Kandahar katliamı ve burjuva basının ikiyüzlülüğü
Afganistan’ın Kandahar şehrinde, ABD’li bir askerin görev yaptığı üsten kaçarak, bir kilometre uzaklıktaki köyde evleri basması, 9’u çocuk, 3’ü kadın, 16 kişiyi otomatik bir tüfekle katletmesi ve bununla yetinmeyip bazı cesetleri bir araya toplayıp yakması, tüm dünyayı dehşete düşürdü [1]. Ancak bu olay hala “gizemini” korumaya devam ediyor zira ABD’li askerin görev yaptığı üsten nasıl “kaçmayı” başardığı ve böylesi canice bir eylemi nasıl “tek başına” yapabildiği tam manasıyla aydınlatılabilmiş de değil.
Bu kanlı saldırı hem Afganistan’da hem de dünyada büyük yankı buldu. Katliamı takiben Afganistan’ın birçok şehrinde protesto gösterileri gerçekleştirildi. Burjuva basın ise, kendisine yakışır bir şekilde, katliama neden olan emperyalist işgalin değil, katliamı yapan ABD askerinin peşine düştü. ABD’li yetkililer, “güvenlik gerekçesiyle” ilk başta katliamı yapan askerin ismini açıklamak istemeseler de sonunda kamuoyundan gelen tepkilere fazla dayanamadılar. Bu tartışmalar yaşanırken, 16 Afgan köylüsünü vahşice katleden asker, ilk önce ABD’nin Kuveyt’deki üssüne oradan da ABD’deki bir askeri cezaevine nakledildi.
Bu arada, Karzai hükümeti, katliama karşı Afgan halkının tepkisini azaltmak için ABD’li askerin kendi mahkemelerinde yargılanmasını talep etmiş olsa da gerçekte işgal kuvvetlerinin bir kuklası olan bu hükümetin kendi halkına karşı işlenen savaş suçlarına ortaklık etmesinden dolayı, en başta kendisinin yargılanması gerekmektedir. Hamit Karzai her fırsatta “Ülkenin ulusal egemenliğinin korunabilmesi için Afganistan’daki yabancı güçlerin önemine” vurgu yapıyor. Zira o, şu somut gerçeğin bilincinde: ABD ve NATO’nun desteği olmaksızın Karzai’nin kukla hükümeti bir gün bile ayakta kalamaz.
İnsan cesetlerini yakabilecek kadar sadistleşmiş olan bu ABD askerinin kimliği, katliamın üzerinden bir hafta geçtikten sonra, ülkesinde açıklandı. Bu gecikme yetmezmiş gibi, burjuva basınında Çavuş Robert Bales’in yaptığı katliamı aklamaya çalışan haberler de çıktı. Burjuva basınında çıkan haberlere göre, Irak’ta başından vurulan Bales’in, ruhsal durumunun kötü olduğu bilindiği halde, Afganistan cephesine gönderilmesi, onun, “cinnet geçirerek” 16 Afgan köylüsünü hunharca katletmesine neden oldu; yoksa ABD’li komşularının da söylediği gibi, o, aslında “iyi bir insan”dı.
Burjuva basının insanı çileden çıkaran haberleri gerçek bir rezilliktir. İnsan onurunu ve haysiyetini hiçe sayan bu tutum, burjuva medyanın üzerine kurulmuş olduğu kapitalist temellerden beslenmekte. Zira burjuva basının asıl işlevi, her zaman olduğu gibi, bu defa da emperyalist düzenin katliamlarını ve iğrençliklerini işçi sınıfından ve duyarlı kamuoyundan gizlemek oldu. Dünyanın önde gelen burjuva gazetelerinden sadece birkaç örnek vermek yeterli olacaktır:  “Sinirleri bozulmuş asker” (The Guardian), “Haydut Amerikan askeri” (Financial Times), “Heyheyleri gelen asker” (The New York Times), “Bir anlık delirme” (Le Figaro). Size önerimiz, bu gazeteleri elinize alırken bir kez değil en az iki kez düşünmeniz.
