Çin’de “Nil Humması” korkusu
Demokratik haklar ve insani yaşam koşulları talep eden Mısırlı işçilerin ve gençlerin kitlesel protestolarına ilişkin görüntüler, Çin’deki rejime yirmi yıl önceki Tiananmen Meydanı’nda yaşananları anımsatıyor. Devrim salgınının Mısır’dan yayılabileceğinden korkan Pekin, Çin’deki milyonlarca internet kullanıcısının küçük bloglarda tartışmasını engellemek için, internet polisine, “Mısır“ sözcüğünü filtreleme talimatı verdi.
Hong Kong’da kurulu South China Morning Post gazetesi, şimdi Mısır’da yaşanan huzursuzluk ile Çin’deki 1989 olayları arasındaki benzerliğin “yok sayılmasının gün gibi ortada“ olduğunu belirtti. Çinli yönetici çevrelerdeki duyarlılığı anlatan siyaset bilimci Liu Junning, gazeteye şunları söyledi: “Siyasi diktatörlerin denetimindeki otokratların kolayca istikrarsızlaştığını ve neredeyse bir gecede devrildiğini varsaymak inanılır gibi değil.“
İlk bakışta, Mısır ile Çin arasında -coğrafi, kültürel ve ekonomik olarak- dağlar kadar fark varmış gibi görünüyor. Ancak, Financial Times yazarı Gideon Rachman’ın belirttiği gibi, “Mısır’daki ayaklanmada, Pekin’de alarm zilleri çalabilecek kimi unsurlar bulunuyor: Yolsuzluklara karşı yaygın öfke, artan gıda maddeleri fiyatlarının istikrarsızlaştırıcı etkisi, gençler arasındaki işsizlik, internetin kitlesel seferberlikleri mümkün kılması, yönetici seçkinler ile onların yönetmeye çalıştıkları halk arasındaki uçurum.“
Rachman, “Tunus’tan Mısır’a yayılmış olan siyasi bulaşmanın Asya kıtasına sıçramasının pek mümkün olmadığı“ konusunda okurlarının kaygılarını gidermeye çalışıyor. Ancak Rachman, asıl olarak derin toplumsal ayrışmayı, sınıfsal çelişkileri ve siyasi kurumlara karşı yaygın yabancılaşmayı tespit ediyor ki bunlar, Çin de dahil, dünyadaki her bir ülkede varolan durumun tipik özelliğidir. 400 milyonluk bir işçi sınıfına sahip olan Çin’de Mısır tarzı bir isyan ihtimali, yalnızca Çin’deki egemen seçkinlerin değil ama büyük ölçüde Çin’deki ucuz işgücüne bağımlı olan dünya mali aristokrasisinin kalbinde de korku yaratıyor.
Wall Street Journal, Çin’in “Nil humması”nın bulaşmasına karşı “bağışık“ olmadığının elbette farkında. O, kısa süre önce Çin’de üretilmiş olan ve kitleleri yolsuzluklar karşısında ayaklanıp Komünist Partili bürokratları öldüren tavşanlar olarak betimleyen bir animasyon videodan alıntı yaparak, bunun ne anlama geldiğini açıklamıştı. Enflasyonun daha da kötüleşmesi durumunda, diye yazdı, Wall Street’in savunucusu, “tarih, Çin’in istikrarının bir mucize olduğunu gösterebilir.“
Çin’deki sınıfsal gerilimler birçok bakımdan Mısır’daki kadar vahimdir. Çin, dünyanın en büyük milyarderler grubuna sahip olmakla övünmektedir (bunların sayısı, 2010’da, 69’dan 189’a çıktı) ama bu arada kişi başına milli gelir Mısır’dakinin yalnızca üçte ikisi kadardır. Zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum, gıda ve diğer temel malların fiyatlarının hızla artmasıyla daha da derinleşmiştir. Üniversite mezunları da dahil, gençler için bir iş bulmak giderek zorlaşıyor. Çinli genç işçiler, aynı Mısırlı gençler gibi, ülkenin 384 milyon internet kullanıcısının ana gövdesini oluşturmaktadır ki bu durum, onlara, önceki kuşaklardan daha fazla küresel bakış açısı ve daha fazla sosyal özlemler kazandırıyor.
