Çinli ve Hintli liderler Fiji’ye rekabet ziyaretleri düzenledi
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, geçtiğimiz hafta sonu, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 1981’den bu yana Hintli bir lider tarafından düzenlenen ilk gezisinden yalnızca iki gün sonra, Pasifik ada ülkesi Fiji’ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Her iki lider de, Suva’da (Fiji’nin başkenti), Tonga, Samoa, Papua Yeni Gine, Vanuatu, Mikronezya, Cook Adaları ve Niue’yi kapsayan diğer Pasifik ülkelerinden gelen liderlerle görüşmelerde bulundular. 
Modi, Fiji’nin şeker sanayisi (ülkenin en büyük ihraç endüstrisi) için 75 milyon dolar tutarında kredi sağlayacağını açıkladı ve Hindistan’ın “savunma eğitimleri ve kapasite geliştirme desteğini kapsayan savunma ve güvenlik işbirliğini genişletme” niyetini ifade etti. Modi, önümüzdeki yıl, Hindistan’da, bir Pasifik ülkeleri açılış forumu toplayacağını duyurdu.
Şi, Fiji hükümeti ile askeri bağları güçlendirme vaadini de kapsayan beş mutabakat zaptı imzaladı. O, Ağustos ayında üzerinde anlaşılmış 13,06 milyon dolara ek olarak, 11,4 milyon dolar tutarında bir yardımı açıkladı.
Bu ziyaretler, Obama yönetiminin Çin’i yalıtma, askeri olarak kuşatma ve ABD’nin Asya-Pasifik bölgesindeki hakimiyetini güvence altına alma amacı taşıyan Asya’ya “dönüş” stratejisi eliyle körüklenen Hindistan-Çin gerginliğinin yükseldiği bir ortamda gerçekleşti. 
Modi ve Şi, Avustralya’da düzenlenen ve Başkan Barack Obama’nın, Washington’ın Hindistan, Japonya, Filipinler ve Avustralya’yı kapsayan Asya-Pasifik ülkeleri ile askeri bağlarını güçlendirmesiyle övündüğü G20 zirvesine katıldıktan sonra Fiji’ye gittiler. Obama, Çin’in komşuları ile toprak anlaşmazlıklarının çözümü konusunda “diğer ülkelerle aynı kurallara (Washington tarafından belirlenen kurallara) uyma” konusunda yetersiz kalması durumunda ona yönelik üstü pek de örtülü olmayan saldırı tehditlerinde bulunmuştu.
ABD’li yönetici seçkinler ve onların müttefikleri, bu emperyalist stratejinin bir parçası olarak, Pekin’in, Washington’ın uzun zamandır bir “ABD gölü” olarak gördüğü Pasifik’teki artan etkisine karşı adımlar atıyor. Obama, ABD’nin “bir Pasifik Gücü” olduğunu ilan etmiş ve bölgede “kimse kararlılığımızı ve müttefiklerimize bağlılığımızı sorgulamaya kalkmamalı” demişti.
Fiji’nin askeri liderliğinden devşirilmiş başbakanı Voreqe Bainimarama, 2006’daki bir darbenin ardından iktidarı ele geçirdikten sonra Çin ile ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan bir “kuzeye bak” politikası benimsemişti. Bloomberg’e göre, Pekin, geçtiğimiz sekiz yıl içinde, ülkeye 330 milyon dolar tutarında yardım sağladı. Çin, 2006’daki darbeden önce Fiji’nin en büyük sekizinci ticaret ortağı iken, geçtiğimiz yıl beşinci oldu.
ABD’nin Pasifik’teki önemli müttefikleri ve bölgesel emperyalist güçler olan Avustralya ile Yeni Zelanda tarafından dayatılan yaptırımlarla kışkırtılmış olan “kuzeye bak” politikası, Washington’ı giderek daha fazla alarma geçirdi. 2010 yılında, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Fiji Dışişleri Bakanı Inoke Kubuabola ile görüşmüştü ve bu, Avustralya öncülüğünde sürdürülen, askeri rejimi izole ederek teslim alma çabalarının sona erdiğinin işaretini veriyordu.
Çin’in bölge genelindeki yatırımları ve etkisi (Pekin, ayrıca, Tonga ve Samoa’nın da dahil olduğu diğer Pasifik ülkelerine yüksek tutarda krediler ve yardım sağlıyor) ABD’li yönetici çevrelerdeki kaygıları arttırmaya devam ediyor. Şi’nin, Avustralya ve Yeni Zelanda ziyaretleri de dahil, gezilerini yorumlayan New York Times, onun ardında “paradan oluşan bir iz” bıraktığını ve Çin’in “yalnızca bir ekonomik ortak olarak değil ama aynı zamanda stratejik bir ortak olarak değerlendirilmeye değer” olduğu konusunda Pasifik ülkelerine güven veren konuşmalar yaptığını belirtti.
Bainimarama, Şi’yi karşılama konuşmasında, Pekin’e cömertliğinden ötürü teşekkür ederken, dolaylı bir biçimde Avustralya’yı ve Yeni Zelanda’yı eleştirdi. O,“Çin Fiji için gerçek bir dost olmuştur.” dedi ve ekledi: “Çin hiçbir zaman bizim içişlerimize karışmadı ve bir ulus olarak bize, bizim için neyin iyi olduğunu söylemeye kalkışmadı. Çin, bölgede diğer ülkeler bize sırtını dönmüşken, ihtiyaç duyduğumuz anda yanımızdaydı.”
