Hiroşima ve Nagazaki’nin 66. yıldönümü
6 Ağustos 2011’de Hiroşima’da dünyadaki ilk nükleer saldırının yıldönümü anıldı. Japonya Başbakanı Naoto Kan’ın da katıldığı bu yılki anma törenine Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki patlama ve sızıntı damgasını vurdu. Anma töreninde konuşma yapan Naoto Kan, nükleer enerjinin güvenli olmadığını ve Japonya’nın “yenilenebilir enerjiye” geçeceğini söyledi.
Japonya başbakanının nükleer enerji konusunda ne kadar samimi olduğunu yakında göreceğiz, fakat şu bir gerçek ki 66 yıl önce Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları nükleer enerjinin doğru kullanılmadığında (burjuvazinin elinde) ne kadar tehlikeli olduğunu gösterdiyse de, bu konuda olumsuz görüşler oluşturmak bir yana onun gücünü göstermiş ve tercih edilebilir bir enerji kaynağı durumuna getirmişti. Hiroşima ve Nagazaki, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği bir deney ve emperyalizmin güç gösterisiydi.
Emperyalistler tarafından nükleer silah kullanmanın gerekçesinin “savaşı derhal bitirmek” olduğu söylense de aslında kullanmaya gerek bile yoktu. Çünkü saldırıların gerçekleştiği tarihteki Japonya’nın durumuna bakan her insan, bu savaşın zaten kısa sürede biteceğini görebilir. Pasifik Okyanusu’nda her gün yenilen ve adım adım geri çekilen, sahip olduğu adaları birer birer kaybeden Japonya, kendi topraklarına kadar çekilmişti. Savaş artık Japonya topraklarına kadar ulaşmış, Japon şehirleri sık sık bombalanır olmuştu. Japonya’nın ekonomisi de bu savaşı daha fazla kaldırabilecek durumda değildi. Ne savaşa gönderebileceği daha fazla insan, ne askerlerini besleyebilecek daha fazla gıda malzemesi, ne de kullanabileceği daha fazla yakıtı kalmıştı. Japonya’nın kısa sürede teslim olması kaçınılmazdı, ki imparatorluk zaten barış görüşmeleri için tekliflerde bulunmuş ama görüşmeler yürümemişti.
Nükleer güç kullanılmasının asıl amacı, tarihin gördüğü en vahşi deneyi yapmaktı. ABD, ilk nükleer denemesini daha önce New Mexico yakınlarında yapmış ve onun yıkıcı gücünü görmüştü. Fakat radyasyonun ne gibi bir sonucu olacağı, patlamanın insanlar üzerinde ne gibi bir etki yaratacağından emin değildiler. Çünkü insanlar üzerinde hiç deneme yapılmamıştı. Hiroşima ve Nagazaki’de bu bombalar ilk defa insanlar üzerinde denenecekti.
Bombaları oldukça kalabalık bir insan grubu üzerinde denemeyi planlıyorlardı, bunun için Japonya’nın en kalabalık şehirleri düşünülmüştü. Daha sonra bu şehirlerden diğerleri elendi ve Hiroşima ile Nagazaki seçildi. Bu şehirler saldırıdan bir süre önce bombalanmayarak diğerlerinden daha güvenli izlenimi yaratıldı ve bu da Hiroşima ile Nagazaki’nin daha da kalabalıklaşmasına neden oldu. Hiroşima’ya yapılan saldırının saati sokakların en kalabalık olduğu 08:15’ti, böylece daha çok insan ölecekti. Hiroşima’nın hemen yanındaki askeri garnizon değil, şehrin en kalabalık yeri seçilmişti, doğrudan siviller hedefleniyordu. Hiroşima’ya atılan bomba yere düşünce değil, yerden 600 metre yükseklikte patlayacaktı. Bombanın yere çarpması toz kaldırabilir, binaları yıkabilir ama görece daha az insanı öldürebilirdi. Bu nedenle bombanın havada patlaması tercih edilmişti.
Sonuç ise tarihin gördüğü en hızlı ve en büyük katliamdı. Bir kaç dakika içinde yaklaşık 140.000 insan katledildi. 3 gün sonra Nagazaki’ye yapılan saldırıda ise katledilen insan sayısı 70.000’di, sayının Hiroşima’ya göre düşük olmasının nedeni, bombanın “yanlış” yere atılmasıydı. Fakat şehrin dışına atılan bomba yine de on binlerce insanın ölümüne ve şehrin büyük bir yıkıma uğramasına neden olmuştu.
Bu iki nükleer saldırı, Japon İmparatorluğunun teslim olmasına ve II. Dünya Savaşı’nın bitmesine neden olmuştu. Fakat Hiroşima ve Nagazaki’deki insanlar için savaş hiç bitmedi. Kısa süre sonra bu iki şehirde o günlerde esrarengiz kabul edilen hastalıklar ortaya çıkmıştı. İnsanlar çürüyerek ölüyor, hiçbir tıbbi müdahale işe yaramıyor, bebekler genetik bozukluklarla doğuyordu. Böylece deneyin arzulanan sonucu da kendisini göstermiş oldu: radyasyonun etkileri. Ve yıllar sonra bile radyasyonun etkileriyle sakat, hasta çocuklar doğmaya ve ölmeye devam etti. Radyasyon, bugüne kadar her iki şehre atılan bombanın toplamı kadar can aldı. Ağustos 2008’e gelindiğinde ölen insan sayısı toplamda yaklaşık 400.000’i buluyordu.
Yaşanan bu yıkım, nükleer silahlarının yıkıcılığını gösterse de onun bu nedenden dolayı daha çok sahiplenilmesine neden oldu. Savaştan kısa süre sonra ABD ile SSCB arasında silahlanma yarışı başlayacak ve binlerce nükleer silah üretilecekti. Bugün de emperyalist ülkelerin büyük çoğunluğu yüzlerce ve belki de binlerce nükleer silaha sahip. Üstelik her biri Japonya’ya atılan iki bombadan çok daha güçlü. Kapitalistler, varolan mülkiyet ilişkilerini, kendi egemenliklerini korumak, daha fazla kar elde etmek için gerekirse bu bombaları kullanmaktan çekinmeyecektir.
Hiroşima ve Nagazaki, kapitalistlerin gerektiğinde ne kadar vahşileşebildiğinin en somut kanıtı; emperyalistler arası savaşın ürünü olan bu katliam ne yazık ki hala tekrarlanabilir. Kapitalizm, bir deney için iki şehri yerle bir edip 400.000 insanı bir anda yok etmekten bile çekinmeyecek kadar insanlık dışı bir düzen. Bugün bile radyasyon nedeniyle ölen insanlar, her gün kapitalizmin çirkin ama gerçek yüzünü bize hatırlatıyor ve onun bu akıldışı egemenliğini yıkmak için dünya çapında örgütlenmekten başka yol bulunmuyor.