Kırgızistan’da Süren Çatışmalar
Kırgızistan’ın güney şehirlerinde Kırgızlarla Özbekler arasında ortaya çıkan çatışmaların durulduğu yönündeki haberlere rağmen 11 Haziran gecesi ilan edilen olağanüstü hal 25 Hazirana kadar uzatıldı. Harabeye dönen şehirlerde artan yağmalama nedeniyle gıda, su ve elektrik sıkıntısının yaşanmakta ve hastanelerde tıbbi malzemenin azaldığı belirtilmekte. Bu gelişmelerin ardından BM, geçtiğimiz gün uluslararası toplumdan 71 milyon dolarlık acil yardım talebinde bulundu. Çatışmaların sürdüğü günlerde Kırgızistan’daki şiddetin sona ermesi için her türlü desteğe hazır olduğunu belirten fakat kendisinden talep edilen askeri desteği sunmayan Rusya, yağmalama ve şiddet olaylarının önüne geçilemediği şehirlerde asayişi sağlamak için asker göndereceğini açıkladı.
İzleyenlerin bildiği üzere Celalabat ve Oş kentlerinde geçici hükümet yanlısı Özbeklerle, Bakiyev’in etkisini sürdürdüğü Kırgızlar arasında çıkan ve yaklaşık 6 gün süren çatışmaların ardından 191 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin de yaralandığı hafta boyunca basında yer alan gelişmeler arasındaydı. Basında yer alan bir başka gelişme, Kırgızistan Başbakanı Rosa Otunbayeva tarafından da ifade edildiği üzere, çıkan “etnik” çatışmalarda ölenlerin sayısının 2 bine yaklaşmış olabileceği. Buna ek olarak saldırılardan kaçan 100 bin Özbek asıllının Özbekistan’a sığındığı belirtilirken 300 bin kişinin de sınır bölgelerinde olduğu ifade edildi. Dünya Sağlık Örgütü ise yaptığı açıklamada, Kırgızistan’daki etnik çatışmalardan "300 bini mülteci, 1 milyon kişinin doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiğine ilişkin bir senaryo üzerinde çalıştığını" bildirdi.
Yaşanan çatışmaların nedeni hakkında yapılan değerlendirmelerde “devrik” lider Bakiyev’in adı sıkça anılsa da ülke dışında olan Bakiyev, bu eleştirileri kabul etmeyerek geçici hükümetle birlikte çatışmaların sürdüğü günlerde Rusya’nın Kırgızistan’a askeri müdahalede bulunmasını talep etti. Eylemler sırasında birçok Bakiyev yanlısı grup tutuklanırken geçici hükümet tarafından yapılan açıklamalarda çatışmaların nedeninin, uyuşturucu çeteleri ve suç örgütlerinin provokasyonu olarak gösterilmesi bilinçli bir biçimde hem Bakiyev’in iktidardan indirilmesinin hem de mevcut geçici hükümetin kurulma gerekçesini yani ülkede artan ekonomik ve siyasi krizi yadsıyan bir açıklama olarak değerlendirmek durumundayız.
Yaşanan olayları inatla dış güçlere ve provokasyona gönderme yaparak açıklamaya çalışan geçici hükümete, kitlelerde ortaya çıkan mevcut hoşnutsuzluğun, 2005 yılında Akayev’in yerine Bakiyev’i iktidara getiren ve geçtiğimiz nisan ayında Bakiyev’i iktidardan indirip geçici hükümetin kurulmasını sağlayan öfke ile aynı olduğunu hatırlatmak durumundayız.
Nisan ayında kitlesel gösteriler ve sokak çatışmalarının yaşandığı, hükümetin devrildiği Kırgızistan’daki gelişmeler hakkında sayfamızda yayınlanan değerlendirme yazımız*, geçtiğimiz hafta boyunca yaşanan çatışmaların nedenleri hakkında oldukça çarpıcı değerlendirmeler sunmakta. Yazımızda, özellikle artan işsizliğin ve yolsuzluğun geniş kitleler üzerinde açtığı yıkımın ve krizin, Bakiyev iktidarını hedef aldığını belirtmiştik. Aynı yazıda, yaşanan krizin bir diğer gerekçesi olarak ABD ve Rusya‘nın, ülkede bulunan askeri üsleriyle birlikte, bölgede mevcut doğal kaynaklar, enerji yolları ve Afganistan’da süren işgal nedeniyle Kırgızistan üzerindeki etkisine değinmiştik.