Burjuva medyanın, Bales’i aklama gayretlerine ilk tepki verenlerden biri, İngiltere’de yayın yapan Independent (Bağımsızlık) gazetesi Ortadoğu muhabiri Robert Fisk oldu [2]. Fisk özellikle, ABD emperyalizminin Ortadoğu’da yürüttüğü gerici siyasete karşı sergilediği muhalif tutumla tanınıyor. O, yazısında, “Cinnet geçiren ABD'li askerin, görev yaptığı üste katliam yapmak yerine, gece yarısı yola çıkarak bir kilometre uzaklıktaki bir köye giderek hunharca cinayet işlediğine” dikkat çekti ve bu katliamın hiçbir şekilde mazur gösterilemeyeceğini söyledi ve ekledi: “…gazeteciler “katil asker” yerine “deli asker” yaratmaya…” çalışıyor. Öte yandan, Fisk özellikle şu noktanın altını çizdi: “Bizim çavuş tam manasıyla delirmiş olsaydı, Amerikalı arkadaşlarından 16’sını öldürürdü; arkadaşlarını katledip, sonra bedenlerini ateşe verirdi. Fakat hayır, o, Amerikalıları öldürmedi, Afganları öldürmeyi tercih etti. Yani bilinçli bir tercih söz konusu.”
Yazının başında da vurgulamış olduğumuz gibi, Bales’in bir kilometre uzaklıktaki bir köye elini kolunu sallayarak gidip katliamı yapmış olması akıllarda pek çok soru işareti doğurmaktadır. Kuşkusuz bu derece “gizemli” bir konunun, Afganistan’daki ABD-NATO işgali devam ettiği müddetçe tam manasıyla aydınlatılması mümkün de değildir. Fakat Afgan halkının maruz kaldığı katliamlara haklı olarak tepki duyan herkes, ortada şüpheli bir durumun olduğunun da bilincindedir. Katliamdan sonra, Afganistan’ın kukla Devlet Başkanı Hamit Karzai bile “Çocuk ve kadınların içinde olduğu siviller üç ayrı odada öldürüldü. Sonra bunların hepsi bir odada toplanıp yakıldı. Bunu bir kişi tek başına yapamaz" diyebildi. Diğer yandan, katliamdan kurtulmayı başaran 15 yaşındaki Rafiullah’ın, Karzai’yi arayarak “askerlerin, evlerine girdiğini, ailesini uyandırdığını ve kurşuna dizdiğini” söylediği de iddia edildi. Ayrıca, bazı Afgan görgü tanıkları bu askerlerin sayısının 16 olduğunu iddia ediyor.
Ancak ABD’li yetkililer bu olayın bir grup tarafından değil, “tek bir kişi” tarafından yapıldığında ısrar ediyor. Kuşkusuz Washington’un bu tavrı, katliama ilişkin kamuoyunda oluşan kuşkuların daha da güçlenmesine hizmet etmektedir. Washington’un “parlak geçmişi”, onun inandırıcılığı önündeki en büyük engel olarak duruyor. Buna karşın Amerikan Savunma Bakanı Leon Panetta, hiç yüzü kızarmadan “sorumlular adalet önüne çıkarılacak” diyebiliyor. Başkan Obama ise, katliama uğrayan Afgan sivillerinin durumunu “trajik ve şok edici” bulduğunu açıkladı. Siz buna inandınız mı?
Bir başka iddia ise, 2012 Şubat’ındaki “Kuranı-ı Kerim ayaklanması” sırasında hayatını kaybeden 6 NATO askerine karşılık bir misilleme olarak 16 Afgan köylüsünün öldürülmüş olduğudur. Fisk de Independent’daki yazısında bu iddiaya yer verdi ve ABD’li General John Allen’in açıklamalarından alıntılar yaptı; zira ABD’nin Vietnam gibi ülkelerdeki kötü sicili düşünüldüğünde, askerlerin ölen arkadaşlarının “intikamını” almak için, böylesi vahşi bir eyleme kalkışmış olma ihtimali de oldukça yüksektir.