İşçi sınıfı, her zaman, benzer sınıfsal baskıyla karşılaşan uluslararası bir sınıf olmuştur. Bununla birlikte, üretim süreçlerinin son otuz yıl boyunca küresel bütünleşmesi, dünyanın dört bir yanındaki işçileri daha önce görülmemiş ölçüde bir araya getirmektedir. Çinli ve Mısırlı işçiler çoğu durumda aynı küresel şirketler ile onlara hizmet eden baskıcı rejimler tarafından sömürülmektedirler. Bu yüzden, Mısır’daki devrimci ayaklanmalar Çinli işçiler ve gençler arasında etki; yönetici kuruluşlar içinde ise korku yaratmaktadır.
Wall Street Journal’ın “Nil humması”na yaptığı gönderme, Rus işçi sınıfının Lenin ile Troçki’nin Bolşevik önderliği altında Ekim 1917’de iktidarı ele geçirmesinin ardından dünyanın dört bir yanında burjuvaziyi vuran “Bolşevik enfeksiyonu“ korkusunu anımsatmaktadır. Nasıl ki işçiler bugün Mısır’dan ilham almaya başladıysalar, Rus devrimi de dünyanın dört bir yanındaki işçiler arasında -ki buna Çinliler de dahildi- coşkulu bir karşılık bulmuştu.
1925-1927 Çin devriminin trajik yenilgisi, Mısır’daki ve diğer ülkelerdeki işçiler için büyük dersler içermektedir. Bolşevikler, işçi sınıfını, onun hain ulusal burjuvazinin bütün kesimlerinden siyasi bağımsızlığında ısrar eden Troçki'nin Sürekli Devrim kuramı temelinde iktidara getirmişlerdi. Çin’de, Stalin, burjuva Kuomintag‘ın Çin devrimine önderlik ettiğini iddia ederek, işçi sınıfını ona tabi kıldı. Sonuç, Kuomintag’ın işçileri ve köylüleri katletmesi oldu.
Çin’de 1989 Haziranında yaşananlar da benzeri dersleri içermektedir. Ayaklanmanın doruk noktasında, işçiler Tiananmen Meydanı’nda ve diğer kentlerde protestocu öğrencilere katıldığında, Çinli önder Deng Ksiaoping çaresiz kaldı. O, ordunun bölüneceğinden, kendisinin ev hapsine alınacağından ve rejimin çökeceğinden korktu. Ancak protesto hareketi devrimci bir önderlikten yoksundu. Siyasi inisiyatifi, Çin Komünist Partisi önderliği içindeki reformistlerin “demokratik“ ödünler vereceği biçimindeki ölümcül yanılsamayı canlandıran küçük burjuva “demokrat” öğrenci hareketinin kuyruğuna takılmış olan Pekin Özerk İşçi Federasyonu önderleri aldı. Deng, bu molayı, protestoları kanlı biçimde bastırmak için uzak bölgelerden askeri birlikleri ve tankları getirmede kullandı.
Mısır gençliği ve işçileri Çin işçi sınıfının bu ağır yenilgilerinden gerekli dersleri çıkarmalıdır. Temel demokratik haklar için mücadele kapitalizme karşı mücadele ile yakından bağlantılıdır. Müslüman Kardeşler gibi burjuva muhalefet partilerine ve mevcut toplumsal düzeni en az Mübarek kadar savunan Muhammed el Baradey gibi önderlere zerre kadar güvenilmemelidir. İşçi sınıfı, kendi bağımsız gücüne güvenmeli ve başta bir işçi hükümeti ve sosyalist politikalar için mücadele edecek olan siyasi partisi olmak üzere, kendi örgütlerini inşa etmelidir.
Geçtiğimiz Nisan ve Mayıs aylarındaki grev dalgasında ilk adımları atmış olan Çinli işçiler ve gençlik, Mısır’daki kardeşlerinin kararlılığından ve cesaretinden esinlenebilir. Çin’deki ve Mısır’daki demokrasi mücadeleleri uluslararası sosyalizm mücadelesinden ayrılamaz. İşçi sınıfının geçtiğimiz yüzyılda edinmiş olduğu bütün stratejik deneyimleri kendisinde cisimleştirmiş olan IV. Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubelerini inşa etmek, Mısır’daki, Çin’deki ve dünyanın dört bir yanındaki işçiler için acil bir gereksinimdir. DEUK, dünyada, işçi sınıfının iktidarı almasına ve gerçek toplumsal eşitlik ve demokrasi üzerine kurulu bir toplumsal düzeni kurmasına önderlik etme kapasitesine sahip tek devrimci akımdır.
Yazının orijinali: http://www.wsws.org/articles/2011/feb2011/chin-f05.shtml