Ekonomik krizde Çin'in dış politikası
Çin, 14 Şubatta AB ülkeleri temsilcileriyle yaptığı görüşmelerin ardından Euro bölgesindeki borç krizinin çözülmesine yardım etmeye söz verdi. Çin Başbakanı Wen Jiabao "Euro bölgesinde istikrar sağlanması girişimlerinde daha fazla rol oynamak istediklerini" belirtti. AB ülkeleri, 500 milyar Euro tutarında olması tasarlanan fona Çin'in katkı yapmasını bekliyor. [1] Çin, hâlihazırda dünyanın en büyük döviz rezervlerine sahip.
Çin'in bu açıklaması piyasalarda sevinçle karşılandı. Çin borsasında hızlı bir yükseliş gözlemlenirken, Çin şirketleri de değer artışı kaydetti. [2] Şanghay Bileşik Endeksi, son on beş ayın en uzun süreli haftalık kazanç dönemini yaşadı. [3] Çeşitli dünya endeksleri de bu haberin ardından yükseliş kaydederken Euro bölgesi ekonomisi beklendiğinden daha az küçüldü. [4]
Ardından Çin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Şi Jinping'in ABD'yi ziyareti haberi geldi. Bu ziyaret sırasında iki ülke ilişkilerinin yanı sıra ekonomik ve politik ihtilaflar da gündeme geldi. [5] Bu ziyarette asıl dikkat çeken şey, ziyaretin yapılmış olması kadar, Çin'in işbirliği ve diyalog mesajı vermesiydi. [6]
Çin'in AB ve ABD ile diyaloga girişmesi ve somut adımlar atması, bu ülkenin dış politikasında daha aktif bir yönelişin başladığını gösteriyor. Bu durumun arka planını ifade etmesi açısından konuyla ilgili “Küresel Krizde Çin Ekonomisi” başlıklı yazımızda Çin'in AB ve ABD ekonomileriyle sıkı bağlarını ortaya koymuştuk. [7]
Bugün, dünyanın fabrikası konumundaki Çin ekonomisini dünya genelindeki kapitalizmin krizlerinden muaf düşünmek elbette mümkün değil. Çin ekonomisi, başta AB ülkeleri ve ABD'yle olmak üzere küresel kapitalist ekonomiyle bütünleşmiştir. Tüm dünya üretiminde oldukça önemli bir paya sahip olan Çin, doğal olarak ürettiklerini satabileceği devasa pazarlara ihtiyaç duyuyor. Bu pazarlardan birisi de ABD pazarı. Fakat burada söz konusu olan üretim sadece Çin sermayesine ait olmakla kalmıyor. ABD kaynaklı sermayenin de Çin'de çok yüksek miktarda yatırımları var. ABD'li şirketler, doğrudan yatırım veya taşeron üretim yoluyla üretimlerini Çin'de yaptırıyorlar. Kısacası ABD ve Çin ekonomileri organik bağlara sahip. Aynı şekilde Çin ve AB ekonomisi de benzer bağlara sahip. Geçen yıl Çin'le AB arasındaki ticaret hacmi 560 milyar Euro tutarındaydı. Bu da AB'yi Çin'in en önemli ekonomik ortaklarından birisi haline getiriyor. Nitekim geçtiğimiz haftalarda IMF, Avrupa'daki ekonomik gerilemenin Çin'in büyüme oranını yarıya indirebileceği uyarısında bulunmuştu.
Başta AB ülkeleri ve ABD'de yaşanacak bir ekonomik gerileme, Çin'in ithalat ve ihracatına zarar verebilir ki şu an yaşanmakta olan da budur. Ocak ayında Çin'in ihracatı yüzde 0,5 oranında, ithalatı ise yüzde 15,3 oranında düştü. Resmi rakamlar Çin'in AB ile arasındaki ticaretin yüzde 7'den fazla düştüğünü gösteriyor. Rakamlardaki bu düşüş, ekonomideki belirsizliğe bağlanırken kaygılı yorumlara da neden oluyor. [8] Bu ülkelerdeki ekonomik durgunluk nedeniyle talep daralması yaşanması ve yabancı sermayenin üretimi kısmak zorunda kalması Çin'in dış ticaretine zarar veriyor.
