Çin Komünist Partisi kongresi öncesinde ihraçlar
Yarın açılışı yapılması beklenen 18. ulusal kongresine giderken, Çin Komünist Partisi (ÇKP) içindeki hizipsel gerilimlerin arttığının belirtileri görülüyor. Bu kongrede on yılda bir gerçekleşen bir iktidar devri yaşanacak; iktidar, şimdiki genel sekreter, Devlet Başkanı Hu Jintao’dan Devlet Başkanı Yardımcısı Xi Jinping’in önderliğindeki “beşinci kuşak” önderlere geçecek. 
Ayrılan Merkez Komite, 1-4 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen son plenumunda, cinayetten ve rüşvetten suçlanmış olan önceki Chongqing parti sekreteri Bo Xilai’yi ihraç etti. Onun yanı sıra, eski demiryolları bakanı Liu Zhijun, 2008’deki küresel mali çöküşün ardından uygulamaya konmuş olan altyapı teşvik programı sırasında rüşvet aldığı iddiasıyla ihraç edildi.
Bu ihraçlar, Hu’nun “Genç Komünist Birlik” (GKB) hizibi ile -Bo ile yakın işbirliği içinde olduğu için başlangıçta onun ihracına karşı çıkmış olan- Devlet Başkanı Jiang Zemin’in “Şanghay kliği” arasında sağlanan her an bozulabilecek, geçici bir uzlaşmayı temsil etmektedir. Bu iki hizip, yeni Politbüro Daimi Komitesi’ne (PDK) ve önemli parti organlarına kendi adamlarını yerleştirmek için rekabet etmektedir. Şimdiki PDK’de, yalnızca uzlaşmacı olmakla birlikte Şanghay grubuna daha fazla bağlı olan Xi ile GKB’nin Başkan Yardımcısı Li Keqiang kalacak. Xi yeni devlet başkanı, Li ise bir sonraki başbakan olacak.
Şimdiki PDK’ye, GKB ile Şanghay grubu arasında dörde-beş bir bölünme damgasını vuruyor ki bu Jiang’ın 2002’de ayrıldığında işe yaramış ölçülü bir güç dengesidir. Jiang, etkisini sürdürmek için, 2004’e kadar iki yıllığına güçlü bir konum olan Merkezi Askeri Komisyon’un (MAK) başkanlığını elde tutmuştu. Ama bu iki hizip arasındaki görece barış içinde birarada yaşama, 1930’lardan bu yana dünya çapında yaşanmış en ağır ekonomik çöküş eliyle bozulmuştur. Aynı zamanda, ABD’nin Çin’in etkisinin altını oymak için askeri ittifakları ve üsleri kullanarak Asya’ya “dönüş”ü, savunma ve dış politika alanlarında da derin görüş ayrılıklarına yol açmış durumda.
Hem Bo hem de Liu içeriye doğru patlamış olan bir ekonomi politikasını temsil ediyor. Bo, “Chongqing modeli” adı altında, ihracata yönelik üretim yapmak için ulusötesi şirketler ile yerel yönetimler ve onların devlet mülkiyetindeki girişimleri arasında çeşitli ortaklıklar önermişti. O, yükselen gayrimenkul fiyatlarının ortasında, sözde iç tüketimi arttırmak için, devlet gelirlerini -toprağın kullanım hakkının satışından parasal destek belirtisi sosyal programlara kadar- çeşitli alanlarda kullandı. Bununla birlikte, Çin’in ihracat pazarları olan Avrupa’daki ve Amerika’daki derinleşen kriz, devletin elindeki ticari bankalardan gelen ucuz krediler eliyle teşvik edilen azgın gayrimenkul spekülasyonu ile birlikte, “Chongqing modeli”ni sürdürülemez kıldı.
Liu’nun durumu, Pekin’in teşvik paketleri tarafından üretilmiş “hızlı büyüme”nin çöküşünü ön plana çıkarttı. Mart ayına gelindiğinde, demiryolları bakanlığının 2,43 trilyon Yuan (380 milyar ABD Doları) borcu vardı ve onun inşa etmiş olduğu yüksek hızlı demiryolu hatları pek bir gelir getirmemişti.
Bu iki ihraç, Bo’nun Chongqing parti patronluğundan alınmasından yalnızca iki hafta önce Dünya Bankası ile Başbakan Wen Jiabao’nun Devlet Konseyi tarafından yayımlanan ortak bir raporda sergilenen bir politika değişikliğine işaret etmektedir. Geçtiğimiz yirmi yılın ihracat üzerine kurulu büyümesini yenisiyle değiştirmek için, büyük ölçüde devletin denetimi altındaki bankacılık ve demiryolları gibi sektörlerin özel ve yabancı mülkiyete açılması yoluyla yeni kâr kaynaklarının yaratılması gerekmektedir.
Çin işçi sınıfına gelince; Dünya Bankası, onların emeğinin daha yüksek üretkenlik, daha geç emeklilik yaşı ve “merkezileşmiş” sosyal harcamalar (yani Pekin’in devlet harcamalarını denetleyip kısıtlamasını kolaylaştırma) dolayımıyla yoğun bir şekilde sömürülmesi çağrısında bulundu. Bu “reformlar”, kaçınılmaz olarak, zenginler ile yoksullar arasındaki kutuplaşmanın daha da artmasına yol açacaktır (Çin zaten dünyadaki en büyük servet uçurumuna sahip ülkeler arasında). 
