Melaminli Ürünler, Açlık ve Küreselleşme
Çin' de yaklaşık altı ay önce meydana gelen şiddetli deprem; büyük alt-üst oluşlara, binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açtı. Çin, deprem sarsıntılarının henüz etkisini atlatmadan, bir kez daha bebek mamalarına eklenen "melamin" maddesi ile sarsıldı. Çin' de, süt ve süt ürünlerine katılan zehirli kimyasal sanayi maddesi melaminin faturası ağır oldu. Melaminli bebek mamalarını tüketenlerden dört bebek hayatını kaybetti ve binlerce bebek hastalandı. Çin' de bu olay ilk değildi, 4 yıl önce de yaşanmıştı. 2004'teki süt tozu zehirlenmesi sonucu 10'dan fazla bebek ölmüştü.
Çin' de melaminli süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi sonucu hızla artış gösteren bebek ölümleri ve hastalıkları, dünyayı alarma geçirdi. Melaminli süt ve süt ürünleri sadece Çin' de değil, birçok ülkenin Çin'den ithal ettiği süt ve süt ürünlerinde de rastlanıldı. Avustralya ve Yeni Zelanda Gıda Standartları Dairesi’nden yapılan açıklamada, Kirin Sütlü Çay adlı ürüne ilişkin testlerde melamine rastlanıldığını bildirdi. Slovakya'da ise Çin'den ithal edilen çikolatalı bisküvi ve hafif yiyeceklerde normalden daha fazla seviyelerde melamin kimyasalına rastlanıldığı bildirildi. Devlet Veterinerlik ve Gıda Kurumu Başkanı Maria Kantikova, Çin ürünlerinin yüzde 4'ünde yasal sınırın 3 ya da 4 katı melamin bulunduğunu söyledi. Birçok Afrika ve Pasifik ülkeleri de bezer şekilde Çin'den ithal edilen süt ürünlerini incelemeye aldı. Dahası Tayvan Çin' den aldığı bütün süt ürünlerini yasakladı.
AB, Asya ve Uzak Doğu ülkeleri ve ABD, Çin'den ithal edilen süt ve süt ürünlerinin satışı durduklarını ve ithal edilen gıda ürünlerin imha edildiği açıklamasında bulundular. Ve melaminli gıda ürünlerin üretimine izin vermeyeceklerini, melamin kullanılmasını yasal boyuta taşınacağı, melamine karşı önlemler alınacağı açıklamasıyla, melamin tartışmasına “son” verdi. Oysa ki bu ülkelerin hepsi az ya da çok miktarda kullandıkları melamin gerçeğini, yasal çerçevede melamini kağıt üstünde yasaklayarak gizlemeye çalışıyorlar. Gıda kodeksinde melamin yasak ama fiili uygulamada kullanılıyor. Peki bu ülkeler bundan sonra hastalığa ve ölümlere yol açan kimyasal melamin maddesini yasaklayacaklar mı? Hayır. Serbest ölçüde kullanılan melamin maddesi, gıda kodeksinde yasal olarak limit ayarlaması yapılacak. Yani gıda sektöründe melamin kullanılmaya devam edecek. Kapitalistlerin kar hırsı melamini yasaklamaya engel olmaya devan edecek.