Ocak ayında enflasyonun beklenmedik şekilde yükselmesi de kaygılara neden oldu. Tüketici fiyatlarının yüzde 4,5 oranında artması uzmanlar tarafından Çin yeni yılı [9] kutlamalarına bağlandı. [10] Buna rağmen kaygılı olunması, Çin ekonomisinin gerçekten de böyle bir durumla karşılaşması ihtimaliyle bağlantılı. Bu konuda daha önce şu satırları yazmıştık:
“Bu, Çin işçi sınıfının ücret artışları ve yaşam koşullarının düzeltilmesi talepleriyle verdiği yoğun mücadeleden kaynaklanıyor.2008 yılından beri yükselme eğiliminde olan Çin işçi sınıfının parçalı ancak militan mücadelesi, son üç yılda ücretlerin yıllıkortalama %15 oranında artması sonucunu verdi.” [7]
Buna bir de değişen dış ticaret oranları eklendiğinde Çin'de enflasyonun ortaya çıkması hiç de şaşırtıcı bir sonuç olmayacaktır. Hâlihazırda Çin'deki enflasyon tehlikesi küçümsenecek düzeyde değil. Çinli egemenler, ekonomik büyümenin yavaşlamasının önüne geçmeye çalışırken bir yandan da tüketici fiyatlarını kontrol altına almaya çalışıyor. Çin Merkez Bankasının zorunlu rezerv miktarını yarım puan düşürme kararı da bu amaca hizmet ediyor. [11]
Çin'in son zamanlardaki dış politika atağı da onun AB’deki ekonomik durgunluktan doğrudan etkilenmesinin sonucu. Küresel kapitalist ekonomide yaşanacak bir ekonomik çöküş, Çin'i de çok ciddi vuracak ve bu ülke için tam bir felakete dönüşecektir; yani Çin, diğerleriyle aynı gemide. Aynı şekilde, her ülkenin kendisini korumacı önlemlerle kurtarmaya çalışması da Çin için felaket olacaktır. Çünkü devasa Çin üretimi devasa dış pazarlara ihtiyaç duyuyor. Gümrük duvarları Çin için büyük bir tehdit. Bu kadarla da bitmiyor. Çin'de faaliyet gösteren yabancı sermaye, ulusal korumacılığa sığınıp, üretimi Çin'den kendi topraklarına kaydırırsa Çin'i büyük bir ekonomik çöküş ve sosyal patlamalar bekliyor demektir. Çin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Şi Jinping'in ABD'ye gidip “krizin çözümünün ulusal korumacılıkta değil, diyalogda olduğunu” söylemesi bu durumun en çarpıcı itirafıdır. Çin, bu şartlar altında AB ve ABD ile sürtüşmek yerine onlarla “dost” olmak ve hatta onların ekonomisini kurtarmak zorunda. Bu nedenle Çin hükümeti başlattığı diyalog ve yardımlaşma sürecini önümüzdeki dönemde daha da genişletecektir.
