“Dervişin Fikri Neyse Zikri de Odur”
Küçük Burjuva Solun Çin’deki İflası!
Yazımıza 28 Temmuz 2009 Salı günü yayınlanan Posta gazetesinin en arka sayfasında ve www.sendika.org’da yeralan bir haberle başlayalım. Ancak yazımızın içeriği açısından daha sonra yazının içinde açıklayacağımız özel isimleri başlangıçta belirtmeyelim. Habere göre, “…. ülkesinin …. kentinde …. demir-çelik fabrikası merkezi başkenti …. bulunan …. şirketi tarafından satın alındı. Bunu duyan işçiler kovulacakları korkusuyla protesto gösteri düzenledi. Polisler olaya müdahale edince gösteriler çatışmaya dönüştü. Trafiği kilitleyen işçiler üç polis aracını yaktı. Çatışmalarda yüz kişinin yaralandığı bildirildi. Bu sırada fabrikayı satın alan …. şirketinden …. adlı yönetici mali kayıpları incelemek için fabrikaya geldi ve çalışan 30.000 işçiden 5000’nin işten çıkarılacağını söyledi. Bunun üzerine 1000 işçi bu yetkiliye saldırdı. Görevlilerin müdahalesine izin vermeyen işçiler .…’yı döverek öldürdü. Bunun üzerine devlet fabrikanın satış işlemini askıya aldı.”
Bu olayın gerçekleştiği ülkenin bir “işçi devleti” olduğunu söyleseydik bizi ne kadar ciddiye alacağınız konusundaki düşüncelerinizi tahmin edebilirdik, ama maalesef ki bu olay bazı savrulmuş küçük burjuva sol yazarlar için işçi devleti olarak tanımlanan, rüyası görülen, hatta kelime oyunlarıyla üzerine “Marksist etiketli”, “akademik” nutuklar çekilen Çin’de gerçekleşmiştir. Hem de Sincan bölgesinde yaşananların yaklaşık 1 hafta sonrasında… Habere göre bu olayın geçtiği yer Çin’in Tonghua bölgesinde Tonghua demir-çelik fabrikasıdır. Ölen Chen Goujun merkezi başkent Pekin’de bulunan Jianlong Ağır Makine Grubu’nun üst düzey yöneticisidir.
Sincan bölgesinde son yaşananlarla birlikte okuduğumuz bu haber dünya siyasetinde tartışmalara yol açan Çin’i bizim de bir kez daha masaya yatırmamızı gerekli kılmıştır. Öncelikle Sincan bölgesinde yaşananları bizim gözümüzle açıkladıktan sonra net cümlelerle Çin’i tanımlamak istiyoruz: Sincan’da yaşanan olaylar Çin’in bir halklar hapishanesi olduğunun göstergelerinden sadece bir tanesi olduğu gibi, kapitalizmin ne tür vahşetlere neden olabileceğinin de kanıtıdır. Sincan’da aynı fabrikada aynı patron tarafından sömürülen Han ve Uygur işçileri arasında çıkan çatışma sıradan bir etnik çatışma olarak geçiştirilemeyeceği gibi bu şekildeki bir “geçiştirme”, olayı yaratan toplumsal dinamikleri görmezden gelmek anlamına gelir.
Peki, Sincan’daki bu toplumsal dinamiklerin aynı ülkenin Tonghua bölgesindeki olayları yaratan dinamiklerden farkı nedir? Bizce sömürülenler açısından bir farkı yoktur, aynı olay İspanya’nın Bask bölgesinde olsaydı ne diyecektiniz, ya da zamanında İrlanda’da aynı fabrikada Katolik ve Protestan işçilerin çatışması için ne demiştiniz? Tekrar soruyoruz, bir ulus bir başka ulusu neden ezer, neden ezen ulusun işçileri ile ezilen ulusun işçileri çatışır, bu hangi dinamiklerin ürünüdür? Bazı küçük burjuva solcular (Sungur Savran, Mehmet Somel ve benzerleri) buna cevap vermek yerine; “işçi devleti” olarak kabul ettikleri Çin emperyalizminin politikalarını cesaret edip masaya yatırmak yerine kimin önce saldırdığına bakıp Uygur işçilerini suçlamışlardır.
