Çin Komünist Partisi piyasa yanlısı “Reform 2.0”ı açıkladı
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 18. Merkez Komitesi’nin 3. Plenumu, “Reform 2.0.” etiketli yeni bir piyasa yanlısı dalganın duyurusuyla dün tamamlandı. 
Dün akşam yayınlanan plenum bildirisi, Merkez Komite’nin “reformları kapsamlı bir şekilde derinleştirme” yönünde bir karar aldığını belirtti. Bildiri, “asıl mesele, hükümet ve piyasa arasındaki ilişkilerin yürütülmesi, piyasanın kaynakları ayırmada belirleyici bir rol oynamasına olanak sağlamak” vurgusunu yapıyor. Bu “sonuçların” 2020’e kadar alınması gerekiyor.
Anlaşıldığı kadarıyla, ÇKP’nin 30 yıl önce kapitalist restorasyon programını başlatmış olan eski önderi Deng Siaoping’in bir zamanlar kullandığı yöntemin kopyalayan bir çalışma grubu, reform gündemini denetleyecek.
Aynı zamanda, ABD Ulusal Güvenlik Kurulu’na benzer bir Ulusal Güvenlik Komite’si kurulacak. Bu konuda pek ayrıntı verilmedi ama bu, hiç şüphesiz, piyasa yanlısı kapsamlı önlemlerinin yıkıcı etkisine karşı  işçi sınıfı direnişinin gerçekleşebileceği düşüncesiyle polis-devleti aygıtının sağlamlaştırılması yönünde bir hamle. Bu, ayrıca,  Çin’e diplomatik ve askeri olarak karşı koymaya çalışan ABD’nin artan “Asya’ya dönüş” tehdidine yönelik tepkinin bir parçasıdır.
İlk kez 1993’de CCP’nin 14. Merkez Komitesi’nin 3.plenumu tarafından benimsenmiş olan “Sosyalist piyasa ekonomisi” kavramı, geçtiğimiz on yıl boyunca vurgusu kısmen azaldıktan sonra, bu bildiride pek çok kez ifade edilmiş. Bu ifade, 1991’de eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Deng’in Çin’de kapitalizmi tam olarak restore etme yönündeki kesin dönüşünün ideolojik bir sembolüdür. O, kolektif mülkiyet altındaki işletmelerin ve ikinci derece devlet işletmelerinin büyük çoğunluğunun, on milyonlarca iş alanını yok etme pahasına  özelleştirildiği ya da anonim şirketlere dönüştürüldüğü 1990’larda ve 2000'lerin başlarında yaygın şekilde uygulandı.
Bildiri, “tektip bir arazi piyasası”nın oluşturulması için, çiftçileri topraklarını ticari amaçlarla kiraya vermeye teşvik eden yeni bir toprak reformu kampanyasına işaret etti. Bu süreç, milyonlarcası daha kentlere yönelmeye mecbur bırakılacak olan küçük çiftçiler zararına, kar amaçlı tarımsal işletmelerin oluşmasına yol açacak. Aynı zamanda, sosyal hizmetleri insanlara yaşadıkları köy ya da kasaba ile bağlantılandıran hane kayıt sistemi de yürürlükten kaldırılacak. Bu, iddia edildiğine göre, on milyonlarca göçmen işçiyi kent sakinlerine  dönüştürecekmiş. Aslında, bu kentsel alanlar, ücretleri düşürmeye hizmet eden yeni ucuz işgücü kaynaklarıyla doyurulmuş olacak.
Plenumdan önce, medyada, enerji ve maliye gibi Çin ekonomisinin “hakim doruklarını” oluşturmaya devam eden önemli kamu işletmelerini yeniden yapılandırma yönünde bir dizi özel önlemin açıklanacağına ilişkin yorumlar yapıldı. Bununla birlikte, Kamu Varlıkları Yönetimi Komisyonu, devlet işletmelerine yönelik önlemlerin daha sonra açıklanacağını bildirdi.
Egemen  bürokrasi içindeki güçlü grupların, Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Keqiang tarafından geliştirilmiş gündeme karşı çıktığına ilişkin belirtiler var. Bildiri, “devlet-dışı sektörün gelişmesini teşvik etmeyi, desteklemeyi ve yönlendirmeyi” ve “devlet-dışı ekonominin enerjisini ve yaratıcılığını serbest bırakmayı” vaat ederken, devlet sektörünü hala ekonominin “temel dayanağı” olarak tanımlıyor
Bu sonuç, uluslararası  finans çevrelerinde, büyük bir hayal kırıklığı olarak değerlendiriliyor. Londra’daki Capital Economics’in ekonomistlerinden Mark William, “Bu, parti için, ülkenin hangi yönde ilerlediğine ilişkin açık bir vizyon sergilemesi için bir fırsattı. Eğer onlar, bunu başarılı bir şekilde yapabilseydiler, sanırım bu, yetkililerin tavrı üzerinde büyük bir etkide bulunurdu ama onlara net bir yönelim verildiğini düşünmüyorum.” dedi.
