştırmayı gerekçelendirmek için hemen sarılınan California’daki, Fransa’daki ve Pakistan’daki saldırılar dahil olmak üzere, IŞİD çetelerine ve onun şubelerine atfedilen bir dizi sansasyonel terör saldırısındaki son halkadır.

Bütün büyük güçler, başka “Paris tarzı” saldırıları önlemek adına, ordunun ve askerileştirilmiş polis birliklerinin başlıca kent merkezlerini sürekli işgal etmesini normalleştirme yönünde ilerliyorlar.

Strai ts Times’a göre, Singapur, saldırılara karşılık olarak, Cakarta ile koordine edilmiş ortak istihbarat operasyonları dahil, güvenlik operasyonlarını arttırdığını duyurdu.

Singapur İçişleri Bakanı K. Shanmugam, “Paris’ten iki ay ve İstanbul’dan iki gün sonra, şimdi Cakarta’da bir saldırı söz konusu. Bu tehdit büyüyecek.” dedi.

Endonezya polis sözcüsü General Anton Charily de, saldırıların Paris’tekileri model aldığını söyledi ve Endonezya’daki ve komşu ülkelerdeki IŞİD’e bağlı güçlerin artmakta olduğunu iddia etti. Cakarta, geçtiğimiz ay, hiçbir zaman gerçekleştirilmemiş bir terör saldırısına ilişkin sözde “inandırıcı tehdit”e karşılık olarak 100.000’i aşkın kolluk gücünü harekete geçirmişti.

Perşembe günü sızdırılan gizli bir Alman hükümet raporuna göre, Alman güvenlik güçleri, Paris saldırılarını model alan, korunmasız hedeflere “çok yönlü, belirsiz zamanlı” saldırılar için hazırlanıyorlar.

IŞİD’i ortaya çıkaran aşırılıkçı grupların silahlandırılması, eğitilmesi ve seferber edilmesi için bunca çaba harcamış olan ABD yönetimi de, saldırıların ardından Endonezya’daki askeri ve gizli operasyonlarını derinleştirme yönünde kararlılık sinyali verdi. Perşembe günü, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nden yapılan resmi bir açıklamada şöyle deniliyordu: “Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya ile stratejik ortaklığına güçlü bir şekilde bağlıdır ve bu barbarca terörist saldırının sorumlularını adaletin karşısına çıkarmak için çalışırken Endonezya Hükümeti’nin yanında olacaktır…”

Medyaya, ABD ile Endonezya, “terörü seçenleri ortadan kaldırma çabalarımızda birliktedir” diyen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de saldırıyı kınadı.

Kerry, bu açıklamasını, çarpıcı bir ironi olarak, ABD’nin Libya’daki ve Suriye’deki rejim değişikliği savaşları için cihatçı güçleri sefer etme çabalarında merkezi bir rol oynayan Suudi yönetiminin Dışişleri Bakanı Adel al-Jubeir ile ortak bir basın toplantısı sırasında yaptı.

Cakarta’daki ölümleri bölgedeki ani bir terörizm patlamasının ifadesi olarak sunan medya sunumuna rağmen, ABD ile bağlantılı gruplar ve Suudi destekli terör çeteleri, Washington’ın Asya Pasifik’e egemen olma yönelimi yararına kullanışlı bir maşa sağlayacak şekilde, Güneydoğu Asya çapında on yılı aşkın süredir saldırılar gerçekleştiriyorlar.

Bizzat ABD, Suudi ve Pakistan istihbaratlarınca idare edilen gizli çetelerin bölünmesinden doğan, bir tüm-Asya İslam Devleti çağrısı yapan ve daha kapsamlı El Kaide mali ağıyla bağlantılı olan İslamcı milis Jemaah İslamiyah, defalarca, 2002 Bali bombalı saldırılarını ve birkaç lüks otele karşı 2009 Cakarta terör saldırılarını da kapsayan saldırılar gerçekleştirdi.

Cakarta’daki son vahşet, aynı o saldırılar gibi, ABD’nin bölge genelinde militarizm ve güvenlik önlemleri gündemini desteklemek için kullanılacaktır.

Güneydoğu Asya, Bush yönetiminin “Terörle Küresel Mücadele”sinin başlangıcından itibaren, Amerikan siyasi ve askeri seçkinleri tarafından son derece önemli bir savaş cephesi olarak değerlendirildi.

RAND Kurumu’nun, “Çin’e Yönelik ABD Stratejisinde Güneydoğu Asya’nın Rolü” başlıklı 2001 yılındaki bir çalışması, ABD’nin, “Filipinler, Singapur, Tayland, Malezya, Endonezya ve Vietnam ile güçlendirilmiş askeri bağlar”ın yanı sıra, “Güneydoğu Asya devletleri ile askeri angajmanlar”ını arttırması ve “daha güçlü ve çeşitli bir erişim düzenlemeleri ağı” geliştirmesi çağrısı yapıyordu. 

RAND, ABD’nin genişleyen bölgesel güç ağının, “olası bir Çin meydan okumasını hem caydırmaya hem de buna hazırlanmaya” odaklanması gerektiğini yazıyordu.

ABD egemen sınıfı, her zamankinden daha büyük bir pervasızlıkla, Avrasya çevresindeki can alıcı basınç noktalarına güç yansıtma peşinde koşuyor.

Asia Matters for America, 2014’teki “Güneydoğu Asya’da Doğmakta Olan Bir ABD Güvenlik Stratejisi” başlıklı çalışmasında, Washington’ın, giderek artan bir şekilde, Washington ile II. Dünya Savaşı sonrasında “ABD’nin ve müttefik devletlerin komünist gerilla güçlerine karşı kontrgerilla harekatları yürütmesinde başlıca araç” işlevi görmüş olan bölgesel güçler arasında “merkez ve uç” ittifakları sistemini canlandırmaya zorlandığını belirtmişti.

Asia Matters, Güneydoğu Asya, halihazırda, “ABD güvenlik stratejisi yararına başlangıç aşamasında olan bir koalisyonun ortaya çıkması”na tanık oluyor, diye yazıyordu.

Perşembe günkü katliamın gerçek dersi, bölgede sözde yeni gelişen terörizm tehdidinden çok, Malakka Boğazı’ndaki Hint ve Pasifik Okyanusları arasındaki ana geçiş yolunun ortasında bulunan Endonezya’nın, bu gündemin merkezi hedefi olacağıdır.

15 Ocak 2016

İngilizce özgün metin