Kapitalist devletlerin feodal yapılardan farklı olarak başka bir ulusu ezmesi tamamıyla işçi sınıfının sömürüsüne ve artı değer üretimine dayalıdır ve bu durum süreklilik oluşturur. Özetle, Sincan’da Çin emperyalizminin yaptığı açık ve seçik budur: Yaşanan olaylar ne kadar Uygurların öfkesini yansıtıyorsa, Çin’in dünya kapitalizminin kriziyle birlikte kızışan ortamda bu bölgeyi elinde tutma zorunluluğunu da o kadar yansıtıyor. Sincan bölgesinin bol miktarda madenle dolu olması ve Çin’in batı sınırındaki ticaret yollarının üzerinde olması bu bölgeyi daha da vazgeçilmez kılıyor. Bunun dışında, bu bölge Çin’in batıya açılan kapısı olma niteliğini taşıyor. Eğer Çin, Sincan bölgesini kaybederse Orta Asya ile olan sınırını kaybedecektir ki bu durum kapitalizmin krizinin şiddetlendiği, emperyalistler arası rekabetin kızıştığı, Pakistan’da iktidar savaşının tüm şiddetiyle devam ettiği bir dönemde, çok şey kaybetmiş olacaktır. [1]
Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi Çin’in “işçi devleti” olduğu rüyalarına son verilmesi gerekmektedir. Yıllardan beri Çin’in emperyalist bir güç olduğunu inkâr eden, hatta onu bir “işçi devleti” olarak gören bu sahte solcuların teorilerinin son yaşanan olaylarla bir kez daha ne kadar gerçek dışı olduğu ortaya çıktı. Dünya kapitalizmine piyasa ekonomisi çerçevesinde eklemlenmeden önce de, Çin Komünist Partisi’nin bürokratik diktatörlüğü altında halklar hapishanesi olan ve bugün bu niteliğinden fazla bir şey kaybetmeyen Çin Halk Cumhuriyeti, 1 milyardan fazla insanı her türlü demokratik, sosyal, siyasal, ekonomik haklarından mahrum bırakarak varlığını devam ettirmektedir. On milyonlarca emekçiyi en ilkel şartlarda kapitalist sömürüye mahkûm ederek küresel kapitalizmin kölesi haline getiren böyle bir devleti “işçi devleti” olarak görüp savunmanın, şarlatanlığın ötesinde, sosyalizme ve işçi sınıfına karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirterek geçelim.
Sincan bölgesindeki olaylar başladıktan sonra Türkiye’de kendilerine ne yazık ki “sosyalist” diyen bazı yazarlar ulusların kendi kaderini tayin hakkı fikrini kendilerine göre eğip refah içinde yaşamla karıştırmaktadırlar. Kendi kaderini tayin hakkı, bir halkın ayrılıp kendi devletini kurma da dahil, geleceğini belirleme hakkıdır. Haydi bunu bir yana bırakalım. Ben “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak Türkçe konuşup kendi dilimi, dinimi ve geleneklerimi özgürce yerine getirebilmek için bir başkasının izniyle ayrıcalıklar elde edebiliyorsam Türkiye Cumhuriyeti gerçekte özgür bir ülke değildir. Kendi kaderi başkaları tarafından tayin edilmektedir. Uygur bölgesinde de anadilde eğitim, üç çocuk hakkı, dini özgürlüklerin kullanılması, sınavlarda fazladan 20 puan gibi haklar Çin devleti tarafından verilmektedir. Bundan da anlaşılacağı gibi Uygurlar ezilen halktır.
Kaldı ki Uygurların pek çok hakka sahip oldukları ve ezilmedikleri de yalandır. Uygur halkı tarih boyunca katliamlara ve asimilasyonlara maruz kalmıştır. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra yaptığı ilk iş Uygur halkının kendi kaderini tayin hakkını inkar ederek 2. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetini ilhak etmek olmuştur. 1933, 1940, 1947, 1950, 1953, 1955, 1958, 1962, 1965, 1968 yıllarında Sincan bölgesinde pek çok ayaklanma baş göstermiş ve bu süreç içerisinde sayıları bir milyonu aşan insan Kazakistan’a sığınmak zorunda kalmıştır. Bunlar Çin’in “sosyalist” olduğunu ve “işçi devleti” olduğunu iddia eden burjuva solcuların değinmekten kaçındığı olaylardır.
Günümüzde Uygur halkı yoksulluk içinde yaşıyor ve pek çok Uygur yaşamını sürdürebilmek için ülkenin doğusundaki büyük şehirlere göç etmek zorunda bırakılıyor (bizdeki Kürtler gibi). Onlar gitikleri yerlerde de yoksulluk içinde yaşıyorlar, ya işsiz kalıyorlar ya da çok az kazanıyorlar. Ve ne yazık ki suç batağının içine sürükleniyorlar.
Şu gerçeği de görmezden gelmemek gerekiyor: Bölgedeki Uygur başkaldırısı -dünyada başka örneklerde de görüldüğü gibi- emperyalist bir ülkenin rakip başka bir emperyalist ülkeye karşı vazgeçilmez bir kozu olabilir. Rakip bir emperyalist ülke doğal olarak bu durumu sonuna kadar kullanmak isteyecektir de. Ancak bu biz sosyalistlerin ezilen halkların özgürlüğünden yana tavır almamız gerektiği gerçekliğini değiştirmez, değiştiremez de… Verdiğimiz bu destek sermayenin küreselleşmesi noktasında ulus-devlet adı altında sermayenin gardiyanları haline gelecek burjuva iktidarlara değil; tüm ülkelerin işçileriyle dünya devrimi yolunda atılacak adımlardan bir tanesinedir. Bırakalım, AKSİNİ İDDİA EDENLER meydanlarda şu sloganı atsınlar: “Bütün ülkelerin işçileri birleşin; ezilen halkların işçileri hariç.”
Bugün Sincan bölgesinde yaşanan demokratik sorunların çözümü ve azgın kapitalist sömürünün ortadan kaldırılması, yalnızca Uygurlu emekçilerin eylemiyle değil; onların başta Çin sınırları içinde yaşayanlar olmak üzere dünya işçileri ile ortak davranmasıyla mümkündür. Bunun dışındaki her “çözüm” ister istemez uluslararası sermayenin çıkarlarına tabi olacak ve yalnızca yeni ulusal ve toplumsal baskılara yol açacaktır.

Dipnotlar

1) http://www.toplumsalesitlik.org/tr/asya/uygur-isyani-ve-ikiyuzlu-siyaset