Başbakan Li, plenumdan hemen önce, temelde yerel yönetimlerin bundan böyle “şirketlere doğrudan yatırım yapmaması  ve işleri yönetmemesi” gerektiği açıklamasında bulundu. Onlar “birleşik ve serbest bir ulusal pazar”ın oluşumuna karşı “yerel korumacılığın” bir kaynağı haline gelmişler. Bu, daha fazla özelleştirmelere ve milyonlarca yeni iş kaybına işaret etmektedir. Arta kalan 144.000  kamu iktisadi kuruluşunun çoğu yerel yönetimlere ait oluşumlar.
Üst düzey önderlik içindeki başlıca anlaşmazlık, hala Pekin tarafından kontrol edilen 100 dolayında en büyük devlet şirketi üzerinde yaşanıyor. Bu şirketlerin en büyük üç tanesi (Sinopec, Çin Ulusal Petrolleri ve Devlet Elektrik Şebekesi) geçtiğimiz üç yıl içinde ülkenin en büyük 500 özel şirketinin toplamından daha fazla gelir elde etti. Yalnızca ÇKP’nin en önemli bürokratlarının ve onların bu firmalarla ilişkili ailelerinin sınırsız servetleri değil; onlarla nasıl devam edileceği üzerine de stratejik farklılıklar söz konusu.
Sidney Üniversitesi’nden Profesör John Lee, Business Spectator web sitesinde, bu “ulusal şampiyon” firmaları desteklemenin, 1990’ların sonu boyunca ÇKP’nin politikalarına uygun olduğunu ifade etti. O, ABD, Japonya ve Güney Kore’nin General Motors ve Boeing gibi bir avuç büyük şirkete olan bağımlılığına atıf yapan dönemin başbakan yardımcısı Wu Banguo’dan alıntı yapıyor. Wu, “Aynı şekilde, bizim uluslararası ekonomik düzen içindeki ulusal konumumuz, şimdi ve önümüzdeki yüzyılda, büyük ölçüde ülkemizin en büyük şirketlerinin ve gruplarının konumu tarafından belirlenecek.” demişti.  
Lee’ye göre, her bir ana sektöre 1970’lerden bu yana küresel ölçekte egemen olan Batılı şirketlere rağmen “büyük ’ulusal şampiyonlar’ geliştirme arzusu, gelişkin ekonomik rakiplerle aynı düzeye gelmedeki çok büyük çaresizlikten ve kırılganlıktan kaynaklanıyor.” Lee, şunları ekliyor: “Pekin’in kendi ekonomisinin kilit sektörlerini yabancı rakiplerine açmayı reddetmesinin nedeni, daha etkili ve teknolojik bakımdan gelişmiş yabancı firmaların, diğer gelişmekte olan ülkelerde yaptıklarına benzer biçimde kilit sektörlere hakim olacaklarından duyulan korkudur.”
Bununla birlikte, bütün bir işadamları ve yabancı yatırımcılar tabakasını temsil eden Başbakan Li, bu ayrıcalıklı “devlet tekelleri”ni, “serbest ve birleşik bir piyasa”nın oluşumu  önündeki başlıca engel olarak görüyor. Onun gündemi, Dünya Bankası ile birlikte, küresel finans sermayesinin ve büyük ulusötesi şirketlerin Çin ekonomisine bütünüyle egemen olma dürtüsünü gösteren, Çin 2030, ortak raporuyla sonuçlandı.
En büyük devlet firmalarının akıbeti ile ilgili çözümlenmemiş farlılıklara rağmen, bütün ÇKP önderliği, rejimin kapitalist restorasyonu eliyle yaratılmış yeni burjuvazinin çeşitli katmanlarını temsil ediyor. Onların istekleri, bu hafta, az sayıdaki özel mülkiyete sahip Çinli çokuluslu şirketten biri olan Lenovo bilgisayar firmasının kurucusu Liu Chuanzhi tarafından ana hatlarıyla belirtildi. Liu Chuanzhi, Pazartesi günü haftalık bir haber dergisine işadamlarının üç şey istediği açıkladı. 
Bunlardan birincisi, “toplumsal servetin yaratıcısı, Komünist Parti’yi ve sosyalist yolu destekleyen bir grup” biçiminde “açık bir siyasi kimlik”ti. İkincisi, son yıllarda diğer ülkelere giderek artan sermaye ihracını ve işadamı göçünü durdurmak için “özel mülkiyetin korunması”ydı. Üçüncüsü ise hükümetin, “piyasa kurallarının, ekonomik gelişmeyi, şirketlerin tamamen  hakkaniyet ve şeffaflık ilkelerine göre çalışmalarına izin verecek şekilde belirlemesine müsade etmek” için, hükümetin “onay işlemleri”ni sınırlamaktı.
Aynı zamanda, bu kapitalist sınıf, plenumdan sonra daha da fazla kayba uğrayacak olan Çin işçi sınıfının ve kır yoksullarının ezici çoğunluğunun derin düşmanlığının da farkında. Liu, işadamlarının “öz-disiplin” sahibi olması gerektiği; çünkü, “toplumsal servetin çok fazla popülerleşmesi durumunda, bu toplumsal istikrarsızlığa neden olacak ve bu  bizzat işadamları için hiç iyi değil.” uyarısında bulundu.
13 Kasım 2013