Bo’yu ihraç etme ve kongreye gitme konusunda gerçekleşen son anlaşmaya rağmen, önderlik içinde son derece büyük gerilimler varlığını koruyor. Öyle görünüyor ki, New York Times, geçtiğimiz ay, Başbakan Wen’in hizipsel rakiplerinden sağlanan bilgilere dayanarak, onun ailesinin en az 2,7 milyar dolarlık bir serveti denetlediğini ortaya çıkarmıştı.
South China Morning Post tarafından [5 Kasım] Pazartesi günü atıfta bulunduğu kaynaklara göre, Wen, şimdi, Politbüro Daimi Komitesi’ne, inkâr ettiği söz konusu zenginliklere ilişkin bir soruşturma başlatması talebinde bulunduğu bir mektup göndermiş. PDK, onun “talebini” resmen kabul etmiş ama Post, “başbakanın daha liberal duruşunu beğenmediği bilinen çok sayıda tutucu yaşlı üye ondan Times’ın haberinde yer alan bütün önemli konularda ayrıntılı açıklama yapmasını istedi” diye yazıyor.
Wen’e gelince; o, önde gelen önderlerin ailelerinin varlıklarını halka açıklamasını sağlayan ve eski genel sekreter Zhao Ziyang tarafından 1989’da önerilmiş olan bir “gün ışığı” yasası talebini yineledi. Bu, uzun süredir yozlaşmış “kızıl aristokrasi”nin (ekonominin önemli sektörlerini kontrol etmeyi sürdüren Stalinist aygıt kalıntılarının üyelerinin) bir “serbest piyasanın” gelişmesini engellemesinden şikâyet eden orta sınıf tabakalarına ve özel girişimcilere hitap eden bir çağrıydı.
Anlamlı bir biçimde, “tutucu” unsurların, üst düzey yöneticilere genellikle eleştirel yaklaşan önemli “deniz ötesi Çinli web sayfalarının” Wen’i desteklemesinden “memnun olmadığı” belirtiliyor. Bu sitelerin çoğu, kökeni Zhao’nun “siyasi reform” girişimini desteklemiş olan 1989 öğrenci hareketinde yatan muhalif “demokrasi hareketi”nin egemenliği altında. Bu unsurlar, “yozlaşmaya karşı olma” bahanesiyle, özel mülkiyetin daha açık şekilde benimsenmesini savunuyorlar.
Bununla birlikte, Zhao’nun 1989’daki eylemleri, beklenmedik şekilde, işçi sınıfının bütün kapitalizmi restore etme projesini tehdit eden çok daha radikal toplumsal talepler yükseltmesine olanak sağlamıştı. Bu, MAK başkanı olan Deng Xiaoping’in başkentte olağanüstü hal ilan edip işçi sınıfını ezmesine yol açmıştı. Zhao 2005’te ölümüne kadar ev hapsinde tutuldu; Jiang ise Pekin sokaklarındaki tankların desteğiyle genel sekreter olarak seçildi.
Wen’in, Zhao’nun yöntemlerine öykünmesi, ÇKP’nin benzeri şekilde sarsıntılı bir döneme doğru gittiğinin bir diğer işaretidir.
Ordunun denetimi önemli bir mesele olmayı sürdürüyor. 25 Ekim’den bu yana, son yıllarda terfi ettirmiş olduğu generalleri önemli bölümlere ve stratejik nükleer füze gücüne atayan Hu, önemli bir görev değişimi gerçekleştirmektedir. Bu görev değişiklikleri, bölüm başkanlarının yerlerini yardımcılarına bırakması geleneğini bozmuştur. Tek tek seçilmiş olan bu generaller, yeni MAK’ın çoğunluğunu oluşturacaklar.
Bir diğer kurallara aykırı uygulama, geçen haftaki ÇKP plenumunun, kara kuvvetlerinin geleneksel egemenliğine meydan okuyarak, hava kuvvetleri komutanı Xu Qiliang’ı MAK’ın başkan yardımcılığına atamasıyla gerçekleşti. Diğer bir yeni başkan yardımcısı, Jinan Askeri Bölgesi’nin komutanı Fan Changlong, daha önce komisyonun üyesi olmadan bu göreve atanan ilk kişiydi.
Bu alışılmadık hamleler, Hu’nun silahlı kuvvetler başkomutanı olarak konumunu devam ettirip ettirmeyeceği konusundaki spekülasyonları canlandırdı. Onun, Çin’in etkisini ABD ya da bir başka büyük güç ile çatışmaya girmeden genişletmeyi ifade eden “barışçıl yükselme” doktrini, önderliğin -Bo’nun ordu içindeki destekleyicilerini de kapsayan- kesimlerinin meydan okumasıyla karşı karşıya. Aynı zamanda, bütün hizipler, herhangi bir işçi sınıfı kabarışını ezmek için orduya bel bağlıyor.
7 Kasım 2012