Takip edenlerin bildiği bir başka noktaysa, 2005 yılında geniş kitlelerin desteğiyle -lale devrimiyle- iktidara gelen Bakiyev’in, aynı kitlenin basıncıyla istifa etmesi ve ülkeyi terk etmek zorunda kalması. Akayev’i devirerek iktidara gelen Bakiyev’in istifasının ardından muhalefet partilerinden oluşan ve önderliğini, Kırgızistan burjuvazisinin fazlasıyla temsil edildiği sosyal demokrat partinin lideri Rosa’nın çektiği geçici hükümet kuruldu. Bahsini ettiğimiz yazımızda, seçimlere dek 6 ay iktidarda kalacağı açıklanan geçici hükümetin ilk icraatının kitleyi silahsızlandırma olduğuna değinmiştik. Her burjuva partisinde olduğu gibi geçici hükümet de kendisini çatışmalar ve ayaklanmayla iktidara getiren kitleyi, burjuva istikrarı adına “zararsız” hale getirmek için yasal düzenlemeleri bir bir yasalaştırdı. Daha da ileriye gidilerek Kırgızistan’da ortaya çıkan gerilimin düşmeyeceği tespitinden yola çıkarak olası yeni çatışmaları engelleme düşüncesiyle, “vur emrinin” uygulanacağı bizzat geçici hükümetin sosyal demokrat lideri Rosa’nın ağzından kitlelere ulaştı.
Bu son olaylar, kitlenin silahsızlandırılmasının burjuvazi için önemini ortaya çıkartmıştır. Geçici hükümetin kitle karşısında saldırganlaşması ve Rusya’dan yardım talebinde bulunması, her geçen gün artan işsizlikle beraber işçi ve emekçilerin bu sorunlara çözüm bulması için geçici hükümete verdiği sürenin dolmaya başladığın bir başka ifadesidir. Sonra Afganistan ve Pakistan’da süren çatışmaların hali hazırda sürmesi bir yana enerji yollarının yeni dünya haritasında Kırgızistan’ın adının sıkça anılması ve bu harita üzerinde artan biçimde etki göstermeye başlayan ABD ve Rus müdahalesi süreci daha kırılgan hale getirmekte. Çin’in de çoğu zaman müdahil olduğu bölge tek tek Kırgızlarla Özbekler arasında mevcut olan krizi siyasi krizlere ve çatışmalara zorlamaktadır.
Sonuç olarak bugün Kırgızistan’da ne Bakiyev ne de eski Stalinist yeni burjuva liberal Rosa önderliğindeki muhalefet partilerinden oluşan geçici hükümet, işçi ve emekçileri kitlesel ayaklanmaya ve sokak çatışmalarına iten krizini ortadan kaldırmayacağını Nisan ayında yayınlanan yazımızın bütününde kapsamlı bir biçimde ifade ettik. Yaşanan kriz Rosa’nın iktidarıyla derinleşerek sürmektedir. Son çatışmalar ve Rusya’nın askeri müdahalesi, bu gerçeğin tipik ifadesidir. İşçi ve emekçilerin geçici hükümete verdiği desteğin her geçen gün yerini öfke ve yeni çatışmalara bıraktığını belirttikten sonra işçi sınıfın dünya partisinin olmadığı koşullarda kitlesel öfkenin, gerici bir karakter kazanarak bölgede milliyetçi faşizan eğilimleri arttıracağı ve her türden katliamları farklı ulustan işçilerin önüne getireceğini bu son gelişmelerde olduğu gibi tarihin birçok ara durağında gördük.

Dipnotlar