Burjuva basını Kandahar katliamı karşısında açıkça “sınıfta kalmıştır”. O derece ki katliamda hayatlarını kaybeden kurbanların isimlerini, arkalarında ulus ötesi şirketlerin olduğu CNN, BBC vb. emperyalist medya tekelleri değil, Katar merkezli El Cezire televizyonu ile bağlantılı bir blog yayınladı. Bu arada, El Cezire’nin iddiasına göre, olay gece 03:00’de başladı ve askerler üç ayrı evde katliam yaptı; El Cezire’nin iddiası Karzai’nin açıklamaları ile örtüşmekte. Katliamda hayatını kaybeden 16 Afganın isimleri ise şunlar:
“Muhammed Davud, Muhammed Cuma, Nazar Muhammed, Payendo, Robena, Sultan Muhammed'in kızı Şatarina, Abdül Hamid'in kızı Zehra, Dost Muhammed'in kızı Nazia, Muhammed Vezir'in kızı, Masoma, Muhammed Vezir'in kızı Feride, Muhammed Vezir'in kızı Palveşa, Muhammed Vezir'in kızı Nebiye, Muhammed Vezir'in kızı Esmatullah, Muhammed Vezir'in oğlu Feyzullah, Muhammed Hüseyin'in oğlu Muhammed Essa, Murad Ali'nin oğlu Akbar Muhammed”.
Öte yandan, Afganistan’daki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan Türk Devleti ve ordusu da, Afgan halkına karşı işlenen savaş suçlarına açıkça ortaklık etmektedir. Son olarak, Kabil’de gerçekleşen helikopter kazası sonucunda 12 Türk askeri yaşamını yitirdi. Bu acı olay, “Afganistan'da Türk askerinin ne işi var?” sorusunu haklı olarak yeniden gündeme taşıdı. ABD, Afganistan’da hızla bir batağa sürüklenmekte ve diğer müttefikleri gibi, Türkiye’yi de bu batağın içine sürüklemektedir. Sivil can kayıplarının, asker ölümlerinin, protesto gösterilerinin ve Taliban saldırılarının daha da artması halinde Afganistan, ABD ve müttefikleri için gerçek bir cehenneme dönüşecektir!
ABD’nin, yeni bir “Vietnam” olmasından endişe ettiği Afganistan coğrafyası, Türk Devleti ve ordusu için de aynı ölçüde istikrasız ve tehlikeli bir bölge olma özelliğine sahiptir. Fakat Ankara hükümetinin şimdilik eli kolu bağlı, zira kriz ortamında Türkiye ekonomisinin ve burjuvazisinin yabancı sermayeye olan bağımlılık hali, ulusal orduyu, her geçen gün daha fazla uluslararası emperyalist operasyonlarda kullanılan bir “ihraç malı” haline getirmektedir. Türk Devleti bütün risklere rağmen, bugün sadece Afganistan’da değil, Lübnan, Somali vb. birçok farklı ülkede, “barış gücü” adı altında küresel sermayenin ve emperyalist tekellerin çıkarları için binlerce “Mehmetçiği” seferber etmektedir; daha sonrasında ise, bu askerlerin ölümü karşısında hakiki “timsah gözyaşları” dökmektedir.
Bütün bunlar açıkça göstermektedir ki, Afganistan’da katliamlarına devam eden işgal kuvvetlerine karşı tüm dünyada işçi sınıfı ve gençlik, ABD ve NATO güçlerinin derhal ve koşulsuz olarak bu ülkeden geri çekilmesini, Afgan sivillerin öldürülmesinden sorumlu olanların savaş suçuyla yargılanmasını ve Afgan halkına savaş tazminatı ödenmesini talep etmelidir. Lakin Afganistan’da devam eden işgalin esas kaynağı, küresel kapitalist sistem ve onun bu bölgeye ilişkin çıkarlarıdır. Bu yüzden, işgal karşıtı anti-militarist devrimci mücadelenin kalıcı olarak zafere ulaşabilmesi, uluslararası proletaryanın omuzlayacağı sosyalizm mücadelesinin dünya ölçeğinde başarıya ulaşmasıyla mümkündür.

Dipnotlar

[1] U.S. Sergeant on SEAL team “shoots dead nine sleeping Afghan children before burning their bodies” in deadly rampage that killed 16, By Beth Stebner and Thomas Durante, The Reality of Life in Afghanistan
http://www.rawa.org/temp/runews/2012/03/12/u-s-sergeant-on-seal-team-shoots-dead-nine-sleeping-afghan-children-before-burning-their-bodies-in-deadly-rampage-that-killed-16-photos.html
[2] Madness is not the reason for this massacre, Robert Fisk, The Independet
http://www.independent.co.uk/opinion/commentators/fisk/robert-fisk-madness-is-not-the-reason-for-this-massacre-7575737.html