Çin ekonomisi, bizzat Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından yürütülen küreselleşmeci politikalarla 1978–2004 arasında 20 kat büyürken bu ülke kelimenin tam anlamıyla dünyanın fabrikası olmuştu. Bu süre içinde Çin proletaryası da olağanüstü bir hızla büyüdü ve Çin, dünyanın en kalabalık sanayi proletaryasına sahip oldu. Çin Ulusal İstatistik Bürosu, kentli nüfusunun toplam nüfusa oranının % 51'e ulaştığını duyurdu. [12] Bu, ülke tarihinde ilk defa yaşanan bir durum olduğu gibi, Çin'in yaşadığı değişimin boyutunu da ortaya koyuyor. Her yerde olduğu gibi Çin'de de köylü toplumu hızla eriyor. Son 30 yılda köyden kente devasa bir göç dalgası yaşandı. Bu da kapitalizmin kendi mezar kazıcısını yarattığını bir kez daha doğruluyor. Büyüyen işçi sınıfı, ağır yaşam ve çalışma koşulları ile dünya kapitalizmindeki organik bütünleşmenin kaçınılmaz sonucu olarak ufukta görünen ekonomik kriz, önümüzdeki süreçte Çin'i ciddi sosyal patlamaların beklediğinin başlıca işaretleri. Öyleyse sözlerimizi Yusuf Ateşçi'nin Küresel Krizde Çin Ekonomisi başlıklı yazısındaki vurguyu bir kez daha hatırlatarak bitirelim.
“Ekonominin böylesine bütünleştiği bir dünyada, Çin’in içinde bulunduğu durum, dünya ekonomik krizinin gerçekten de -geçmiştebir ulusal ekonomide olduğu gibi- bütünün tüm parçalarını, başta da bu bütünlüğün kalbini oluşturan ekonomileri vuracağınıaçıkça gösteriyor. Elbette başta ABD ve AB olmak üzere Çin’in de dahil olduğu emperyalist güçler kapitalizmin bu krizini aşmak içinellerinden ne geliyorsa yapacaklar, yapıyorlar da. Atacakları adımların, yalnızca, büyük kapitalist tekelleri işçi sınıfı ve emekçilerediz çöktürerek elde edecekleri gelirle finanse etmekle sınırlı kalmayacağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor.
Büyük hesaplaşmaya giden yolda bu adımlar elbette atılacaktır, ancak asıl hesaplaşmanın emperyalistler arasında bir savaşlaolma ihtimali özellikle bugün kendisini hiç olmadığı kadar hissettiriyor. Dünya proletaryasının en önemli bölüklerinden birisinioluşturan Çin proletaryasının mücadelesinin önemi kendisini tam da burada ortaya koyuyor. Çinli proleterler, sınıf mücadelesininilksel biçiminin ifadesi olan ücret artışı ve daha iyi yaşam (nesnel olarak daha iyi koşullarda sömürülme) mücadelelerini siyasiiktidarı ele geçirme; yani bir toplumsal devrim mücadelesiyle bütünleştirmeleri ve zafere ulaşmaları durumunda hiç şüphesiz bubaşta ABD ve Avrupa proletaryası olmak üzere uluslararası işçi sınıfı mücadelesine devasa bir itilim sağlayacak ve olası biremperyalist savaşın ya da barbarlığa gidişin önünü alacaktır. Bu hedefe giden yolda ihtiyaç duyulan temel araç, Çin işçi sınıfınınöncüsünün kendisini devrimci enternasyonalist bir partide örgütlemesi; burjuvazi ile onun devletine karşı mücadeleyimerkezileştirmesi ve iktidara yürümesidir.”

Dipnotlar

[1] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/02/120214_china_eu.shtml
[2] http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1082941-cin-borsasi-buyuk-sicradi
[3] http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1085173-cin-borsasinda-kazanclara-devam
[4] http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1083535-dis-piyasalara-cin-destegi
[5] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/02/120215_china_us.shtml
[6] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/02/120214_china_us.shtml
[8] http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2012/02/120209_china_export_import.shtml
[9] Geleneksel Çin Takvimine göre yeni yıl 23 Ocak'ta başlıyor. Bu takvime göre 23 Ocak'ta Metal Tavşanı yılından Su Ejderhası yılına geçildi. Yeni yıl tüm ülkede çeşitli etkinliklerle kutlanırken bunun da fiyatlar üzerinde etkide bulunduğu düşünülüyor.
[10] http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2011/12/111209_china_inflation.shtml
[11] http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2012/02/120220_china_banks.shtml
[12] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/01/120117_china_cities.shtml