Çin Devlet Başkanı ABD’nin “Asya’ya dönüş”üne karşı ticareti kullanmak istiyor
Çin Devlet Başkanı Şi Jingping, geçtiğimiz haftasonu yapılan G-20 Liderler Zirvesi’nin ardından, dün resmi bir ziyaret kapsamında Avustralya parlamentosunun ortak oturumunda konuştu. Şi’nin konuşması, Başkan Obama’nın Cumartesi günü Brisbane’de yaptığı ve ABD’nin “Asya’ya dönüş”ünü, Pekin’e karşı provokasyonlarını ve savaş hazırlıklarını daha da yoğunlaştıracağını vurguladığı konuşmasına yönelik özenle hazırlanmış bir yanıttı.
Avustralya, Obama’nın 2011 yılında Avustralya parlamentosunda açıkladığı ABD “dönüş”ünün temel bir taşıdır. Canberra, Washington’ın antlaşmaya dayalı bir müttefikidir. Siyaset kurumu, geçtiğimiz üç yıl içinde, ihtiyaç duyulması halinde ABD’nin Çin’e karşı savaşına katılacağını belli etti. Avustralya, bölgedeki en kritik bazı Amerikan iletişim ve casusluk tesisleri için bir üs konumunda ve ABD deniz piyadelerine, savaş gemilerine ve uçaklarının düzenli konuşlanmasına ev sahipliği yapıyor. Açık bir çatışma durumunda, ABD ve Avustralya güçleri, Güneydoğu Asya boyunca önemli deniz yollarına savaş gemileriyle abluka uygulayacak ve Çin’i ekonomik olarak boğmak amacıyla, onun Ortadoğu’dan, Afrika’dan ve Avustralya’dan gelen enerjiye ve hammaddeye erişimini kesmeye çalışacak.
Bununla beraber, Çin, devasa miktarlardaki demir cevheri, kömür ve benzin alımıyla Avustralya kapitalizminin en büyük ticaret ortağı ve Avustralya’daki eğitim kurumlarına yüksek harç ödeyen on binlerce öğrenci gönderiyor. Avustralya merkezli bankalar, sigorta şirketleri ve tarım işletmeleri kendi faaliyetlerini genişletmek için muazzam bir potansiyel pazar olarak Çinli kent orta sınıfına bel bağlarken, Çinli firmalar ve şahıslar Avustralya’ya olan yatırımlarını istikrarlı bir şekilde arttırıyorlar.
Dünya ekonomisinin kötüleşen bir durgunluğa batması ve jeopolitik gerginliklerin artmasına karşın, Şi’nin konuşması, Avustralyalı şirket seçkinlerinin karşı karşıya olduğu açmazı sömürmeye çalıştı. Şi, Çin’in [Avustralya’dan], 2020 yılına kadar, 10 trilyon dolar değerinde ithalat yapacağını, 500 milyar dolarlık sermaye yatırımı gerçekleştireceğini ve Avustralya’ya 500 milyon turistin gideceğini belirtti. Şi, Canberra’nın ABD’nin savaş hazırlıklarına katılmasına ekonomik misilleme yapmak yerine, iki ülke “kazan-kazan işbirliği”ne bağlı kaldığı ve “birbirlerinin öz çıkarlarına saygı gösterdiği” sürece, Avustralya’nın bu çok kazançlı işten büyük bir pay alabileceğini ifade etti. Bu, ister istemez, Avustralya’nın Washington’ın dış politikasıyla koşulsuz işbirliğinden uzaklaşmasını kapsayacaktır.
Şi, ABD’ye yönelik iğneli bir göndermede, “savaş yanlısı bir devlet er ya da geç çökecek” ve “tarihe karışacak” dedi. O, “ortak bir vizyona sahip olan ve ortak hedeflerin peşinde koşan” Avustralya ile Çin’in, “ticari bir ilişkinin ötesine geçmek ve stratejik ortaklar haline gelmek için her türlü nedene sahip” olduklarını söyledi. Şi, iki ülkenin “tarihsel sorunlar”ı bulunmadığını ifade etti ki bu, II. Dünya Savaşı’nda hem Çin’e hem de Avustralya’ya karşı savaşmış olan Japonya’ya yönelik iğneli bir sözdü. Şi, sözlerine, “İki ülke, hem iyi hem de kötü günlerde birbirine sarılan uyumlu komşular” olmalı; “Avustralya ile Çin, bizi barıştan yoksun bırakabilecek etmenlere karşı son derece uyanık” olmak zorunda olduğunu ekledi.  
