Hindistan’da tecavüz vakaları ve sorunun çözümü
Hindistan’ın başkenti Delhi’de bir kadının bir toplu taşıma aracında 6 kişi tarafından tecavüze uğraması ve dövülmesi, ardından hastanede geçirdiği iki hafta sonunda yaşamını kaybetmesi ülke genelinde büyük öfkeye neden olurken Hindistanlı kadınların yaşamak zorunda bırakıldıkları toplumsal koşulları da bir kez daha ortaya çıkardı.
Tecavüze uğrayan ve öldürülen genç kadın 23 yaşında bir tıp öğrencisi. Hindistan yasaları, tecavüz mağduru kadınların kimlik bilgilerinin açıklanmasını yasaklıyor. Tecavüze uğrayan bir kadın, dünyanın pek çok köşesinde olduğu gibi toplumdan dışlanıyor ve suçlu muamelesi görüyor. Kimlik bilgilerinin açıklanmaması yönündeki uygulama, bu duruma karşı alınan bir “önlem” niteliğinde. Öte yandan bu önlem ilk bakışta her ne kadar makul gibi görünse de, aslında, devletin, kadınlara uygulanan baskı ve şiddet karşısında, daha doğrusu erkek egemen toplumsal düzen karşısında bir çözüm üretemediğinin (ya da üretmediğinin) bir itirafıdır.
Hindistan’da da kadınlar yaşadıkları şiddet ve tecavüzün suçlusu ilan edilebiliyorlar. Nasıl giyindikleri, nasıl yürüdükleri erkekler tarafından “tecavüze davetiye çıkardıkları” gerekçesiyle şiddetle eleştiriliyor. Hatta ülkenin tanınmış Hindu gurularından Asaram Baptu, “hiçbir suç tek taraflı değildir” diyerek açıkça genç kadını suçladı. O, “eğer dua etseydi, tecavüzcülerin elini tutup yalvarsaydı böyle olmazdı” demekten çekinmedi. Bunun yanı sıra o, bu olaydan sonra tecavüzcülere karşı tepki gösteren insanları “erkek karşıtı bir kampanya yapmakla” suçladı! Baptu’nun açıklamaları büyük tepki topladı ve sözcüsü aracılığıyla bir düzeltme yayınladı ama aslında geri adım atmadı.
Hindistan bir süredir bu konuyla çalkalanırken binlerce insan tecavüzcülerin idam edilmesi talebiyle sokaklara dökülüyor. Duruşmaların başlamasıyla birlikte 5 kişi için idam cezası istenirken, diğer bir kişi 18 yaşından küçük olduğu için çocuk mahkemesinde ayrıca yargılanacak.
Bu sırada Yeni Delhi yakınlarında bulunan 21 yaşındaki bir kadın cesedi yeni bir toplu tecavüz vakasına işaret ediyordu. Genç kadının babası, polise durumu bildirdiğini ama polisin duyarsız kaldığını söylüyor. Söz konusu dört polisin görevden uzaklaştırıldığı açıklandı.
Bu olayla birlikte tecavüze karşı yeni bir yasa yapılması gündeme getirilirken yasaya tecavüz kurbanının isminin verilmesi de talep ediliyor. Fakat yasal düzenlemenin bir çözüm olamayacağı kesin. Hindistan hükümeti başka düzenlemeler de yapacağını açıklıyor ama bunlar da sorunun temeline inmiyor. Delhi’de daha fazla polis çalıştırmak, camı karartılmış otobüsleri yasaklamak, otobüs şoförlerini ve muavinlerini daha sıkı denetlemek, polisleri geceleri de devriyeye çıkartmak gibi önlemler. Hâlbuki sorun, bu önlemlerle çözülemeyecek kadar büyük.
Aynı zamanda iktidardaki Kongre Partisi’nin yapacağını söylediği bu düzenlemeler, iktidar temsilcilerinin, tecavüzler nedeniyle –Baptu’yu aratmayacak şekilde- kadınları suçlayan açıklamalarıyla birlikte ele alındığında tam bir ikiyüzlülük ifadesi.
Hindistan’daki kadınların büyük çoğunluğu toplumsal hayattan uzaklaştırılmış olup evde erkeklerin kölesi konumunda. Okula giden, çalışan diğer kadınlarsa tecavüz tehdidi altında yaşıyor ve tecavüze maruz kaldıklarında da suçlu ilan ediliyorlar. Yalnızca 2011 yılında 24 binden fazla kadın Hindistan’da tecavüze uğradı. Her 21 dakikada bir tecavüz olayının olduğu Hindistan’da bu olaylar çoğu zaman haber bile olmuyor. 
Her yıl binlerce kadın, karnındaki bebeğin cinsiyeti belli olduktan sonra bebek eğer kız ise kürtaja zorlanıyor. Kadınların kendi bedenleri üzerinde söz hakkı olmadığı gibi kadınların doğmasına bile izin verilmiyor. Bu durum, Hindistan’ın kuzeyinde çok yaygın. Bu nedenle bu bölgelerde erkek nüfusun, kadın nüfusa oranı oldukça yüksek. Ve bu da bir başka sorunu doğuruyor: çocuk kaçırma.
Başta Batı Bengal Eyaleti olmak üzere Hindistan’ın dört bir yanından 10-17 yaş arası kız çocuklar kaçırılıyor ve kadın nüfus oranının düşük olduğu kuzeyde satılıyor. Bu kızlar, hayatlarının geri kalan kısmını seks kölesi olarak devam ettiriyorlar. Resmi rakamlara göre sadece 2011’de 11 bini Batı Bengal’den olmak üzere 35 bin çocuk kaçırılmış. Polis, bu olayların sadece üçte birinin bildirildiğini söylüyor, yani gerçek rakamlar daha da büyük.
Kısacası Hindistan hükümetinin yeni önlemleri, sorunun kendisiyle hiç ilgili değil. Yukarıda bahsettiğim olaylar ve rakamlar kapitalizmin dinamiklerini ve erkek egemen toplumsal düzeni net bir şekilde gösteriyor. Hindistan devleti de bir burjuva devletidir; dolayısıyla sistemin ürünü ve yeniden üreticisi olan devletlerden sorunu temelden çözmesini bekleyemeyiz. Çünkü bugünkü erkek egemen toplumsal koşullar ile burjuva devletlerin temelinde yatan olgu aynıdır: kapitalizm.
Hindistan’da yaşananların Hindistan’a özgü olmadığı bir gerçek. Kadınların sömürülmesi, şiddet görmeleri, tecavüz, en gelişmiş ülkelerde de yaygın olarak görülmektedir. Özünde Hindistan’ı farklı kılan bir şey yoktur. Bu sorunu çözmek için izlenecek tek yol, kadın ve erkek işçilerin birleşerek, sorunun kökeni olan erkek egemen sınıflı toplum düzenini yok etmesi ve toplumun sosyalist tarzda yeniden örgütlendiği bir dünya kurmasıdır.