Kore Yarımadası’nda Savaş Tamtamları
Önce Kuzey Kore, 23 Kasım günü Güney Kore’ye ait Yongpyong Adası’nı topçu ateşine tuttu ve ikisi sivil dört Güney Koreli’yi öldürdü; beş gün sonra da ABD ile Güney Kore Sarı Deniz’de ortak bir askerî tatbikata başladı. Her ne kadar, bu tatbikatın Kuzey Kore saldırısından çok önce planlandığı açıklansa da, 5 binin üzerinde personeli ve 75 savaş uçağı ile nükleer güdümlü uçak gemisi USS George Washington'un da yer aldığı bu tatbikat, Kore Yarımadası’nda son yıllarda sürekli artan askeri çatışma tehlikesini iyice yakınlaştırıyor.
Bir çatışma olasılığı, yalnızca, tatbikatı son derece tehlikeli bir provokasyon olarak tanımlayan Kuzey Kore’deki diktatörlüğün olası tepkisinden kaynaklanmıyor (Güney Kore haber ajansı C, Kuzey Kore'nin Sarı Deniz'de karadan karaya füze sistemlerini rampalara yerleştirdiği açıkladı). Öte yandan, taraflara, “gerilimi tırmandırmama” yönünde çağrıda bulunan Pekin yönetimi de alarmda. Çin, ABD’yi ve Güney Kore’yi tatbikat sırasında kendi karasularına girmemeleri konusunda uyardı.
Çin, aynı zamanda, Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması için oluşturulmuş olan ve iki Kore devletinin yanı sıra ABD, Japonya, Çin ve Rusya’nın da yer aldığı ülkeleri toplantıya çağırdı. Ancak bu grupta yer alan ülkeler arasında, Kuzey Kore’ye yönelik tavır konusunda ciddi bir farklılık söz konusu. Çin, sıkı ilişkilere sahip olduğu Kuzey Kore ile görüşmelerin başlatılıp bir sonuca vardırılmasında ısrar ederken, ABD mevcut durumu koruyarak bölgedeki askeri varlığını sürdürme hesabı yapıyor. Altılı görüşmelerin başlaması için Kuzey Kore’nin nükleer programından ödün vermesi gerektiğini ve ona karşı yaptırımlar uygulanmasını savunan Güney Kore ile Japonya da ABD ile aynı çizgide.
Kuzey Kore’deki diktatörlüğün, 2008 Aralık ayından beri durdurulmuş olan altılı görüşmeleri -kendi açısından daha avantajlı bir konumda- yeniden başlatmak için zaman zaman bu tür provokasyonlara başvurduğu biliniyor (en son, geçtiğimiz Mart ayında bir Güney Kore savaş gemisini batırmıştı). Öte yandan, bu tür gerginliklerin yol açtığı savaş atmosferi, Pyongyang’daki Kim hanedanına içerideki muhalefeti bastırma ve sefalet içindeki halkı sindirme fırsatı da sunmaktadır. Son olarak, Kuzey Kore Yongpyong adasına yönelik saldırıyla, Güney Kore halkının haklı nefretini kazanmış; onun ABD’nin emperyalist hesaplarına yedeklenmesini kolaylaştırmıştır.
Ardında hangi saik yatıyor olursa olsun, Kuzey Kore’nin Yongpyong adasına yönelik bombalı saldırısı, nasıl sürekli bir savaş tehlikesi altında yaşadığımızı ve bu tehlikenin her an yıkıcı bir gerçekliğe dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Dahası, Kore yarımadasında patlayacak bir savaşın, buradaki iki devletle sınırlı kalacağının da hiç bir güvencesi bulunmuyor. Gerçekte, dünyanın bir çok bölgesinde çalmakta olan savaş tamtamları, bütün ülkelerden emekçileri insanlığın karşı karşıya olduğu yıkım tehlikesi karşısında uyanık olmaya davet etmektedir. Savaşa karşı mücadele, “iyi niyetli” ve “sağ duyulu” politikacılara ya da iki yüzlü burjuva diplomasisine bırakılamaz. Çünkü, savaşlar, niyetlerin ve zaafların ürünü değil; kapitalizmin nesnel ekonomik gerekliliklerinin kaçınılmaz sonucudur.

Dipnotlar