Türkiye de birçok ülke gibi, Çin'den bebek mamaları, süt ve süt ürünleri ile süt içeren çikolata ve benzeri gıda maddelerinin ithalatını yasakladı. Türkiye Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, son üç yılda, Çin'den bebek maması ve süt ithalatı için hiç izin belgesi düzenlemediğini, sadece bu yıl Nisan ayında işletme izni kapsamında Çin'den süt tozu ithal edildiğinin belirlendiğini açıkladı. Bakanlık yetkilileri, süt ve süt ürünlerinde melamin maddesi olmadığını söylese de TMMOB Gıda Mühendisleri Odası (GMO) Başkanı Atakan Günay, Çin' den mama ve süt tozu ithalatının yapılmamış olmasının, Türkiye' de melamin kullanımı ile ilgili bir riskin olmadığı anlamına gelmediğini söyledi. Atalay, " Gıdalarda melamin kullanılıp kullanılmadığını bilemiyoruz. Kaçak kulanım olabilir, ama bunu denetleyecek mekanizma yok" dedi. Devamında: "Denetimler yeterince yapılamıyor. Personel yetersiz, 81 ilin sadece 39'unda laboratuar var. Bir ilde laboratuar yoksa, örnekler diğer ile gönderiliyor. Taşımada soğuk zincirine, taşıma koşullarına uyulup uyulmadığı önemli. Mikrobiyolojik analizleri 48 saat, kimyasal analizleri 1 gün sürer. Melamin ve birçok kimyasal maddeyi analiz ederek laboratuarlar da yok. Azot üzerinden proteini yüksek bulursunuz, ama melamin saptayamazsınız. Melamini saptayacak bir laboratuar olmadığını söyleyebilirim" diye konuştu. Atalay'ın çarpıcı açıklamaları, tükettiğimiz gıda ürünlerinin ne kadar da ciddi tehlike taşıdıklarının bir göstergesi.
Gıda işletmelerinde gıda güvenliğinden ve kontrolünden sorumlu gıda mühendisleri, kapitalistlerin kar hırsı dolayısıyla gıda ürünlerinin sağlıklı olup olmadığına değil patronlara yüksek karlar kazandırmanın hesapları üzerinden gıdaların güvenliğini ve kontrolünü sağlıyor. Gıda hammaddelerinden teknik buluşlar yaratacak, gıda ürünlerinin insan sağlığına uygun olmasını sağlayacak, insanlığın çıkarları doğrultusunda üretim çeşitliliği ve ürün bolluğu hizmetini yerine getirecek olan gıda mühendisliği uygulaması kapitalist toplumda patronların kar hırsı altında iğdiş ediliyor. Çin Gıda Endüstrisi’nde çalışan binlerce gıda mühendisi, dev gıda şirketlerin çıkarlarını korumak amacıyla gıda ürünlerine melamin katmak zorunda kalıyor. Gıda ürünlerine melamin maddesi sadece Çin' de uygulanmıyor, dünya ölçeğinde uygulanıyor. Patronlar diğer bilim alanlarında olduğu gibi gıda bilimi ve gıda mühendislerini de manipüle ediyor.
Küreselleşme ve Gıda Teknolojisi
Melaminli gıda ürünlerinin yol açtığı ölümlerle birlikte bir kez daha bilimin ve bilimsel gelişmelerin patronların elinde nasıl manipüle edilerek insanlık için tehlike arz ettiğini görmek zor olmadı. Fakat bugün özellikle gen teknolojisinde yaşanan gelişmeler kapitalizmin özel mülkiyet zinciri ortadan kalktığında insanlığın geleceği hakkında önemli adımlar olarak görülmeli. Bilindiği gibi doğal süreçlerle elde edilmesi mümkün olmayan yeni nitelik kazandırılmış ve genetik yapıları değiştirilmiş organizmalar üretmenin adı olarak ifade edilir gen teknolojisi. Doğal olmayan bir şekilde genetik yapısı değiştirilerek elde edilen gıdalar genetiği değiştirilmiş gıdalar olarak kabul edilmektedir. Genetik işlem görmüş tohumlarda, genellikle böceklerin ve virüslerin sebep olduğu hastalıklara karşı direnç gösterecek veya yabani ot öldürücülerine karşı direnç sağlayacak özelliklerin kazandırılması ön planda olmaktadır.
