Çin gemisi Güney Çin Denizi’nde ABD’nin insansız denizaltısına el koydu

Pentagon, Cuma günü, bir Çin gemisinin Güney Çin Denizi’nde faaliyette bulunan bir Amerikan insansız denizaltısına yasadışı bir şekilde el koymuş olduğunu iddia etti ve denizaltının geri verilmesini talep etti. Bu yazı yazılırken Çin henüz bir yanıt vermemişti, ancak olay, stratejik sularda ABD ile Çin arasında zaten var olan gerilimleri hızla arttırma potansiyeline sahip. ABD Dışişleri Bakanlığı, Çin hükümetine yönelik resmi bir diplomatik protesto yayınladı.

Pentagon sözcüsü Yüzbaşı Jeff Davis, Çin denizaltı kurtarma gemisi bir bot indirip insansız araçlardan birini aldığı sırada, denizbilimsel araştırma gemisi USNS Bowditch’in iki insansız denizaltıyı kurtarmakta olduğunu söyledi. Davis, Bowditch’in, Filipinler’in Subic Körfezi’ndeki deniz üssünün yaklaşık 50 deniz mili kuzeybatısında, uluslararası sularda faaliyet yürüttüğünü ekledi.

Pentagon, yaklaşık 3 metre uzunluğundaki parlak sarı mürettebatsız aracın, deniz zemininin haritasını çıkardığını ve su sıcaklığı, tuzluluk oranı ve berraklık hakkında sonar merkezli operasyonlar için gereken veriyi topladığını söyledi. Bowditch Donanma’ya ait bir gemi, ancak daha çok bilim insanlarından ve denizcilerden oluşan bir sivil mürettebatın kontrolü altında faaliyet gösteriyor.

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Nisan ayında, Pentagon’un, ABD’nin Asya’da Çin’e karşı askeri yığınağının parçası olarak, “önemli biçimde, mürettebatsız denizaltıların yapamadığı şekilde sığ sularda faaliyet gösterebilen, birden çok boyutta ve çeşitli taşıma kapasitelerine sahip yeni denizaltı insansız araçları”nın geliştirilmesi için yoğun bir araştırma programı yürüttüğünü açıklamıştı. Financial Times, insansız denizaltıların ilk işlevinin gözetleme olması beklendiğini belirterek, “ancak deniz planlamacıları, [onun] sonsuz potansiyel kullanımı olduğuna inanıyor” diye yazmıştı. 

Eğer doğrulanırsa, ABD insansız denizaltısına Çin tarafından el konulması, bu türde ilk olay olacak. Bu olay, seçilmiş başkan Donald Trump’ın, bu hafta yaptığı, “Tek Çin” politikasının doğruluğunu, yani ABD-Çin ilişkilerinin temelini sorgulayan provokatif konuşmanın hemen ardından geliyor.

ABD, 1979’da Çin ile diplomatik ilişkiler kurarken, Pekin’i tüm Çin’in tek meşru hükümeti olarak kabul etmiş ve Tayvan ile diplomatik ilişkileri resmen sona erdirmişti. Bu ayın başında, Trump, Tayvan devlet başkanı ile bir telefon görüşmesini kabul etti ki bu, 1979’dan beri iki ülke arasında gerçekleşen ilk en üst düzeydeki temas.

“Ciddi kaygı” içinde olduğunu açıklayan ve Tayvan’ın “Çin’in egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve öz çıkarlarına dahil olduğunu vurgulayan Çin, öfkeyle karşılık verdi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Geng Shuang, Çin-ABD ilişkilerinin temeline müdahale etmenin ya da zarar vermenin, “Asya Pasifik’te ve uluslararası ölçekte barışı, istikrarı, gelişmeyi ve refahı ilgilendirdiği” uyarısında bulundu.

Trump’ın açıklamaları, onun, Obama yönetiminin saldırgan “Asya’ya dönüş”ünü tüm cephelerde (diplomatik, ekonomik ve askeri) yoğunlaştıracağına işaret ediyor. Trump, seçim kampanyası sırasında, ticaret savaşı önlemleri tehdidinde bulunmuş ve ordunun, özellikle de donanmanın büyük ölçüde büyütülmesi sözü vermişti. Onun açıklamalarının, yalnızca ABD ile Çin arasındaki ilişkiler için değil; Asya’daki ve daha genel olarak dünya çapındaki ilişkiler için de olası kapsamlı sonuçları söz konusu.