Washington, Canberra ve Wellington, Çin’in etkisinin altını oyma ortak çabası içinde Suva ile ilişkileri onarmaya çalışıyor. Bu üç hükümet, Bainimarama’nın Önce Fiji Partisi’nin 17 Eylül’de düzenlenen seçimleri kazanmasının ardından, Fiji’nin sözde “demokrasi”ye dönüşünü selamladı. Aslında, bu seçimler, basın sansürü, muhalif siyasi partiler üzerinde ciddi baskılar ve askeri tehdit koşullarında gerçekleşmişti.  Darbeciler, önceki askeri hükümetin yedi üyesi aracılığıyla, ülkeyi sıkı biçimde kontrol etmeye devam ediyorlar.
Avustralya ile ABD, daha seçimlerden önce, Bainimarama diktatörlüğüne yakınlaşmaya ve yaptırımlarını hafifletmeye başlamıştı. Seçimlerin ardından, Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası, ülkedeki angajmanlarını arttırmak için plan yaparken, Fiji, Britanya liderliğindeki Milletler Topluluğu’na yeniden kabul edildi.
Modi’nin ziyareti, Fiji’yi yeniden hizmete sokmayı ve Bainimarama yönetimini temize çıkarmayı amaçlayan bu eşgüdümlü stratejinin bir parçasıdır. Fiji parlamentosuna konuşan Modi, “bugün bizi birleştiren şey demokrasimiz, halklarımızın çeşitliliği, bütün insanların eşit olduğuna inancımız ve özgürlük, haysiyet ve kişisel haklara olan bağlılığımızdır.” diyerek, ülkede düzenlenen seçimlere övgüler yağdırdı. Bu sözler, 2002 yılında yaklaşık iki bin kişinin yaşamını yitirdiği, Müslümanlara yönelik Gucarat katliamında merkezi rol oynamış sağcı bir Hindu milliyetçisi olan Modi gibi biri tarafından sarf edildiğinde çok daha gülünç durmaktadır.   
Avustralya düşünce kuruluşu Future Directions International’ın bir uzmanı ve Hindistan’daki iktidar partisi Bharatiya Janata’nın üyesi olan Balaji Chandramohan, Modi’nin ziyaretinin amacını, 11 Kasım’da Uluslararası Yeni Zelanda Radyosu’na verdiği bir röportajda açıkladı. O, Yeni Delhi’nin “Çin’in Hint-Pasifik bölgesinde genişleyen etkisi nedeniyle kendisini tehdit altında hissettiğini” ve Pasifik’teki “deniz hâkimiyetini” arttırmak için “sıçrama tahtası” olarak, geniş bir Hint etnik nüfusuna sahip olan Fiji’yi kullanmak niyetinde olduğunu belirtti.
Hindistan, Hint Okyanusu’nda Çin’e karşı koymak için donanmasını hızla genişletmektedir. O, “Doğu’ya Bak” politikasının bir parçası olarak, savaş gemilerini Güney Çin Denizi’ne göndermiş durumda. Hint donanmasının, Fiji’deki Hint nüfusu bahane ederek Güney Batı Pasifik’e yönelik herhangi bir genişlemesi, Pekin ile yaşanan gerginliği daha da arttıracaktır.
ABD, Japonya ile Güney Kore’dekilerin yanı sıra Guam, Marshall Adaları ve Hawaii’de üslere sahipken, Çin’in, Çin anakarası dışında Pasifik’te herhangi bir askeri varlığı bulunmuyor. ABD, ayrıca Avustralya ve Filipinler ile üslenme anlaşmalarına sahip. ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda savaş gemileri ile sahil güvenlik botları, okyanus üzerinde sürekli devriye halinde.
Bununla birlikte, Washington ile müttefikleri, Çin’in Fiji ya da başka herhangi bir Pasifik ülkesinde üslenmesi ihtimalinin önünü kesmekte kararlı. Pazartesi günü The Australian gazetesinde yayınlanan bir başyazı, Bainimarama’yı, “Güney Pasifik’teki yeni Çin atılımını, yaptırımlar nedeniyle Avustralya’ya saldırmak için bir fırsat olarak görmemesi” konusunda uyardı. Gazete, Avustralya ile ilişkilerin “Güney Pasifik’in ekonomik ve stratejik çıkarları için çok önemli” olduğunu yazdı.
Hükümet tarafından finanse edilen Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’den Anthony Bergin ve Lisa Sharland, gazetenin konuk yazar sayfasında, “Avustralyalı subaylar ile Fiji ordusu arasında yıllar içerisinde inşa edilmiş olan yakınlık ortadan kalktı.” diye hayıflandılar. Onlar, Canberra’yı, “güvenlik işbirliğini ilerletmek” ve “bölgesel ve küresel güvenliğe yönelik tehditlerin üzerine gitmek” için “yeni bir inisiyatif” olarak, Fiji’de bir “bölgesel barış koruma eğitim merkezi”nin finansmanına yardımcı olmaya çağırdılar. Makalede, ayrıca, bunun Şi’nin askeri bağları güçlendirme vaadinin ardından özellikle önemli olduğu belirtildi.