Çoğunlukla soya, mısır, pamuk, kanola, patates, domates gibi bitkilerde gen değişimi yöntemi kullanılmaktadır. Bu ürünlerdeki genetik değiştirme faaliyetleri, zararlı böceklere ve yabani ot ilaçlarına, ürünlerin dayanıklılığın artırılmasına yönelik olarak gerçekleştirilmektedir. Gen teknolojisi ile ürünlerin besin özelliklerinin artırılmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, tahılların, meyve ve sebzelerin daha fazla besin değerine sahip olmasının sağlanmasına çalışıldığı, tüketiciler açısından gıdaların olumsuz bulunan özelliklerinin (Çabuk bozulmayan meyveler, tadı derecelendirilmiş yiyecekler elde edilmesi gibi) bertaraf edilmesi için çalışmalar yapılmasının da ciddi faydalarının olacağı ileri sürülmektedir. Besin öğelerince zenginleştirme imkânının kullanılması ile istenilen içerikte (A vitamini, demir katkısı vb.) gıda elde edilebilecektir. Tarımda en çok üzerinde çalışılan özellikler, hastalıklara ve zararlılara karşı, yabancı ot ilaçlarına karşı dayanıklılık, meyve olgunlaşma sürecinin değiştirilmesi, raf ve depolama ömrünün uzatılması ve aromanın arttırılmasıdır. Bu teknolojinin en başarılı olduğu bitkiler, domates, patates, mısır, soya fasulyesi, pamuk, tütün ve kolzadır. Bu alanda en fazla üretim ve çalışma yapan ülkeler, ABD, Arjantin, Kanada ve Çin'dir.
Genetik olarak değiştirilmiş bitki tohumlarının üretimini başta büyük ABD şirketlerinin (Monsantao, Novartis, Sygenta, Aventis…) tekelinde bulunması, bu şirketlerin genetiği değiştirilmiş tohumların patentini alarak; tarımsal alanların ve tarım ürünlerin yoğun yetiştirildiği ülkeleri göbekten bağlayarak, tarım ülkelerine darbe indirmekte ve hızla milyonlarca köylüyü mülksüzleştirerek proleterleştirmektedir.
“Bundan otuz kırk yıl öncesine kadar, hemen her ülkenin "kendi" ulusal sınırları içinde kendisini şöyle ya da böyle besleyebildiğini; tarım sektörünün de kapitalizmin krizlerinden pek fazla etkilenmediğini biliyoruz. Dünyanın asıl olarak "sanayi toplumları" ile "tarım toplumları" biçiminde iki grup halinde tanımlandığı o yıllarda üretici güçlerde (bilim ve teknolojide) yaşanan gelişmeler, sanayi ülkelerini aynı zamanda dünyanın en büyük tarım ülkeleri haline getirdi. Genetik mühendisliğinde ve biyolojide sergiledikleri devasa atılımla emperyalist ülkeler, birim (metrekare, kilo/tohum ya da hayvan) başına gıda malları üretimlerini devasa ölçekte arttırdılar. Dahası onların tarım ve hayvan ürünleri kalite, dayanıklılık ve çeşit bakımından ne öncesiyle ne de az gelişmiş ülkelerinkilerle karşılaştırılamayacak denli üstündü. Biyoloji ve genetik bilimi sayesinde elde edilen bu ürünler ve onların tohumları, elbette sözkonusu birkaç ülkede yerleşik büyük şirketlerin tekelinde, dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak bu durum, bir yandan tarımsal üretimin artmasını sağlarken, aynı zamanda, müşteri ülkelerin tohum üreticisi şirketlere bağımlı hale gelmesine yol açtı.” [1]