Şi, ABD’li, Avustralyalı ve Japon politikacılar ile düşünce kuruluşları tarafından birlikte planlanmış olan ve Çin’i yayılmacı askeri bir tehdit olarak tanımlayan kampanyaya yanıt vermeye çalıştı. Çin’i bir kalabalık içindeki “koca adam”a benzeten Şi, “Diğerleri, doğal olarak, büyük adamın nasıl hareket edeceğini ve davranacağını merak edecek ve büyük adamın onları itip kakacağından, onları engelleyeceğinden ve hatta onların yerini alacağından kaygılanacaklardır.” dedi.
Bununla birlikte, Şi, ülkesinin, geçmişte “savaş eliyle harap edilmiş” olduğu için barışa olan desteğinde “kararlı” olduğunu ve gelişmeyi sürdürmek için “barışa ihtiyaç duyduğunu” söyledi. Çin ile komşuları arasında var olan ve ABD’nin beslediği deniz anlaşmazlıklarına değinen Şi, onların, Çin’in diğer bölgesel sorunlarda yapmış olduğu gibi barışçıl yollarla çözülebileceğini belirtti. Ama o, Çin’in “temel çıkarlar”ından vazgeçmeyeceğinde ısrar etti (bunlar, Tayvan ile Güney ve Doğu Çin denizleri üzerindeki hak iddialarını kapsıyor).
Şi’nin konuşması, basitçe, Avustralya’daki şirket seçkinlerine değil ama ABD’nin Çin’in etkisini zayıflatmak için sürekli bir çaba içerisinde olduğu tüm bölgeye yönelikti. Onun Avustralya parlamentosunun kürsüsünden verdiği mesaj, Pekin’in, ABD’nin aksine, ekonomik olarak sunabileceği çok fazla seçeneğe sahip olduğuydu.
Şi’nin amacı, Canberra ile geçtiğimiz on yıl boyunca endişe verici müzakerelere konu olan cömert bir Serbest Ticaret Anlaşması’nın imzalanmasıyla vurgulandı. Australian Financial Review’ün analisti Laura Tingle, anlaşmayı, “mal, sermaye ve insan dolaşımını daha birkaç yıl önce hayal edilemeyecek bir süper güçle serbest bırakan çarpıcı, dönüştürücü bir anlaşma…” olarak tanımladı.
Mineraller, tarım ve deniz ürünleri üzerinde Avustralyalı ihracatçılara uygulanan mevcut gümrük tarifeleri, birçok durumda dört ile on yıl içerisinde kaldırılacak veya büyük ölçüde azaltılacak. Avustralyalı hizmet (sağlık, yaşlı bakımı, eğitim, mühendislik, şirket hukuku ve sigorta alanlarını kapsayan) sunucuları için, Çin piyasalarına önemli bir erişim söz konusu. Avustralya Ticaret Bakanı Andrew Robb, bu erişimin, “Çin’in şimdiye kadar yapmış olduğu en iyi uzun vadeli anlaşma” olduğunu söyledi.
Çin, önemli bir imtiyaz olarak, Canberra’nın, Çin devletine ait şirketler tarafından Avustralya’ya yapılacak her bir yatırımın hükümet incelemesine tabi tutulması talebini kabul etti. ABD’li, Japon ve diğer şirketler için olduğu gibi, yalnızca, 1 milyar dolara kadar yatırım yapacak özel şirketlere inceleme olmaksızın izin verilecek. Pekin, 2012 yılında, önceki İşçi Partisi hükümeti, Çin’in devlete ait dev telekomünikasyon şirketi Huawei’nin Avustralya’nın “ulusal güvenlik” altyapısının geniş bantlı iletişim ağına yatırım yapmasını yasakladığı zaman, öfkeyle tepki göstermişti.
Avustralya’nın gözüne girmeye yönelik bu adımlar, Pekin açısından önemli bir risk taşıyor. ABD’ye askeri olarak yanıt vermek için herhangi bir güvenilir araçtan yoksun olan Çin yönetimi, ABD’nin önemli bir müttefikini daha sıkı ekonomik ilişkilere çekmeye çalışmak için, pazar payı ve kar beklentisini kullanıyor. O, hiç kuşkusuz, daha güçlü ticari bağların gelişmesinin, zaman içinde Avustralya’nın ve Çin ekonomisinde gözü olan diğer ülkelerin konumunda stratejik bir kaymayı teşvik edeceğini umuyor. 
Bununla birlikte, giderek artan savaş tehlikesi, tam da ABD emperyalizminin Asya ve dünya üzerindeki egemenliğini tüm olanaklarını seferber ederek güvenceye alma kararlılığından doğmaktadır. ABD’nin “Asya’ya dönüş”ü, Çin’in ABD çıkarlarına ciddi bir meydan okuma haline gelmeden önce ekonomik ve siyasi olarak altının oyulmasını amaçlıyor.
Rüşvetçi Avustralya kapitalist sınıfının stratejisi, hiç ara vermeden Washington’ın emriyle savaşa girmeye hazırlanırken, Çin’den mümkün olduğu kadar fazla para kazanmaktır.