Pekin’in Obama’nın “Asya’ya dönüş”üne tepkisi, Washington ile fiili bir silahlanma yarışı başlatmak, Çin milliyetçiliğini körüklemek ve Güney Çin Denizi’nde azımsanmayacak toprak doldurma faaliyetlerinde bulunmak oldu. Bu gerici yanıt, Amerikan egemen sınıfının en savaşçı hiziplerinin ekmeğine yağ sürmüş ve savaş tehlikesini arttırmış durumda. Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetimi, işçileri değil; kapitalist restorasyon süreci üzerinden devasa servetler biriktirmiş olan aşırı zengin bir oligarklar tabakasını temsil etmektedir.

Pekin, Perşembe günü, Güney Çin Denizi’nde bulunan Spratly takımadalarındaki Çin adacıklarında savunma amaçlı uçaksavar tesisleri kurmakta olduğunu üstü kapalı olarak kabul etti. Çin Savunma Bakanlığı, yaptığı bir açıklamada, bunun, “kurallara uygun ve meşru” olduğu açıkladı. Açıklamada, “Kendini beğenmiş, dayılık taslayan biri evinizin kapısına dayandığında, bir sapan hazırlamamanız mümkün mü?” sorusu soruluyordu. Çin’in hak iddia ettiği karasularına ağır silahlı savaş gemileri gönderen ABD Donanması, Güney Çin Denizi’nde, Ekim 2015’ten beri üç defa sözde “denizcilik özgürlüğü” operasyonu yürütmüş durumda.

Çarşamba günü Sidney’de konuşan ABD Pasifik Komutanlığı komutanı Amiral Harry Harris, ABD’nin, “Güney Çin Denizi’ndeki yapay adacıklara kaç tane üs inşa edilirse edilsin, paylaşılan bir etki alanının tek taraflı olarak kapatılmasını” kabul etmeyeceğini ilan etti. Harris, “gerektiğinde karşı karşıya gelmeye hazır olacağız” uyarısında bulundu ve bunun, çatışmaları, hatta Çin ile savaşı gerektirebileceği konusunda kuşkuya yer bırakmadı.

Trump’ın “Tek Çin” politikasını ortadan kaldırma tehdidinin ve Çin ile ticaret savaşına ve askeri cepheleşmeye yönelik bir yol belirlemesinin kapsamlı sonuçları, daha şimdiden açık hale geliyor. Başkan Obama, Cuma günkü basın toplantısında, ABD’nin Çin ile ilişkilerinin temeli konusunda soru işareti yaratmada Trump’a katıldı.

Basın toplantısı her ne kadar düzmece “Rus heklemesi” iddialarının ABD başkanlık seçimleri üzerindeki etkisine odaklanmışsa da, Obama, Çin’in bir ABD insansız deniz aracına el koyduğu iddiasının belirtilmesine ve başkana, Trump’ın “Tek Çin” politikasını sorgulamasına ilişkin bir soruya, kendisinin “ikisinin arasında bir yerde” olduğunu belirterek karşılık verdi. Obama, “tüm dış politikamız yeni bakış açısına tabi tutulmalı” dedi ve “bunun sistematik, planlanmış ve hedefe yönelmiş bir şekilde yapıldığından emin olmak istersiniz.” uyarısında bulundu.

Obama, Trump’ı eleştirmeksizin, şu uyarıda bulundu: “Sonuçların ne olacağını baştan sona düşünmelisiniz. Çünkü Çinliler bunu bazı diğer konularda olduğu gibi ele almayacaklar. Hatta onlar, çok sayıda gerilim yaşadığımız Güney Çin Denizi çevresindeki sorunlarda davrandıkları şekilde bile davranmayacaklar. Bu, onların kendilerini nasıl gördüklerine kadar gider. Ayrıca, onların bu konuya yönelik tepkileri, çok önemli sonuçlar doğurabilir.” Gerçekten, Çin, dönek bir eyalet olarak gördüğü Tayvan’ın bağımsızlık ilan etmesini önlemek için savaşa girme tehdidinde bulunmuş durumda.

Obama, konuşmasını, “Tek Çin” politikasından ayrılmaya yönelik herhangi bir hamlenin, ABD’nin “bunu enine boyuna düşünmesi”ni ve “uğraşmak durumunda kalabileceği olası tepkileri planlaması”nı gerektireceğini söyleyerek tamamladı.

“Tek Çin” politikasının sorgulamaya açılması, yalnızca Tayvan’ı etkilemiyor. Bu, Çin içindeki, özellikle Tibet’teki ve Sincan’daki, Çin’in parçalanmasına yol açabilecek diğer ayrılıkçı hareketlerin de yardımına koşuyor. 1970’ler öncesinde, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA, ÇKP yönetiminin altını oymanın bir aracı olarak, Tibetli ve Uygur ayrılıkçılara kayda değer bir destek sağlıyordu.

17 Aralık 2016

İngilizce özgün metin