Küresel ölçekte mal ve hizmetlerin üretimi ve dağıtımı, gıda tekellerince yapılmaktadır. Buna karşı çıkan ülkeler mal ve hizmetlerin üretimi ve dağıtımını ulusal sınırlar içersinde yolunu aramaktadırlar. Sermaye ulusal sınırları aşarak uluslararası arenada merkezileşmektedir. Artık bir kesimi çok uluslu hale gelmiş olan gıda tekellerinin dünya gıda üretiminde belirleyici önem kazanmasında, başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin ve IMF ile Dünya Bankası gibi uluslararası mali kuruluşların azgelişmiş ülkelere yönelik baskısı önemli rol oynadı. Kendi çiftçilerine önemli teşvikler veren ve onları uluslararası kapitalist rekabete karşı gümrük duvarlarıyla koruyan emperyalist devletler, özellikle 80'li yıllardan itibaren, az gelişmiş ülkelerdeki yönetimlerin tarım sektörüne olan sübvansiyonları kaldırması yönünde büyük bir baskı uyguladı. 1980'li yıllardan başlayarak uygulamaya konulan yeni liberal politikalar sonucunda, azgelişmiş ülkelerin hemen tamamı, gıda alanında yerel piyasaları işgal eden uluslararası tekellere bağımlı hale geldi. Bugün, Türkiye'nin de aralarında olduğu bu ülkeler, bir iki istisna hariç, "ulusal" sınırlar içinde kendini besleyebilecek durumda değil. [2]
Uluslararası tarım tekellerinde bulunan genetiği değiştirilmiş tohumların şöyle bir olumsuz yanı da bulunuyor: Genetiği değiştirilmiş tohumların ekiminden sonra elde edilecek ürünlerden tekrar tohum olarak kullanılamıyor. Bu, çok uluslu şirketlerin lehine işlerken, köylülüğün aleyhine işlemektedir. Bu gen teknolojisine karşı çıkılması gerektiği anlamına gelmez. İnsanlık tarihinde büyük ilerleme kaydeden, açlığı ve yoksulluğu ortadan kaldıracak ve topluma gıda zenginliğini yaratacak bilimsel gen teknolojisine yalnızca küçük mülkünü kaybetmek istemeyen küçük burjuvazi ve onun siyasi temsilcileri karşı çıkabilirler. Bizler burjuvazinin bilimi patentine almasına, bilim, teknoloji ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetine karşı çıkarız. Ellerinin altında kar amaçlı sakladıkları bilime karşı çıkarız. Bilimsel yöntem ve çalışmalarda tavrımız bellidir. Elbette biz Marksistler bilime yatırım yapılmasına karşı değiliz; aksine bunu destekleriz. Hatta şu anda dünyada bilime yapılan yatırımın yetersiz olduğunu da düşünüyoruz. Bizim eleştirdiğimiz şey, bilimin insanlığın yararına kullanılmamasıdır. Kapitalizm altında bilim, sadece küçük bir azınlığın amacına hizmet ediyor. Dahası, bilimsel gelişmelerin ardındaki temel dürtü, insanlığın daha iyi yaşaması için değil; tek tek kapitalist grupların rakipleri karşısında üstünlük sağlaması; yani daha fazla sömürü ve kardır. Bizim eleştirdiğimiz, bilimin işçi sınıfının dünya çapında acımasızca sömürülmesine, onların başında her gün bombaların patlamasına ve emekçi kitleleri uyutmak için yaratılan teorilere alet edilmesidir.[3]
Özellikle devrim yaratan "gen teknolojisi", üretimde verimliliğin ve üretkenliğin artırıldığı, yeni ürünlerin üretilebildiği biyoteknolojiyi doğurmuştur. Daha ucuz maliyet ve yüksek kar amaçla gen teknolojisi çalışmalarını yürüten çokuluslu şirketler, düşük maliyet ile üretim yapma avantajının yanında ürünün dayanıklılığı ve gıda değeri üzerinde bir takım üstünlükler kazandırdı. Bir diğer açıdan gen teknolojisi, gıda ürünleri üretmekte bolluk sağlıyor, raf ömrünü uzatıyor ve bunun yanında insanlık için hem beslenme hem de sağlık açısından önemli gelişmeler de sunuyor. Kapitalizmin rekabete dayanan yapısı bu teknolojileri geliştirirken kapitalistler bu gelişmeleri daha fazla kar sağlamak adına, -yani üretim maliyetini düşürerek- insanlığın yaşamını tehlikeye düşürecek adımlar atmaktan geri durmuyor.
