Çin'de Ağır Kapitalist Sömürü ve İşçi Ölümleri Sürüyor

Maden kazalarında günde ortalama 13 insanın öldüğü Çin'de 6 aralık gecesi bir maden faciası daha yaşandı. Ülkenin kuzeyindeki Şanşi eyaletinde bir kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 105 işçi yaşamını yitirdi. Olayla ilgili açıklama yapan Yeni Çin Haber Ajansı, ocakta en son 120 kişinin bulunduğunu, patlama anında yalnızca 15 işçinin kaçmayı başardığını ve kurtulduğunu açıkladı. Ajans,yerel yetkililerin patlama saatini 6 saat gecikmeli bildirdikleri için ölü sayısının artmış olabileceği belirtiyor.

Geçtiğimiz ağustos ayında da Shandong eyaletindeki iki madeni sel basması sonucunda 181 işçi hayatını kaybetmişti. Yerin binlerce kilometre altında çalışan madenciler için en basit güvenlik önlemlerinin bile alınmadığı Çin'de, resmi rakamlar yılda ortalama 3 bin 69 madencinin "iş kazaları" sonucu öldüğünü bildirse de bağımsız kaynaklar bu rakamının 20 binin üzerinde olduğunu belirtiyor.

İşçilerin ve yoksul köylülerin ölümleri, Çin'in enerji gereksiniminin %70'ini karşılayan kömür madeni sektöründeki ağır kapitalist sömürüden kaynaklı ölümlerle sınırlı değil. Kapitalizmin doğaya verdiği tahribat sonucunda havanın ve suyun kirlenmesi yüzünden her yıl 705.500 insan yaşamını yitiriyor.

"Doğu'da yükselen Çin"

Son yıllarda %9-10'luk büyüme oranlarının altına düşmeyen Çin ekonomisinin 2007 yılı için %11'lik büyümeyi tutturması bekleniyor. 1trilyon 300 milyar dolarlık Çin tasarrufu küresel tahvil ve menkul kıymetler piyasasına akıyor. Bugün Çin Borsası Japonya’dakinden daha büyük durumda. 2007’nin ilk 5 ayı boyunca deniz aşırı bankaların karı yıllık %43 (400 milyon dolar) büyüdü. Çin’in ithalatı 2004’de 512 milyar dolardan, 2006’da 792 milyar dolara yükseldi. Bu rakamın 2007/2008’de 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Çin'de milyarderlerin sayısı hızla artarken, işçi sınıfının sömürüsü ve yoksulluk dünyanın hiç bir yerinde olmadığı kadar ağırlaşıyor.

Geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesinde "Doğu'da yükselen Çin" başlıklı yazı dizisini hazırlayan Uğur Gürses, ilk yazısında Çin'in müthiş büyümesinden, önlenemeyen gelişiminden dem vurmuştu. Orada, Çin'deki koşullar hakkında hiçbir bilgisi olmayan küçük burjuva hümanistleri ve burjuvalar için harika bir tablo çiziliyordu. Sonraki yazılarındaysa Çin'deki gerçek durumu, yani toplumsal eşitsizliğin hızla büyümesini, "olsun, yine de ülke hızla zenginleşiyor" mantığıyla verdi. Aslına bakılırsa yazı dizisinin asıl can alıcı noktasını sosyal hakların ortadan kaldırılmasından bahsedilen bölümü oluşturuyor. Öyle ki, toplumdaki yoksulluğun nedeni aşırı bolluktan kaynaklanıyor.

Yazar yazı dizisinin başında "1978'den itibaren dışa açılan ve kendi tanımları ile ‘Çin'e özgü sosyalizm' ya da 'sosyalist piyasa ekonomisi', bize kalırsa 'kapitalizmin işleyiş kurallarıyla' yola devam eden Çin" derken doğru bir tespit yapıyordu. Ancak bu tespitin hemen ardından "yoksulluğun da azaldığını" belirtmesi kendisine de inandırıcı gelmemiş olacak ki, yazar, dizinin devamında hızla ortadan kaldırılan sosyal haklardan, toplumun büyük kesiminin sağlık, konut ve eğitim olanaklarından yararlanamadığını belirtti.

Bugün Çin'de aşırı sömürü ve yoksulluk neredeyse bütün servetin ve gelirin nüfusun en üst %10’luk kesiminin elinde toplanmasına dayanıyor. Çin’in ilk ve orta dereceli okul sistemi özelleştirildi; yerel yönetimler ve eyalet hükümetleri eğitim için ödenmesi gereken ücretleri açıkladıklarında, on milyonlarca fakir Çinli çocuk arasında okulu bırakanların sayısı büyük ölçüde arttı. Okuyup yazamayan Çinli sayısı son beş yıl içinde, 30 milyondan 116 milyona yükselmiş durumda. Çin’in en fakirleri olan ve sayıları yüz milyonları bulan köylüleriyle kırsal göçmenlerin (kırsal bölgede doğanlar kente de gelseler köylü sayılıyorlar) üzerindeki tıbbi korumanın kalkması, bu insanların en basit sağlık haklarından bile mahrum kalmaları sonucunu doğurdu. Bugün Çin'de devletin kadın ve erkek yurttaşlarına uyguladığı hak ayrımı nedeniyle yeni doğan kız çocukların öldürülmesinde patlama yaşanıyor. Emeklilikten sonra tıbbi bakım güvencesizliği, yoksul kırsal ailelerin sadece erkek çocuğu tercih etmelerinin temel nedeni. Çin’de herhangi bir barıncak konutu olmayan ve sokakta yaşayan insanların sayısı ise 100 binleri buluyor.

Çin’i yıllar sonra ilk kez ziyaret eden Dünya Sosyalist Web Sitesi muhabiri John Chan, Çin toplumunun içinde bulunduğu koşulları anlatırken "Sokaklarda ellerinde yardım levhaları ya da inşaat, ev taşıma işlerinde –artık ne olursa- herhangi bir iş verilmesini isteyen çok sayıda işsiz var. Bunların ücretleri pazarlıkla belirleniyor. Ancak birçoklarına çalışmaları karşılığında ücret ödenmiyor. İşçilerin, özellikle inşaat şirketlerinden, ödenmemiş milyarca yuanlık ücret alacaklarının olduğu resmi olarak kabul ediliyor. Kimileri içinde bulundukları kötü duruma dikkat çekmek için intihar ediyor" diyordu.

“İşçi Devleti” mi, Ücretli köleci devlet mi?

Çin’de kapitalizmin restorasyonu yolundaki uygulamalar esas olarak 90’lı yıllarda hız kazansa da, bunun temelleri Deng Şiaoping ile birlikte, 1978’de atıldı. Dünyada ulusal korumacı kalkınma politikalarının iflas ettiği yıllar olan 70'lerin sonlarından itibaren kapitalizme geçişe başlayan Çin Komünist Partisi (ÇKP), bu geçişe 90'lardan itibaren hız verdi. Doğu Avrupa ve SSCB'deki bürokratik diktatörlüklerin yıkılışından ders çıkan Maocu-Stalinist ÇKP, kapitalist restorasyonu kendi bürokratik egemenliğinde hayata geçirdi. Parti bürokratlarının aileleri yeni milyarderler oldular, ancak Doğu bloğundan farklı olarak "bürokratik kast" iktidarı elinden bırakmadı.

Küreselleşen sermayenin, ulusal kalkınmacı tüm ekonomileri tasfiye ederken bürokratik diktatörlükleri de yıkıma uğratmasından gerekli dersleri çıkaran ÇKP, iktidarını ancak bugünkü azgın kapitalist sömürüyü hayata geçirerek, işçi sınıfının elinden tüm kazanımlarını birer birer alıp, üretim araçlarını özelleştirerek yani küresel kapitalizme uyum sağlayarak koruyabileceğini gördü. Bugün Çin'de toplumsal eşitsizliğin uç noktasına vardığını belirtirken, en basit burjuva demokratik hakların bir çoğununun olmadığını da belirtmek gerekiyor. Bugün ÇKP önderliğindeki bürokrasinin diktatörlüğünde işçi sınıfının herhangi bir örgütlenme hakkı olmadığı gibi siyasi bir mücadele başlatmaya çalışmak da en ağır cezalarla sonuçlanıyor.Yine wsws muhabiri John Chan'e dönelim: "..İnsanlar hâlâ arkalarını kolluyorlar. Hükümetle yakın bağlara sahip olsalar bile, söyledikleri şeyler konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Besbelli ki sorunun köküne inemiyorlar. Daha eleştirel Çinli aydınlar bile işçi sınıfını ve ezilenleri sadece, daha yüksek, muhtemelen demokrasiyi kuracak olacak birkaç aydınlaşmış yönetici tarafından kurtarılacak olan, yoksullaştırılmış kurbanlar olarak görüyorlar."

Chan, devamında insanların Komünist partiye (bürokrasiye) katılımlarının bireysel çıkarları için olduğundan ve halkın ÇKP'ye duyduğu nefretten bahsediyordu: "Komünist Parti hakkında, partiye üye olmuş olanlar arasında bile gerçek bir sinizm var. Bugün birçok insan, özellikle daha genç olan parti görevlileri partiye katılma kararlarının ideolojik inançla ilgisi olmadığını söylüyorlar. Bunlar partiye kamu sektöründe, hükümette ve yönetimde bir işe sahip olmak için katılmışlar. Bazıları bana tiksinti hissettiklerini, çünkü partinin ideolojisine hiç bir inanç duymadıklarını söylediler. Hiç kimse, hatta on yıllardır üyesi olanlar bile Komünist Parti’nin gerçekte komünizmle hiçbir ilişkisinin olduğuna inanmıyor".

Bugün Çin'de 1800'lerin başındaki İngiltere'sine yakın belki daha üst bir seviyede bir kapitalist sömürü hüküm sürüyor. Bunun yanında siyasal hakların yokluğu ile devletin işçi sınıfı ve yoksul köylüler üzerindeki baskısı Çarlık Rusya'yla karşılaştırılabilir. Tüm bunlara rağmen "Troçkist" maskeli Pablocu akımlar, hiç utanmadan, Çin'in "işçi devleti" olduğunu söylemeye devam ediyorlar. Bu, Stalinizimin on yıllarca bürokratik diktatörlükleri "sosyalizm" diye satmasına "sol"dan verilen bir destek olduğu gibi, 1.3 milyar insanın yaşadığı bir ülkeyi dar grupsal çıkarlar için görmezden gelmektir. Enternasyonalist olduğunu iddia edenlerin bu tür yalanlar yaymaları işçi sınıfına ve enternasyonalizme ihanet değilse, nedir?

Bugün Çin'de yaşanan azgın sömürü her ne kadar genel olarak toplumsal bir huzursuzluğu beraberinde getirse de bir başına hoşnutsuzluğun varlığı yaşanan sorunların çözülmesini sağlamıyor. Çinli işçilerin insanlık dışı koşullarda yaşamaktan ve çalışmaktan kurtulması için, Dünya devrimi perspektifli bir Leninist partinin örgütlenmesi gerekiyor. Bu, aynı zamanda, Marksizmle alakası olmayan Maoizmin ve Stalinizmin dünya işçi sınıfına getirdiği felaketlerin yeniden yaşanmaması ve ortaya çıkacak toplumsal alt üst oluşların kapitalist ekonominin temellerini yıkmadan dizginlenmemesi için de şart.