Sonuç Yerine
Çin işçi ve emekçi aileleri melaminli gıda ürünlerini tüketirlerken, özel bir gıda ajansı aracılığıyla devletin üst düzey yönetimine ve ailelerine sağlıklı beslenme imkanı tanındığı ortaya çıktı. Çin Özel Gıda İkmal Merkezi isimli kurumun seçkinlerine, Moğolistan yaylalarında yetişen hayvanlardan hormonsuz et, Tibet sırtlarında üretilen organik çay, kar suyunda yetişmiş pirinç temin edildiği anlaşıldı. Çinli kızıl kapitalistler, 2004 yılında özel hizmet vermeye başlayan Çin Özel Gıda İkmal Merkezi'nin hormonsuz, ultra sağlıklı yiyecekleriyle beslendi. Bu duruma Zhong Lixun isimli Çinli emekçi tepkisini şu şekilde dile getiriyor: "Yiyecek güvenliği hükümet yetkilileri için yüksek öneme sahip de biz normal vatandaşların güvenli yiyecek istemesi daha mı az önemli". Çinli emekçinin sarf ettiği bu kelimeler, Çin toplumunun eşitsizliğini ve sınıf farkı gerçeğini aydınlatmakta, "Troçkist" maskeli Pablocuların hala programlarında ifade edilen Çin'in "işçi devleti" olduğu safsatalarına bir Marksist’in değil bir emekçinin vereceği en iyi yanıttır.
Çin'de, insan sağlığını yok sayarak süt ve süt ürünlerinden bitki ve hayvansal ürünlere kadar katılan melamin maddesi binlerce bebeği etkiledi. Bunun sonucunda dünya ölçeğinde melamin kullanıldığı gerçeği ve ciddi tehlikelere yol açan melaminin yasaklanmadığı ve gıda endüstrisinde kullanılmaya devam edileceği ortaya çıktı. İşte kapitalist sistem zehirli gıda ürünleri üretmekten kaçınmadan insan sağlığını önemsizleştirerek ve insan sağlığını ayaklar altına alarak sistemin işleyişini var gücüyle korumaya çalışıyor. Kapitalizmin bu çirkin yüzü, bir yandan bir avuç sermaye sahibi asalağın varlığını yaşatıyor, diğer yandan insan sağlığına hiçbir değer vermeden milyonlarca proleteri öldürecek gücü taşıyor. 1844 yılında Engels' in şu açıklamaları:
"Sermaye bütün gün artıyor; nüfusla ile emeğin gücü de büyüyor; ve bilim bütün geçen gün, doğa güçlerini insanın hizmetine daha epey sokuyor. Bu üretken kapasite, bilinçli bir şekilde ve herkesin çıkarı doğrultusunda uygulansaydı, insanlığın payına düşen emek, dar zamanda asgariye indirilmiş olurdu. Rekabete bırakılacak olursa o da eşdeğer şeyi yapar fakat çelişkiler çerçevesi içinde. Toprağın bir bölümü en iyi şekilde işletilirken, bir bölümü bomboş durmaktadır. Sermayenin bir bölümü şaşırtıcı bir hızla dolanırken, bir bölümü de sandıklarda cansız yatıyor. İşçilerin bir bölümü günde 16 saat çalışırken diğer bölümü işsiz ve açlıktan ölüyor."
Küreselleşme ile beraber yukarıda ifade edildiği gibi bilim ve teknoloji alanında gelişmeler devam ediyor. Özellikle gıda sektöründe "gen teknolojisi" ve "tohum teknolojisi" devasa ölçüde büyük gelişmeler gösteriyor. Devrim niteliğindeki bu gelişmeler uluslararası ölçekte teknik ve bilgi paylaşımı olması dolayısıyla dünya ülkelerine yayılıyor. Kapitalist sistem, bir yandan bütün ülkelerin işçi ve emekçilerini açlıkla ve yoksullukla karşı karşıya bırakırken, üretici güçlerde muazzam gelişmelere karşılık gelen bu bilimsel gelişmeler, açlığın ve yoksulluğun dünya ölçeğinde ortadan kalktığı bir toplumun yani komünizmin maddi alt yapısını hazırlıyor. Bu gelişme çoğu zaman anlaşıl(a)mıyor. Özellikle her türden ulusalcılar ve küçük-burjuva solcuları, gıda teknolojisine ve genetik bilimine mevzu küçük üreticilerin proleterleşmesi olduğunda karşı çıkabilirler. Onlarınki küçük-burjuva politikasından başka bir şey değildir.
Kapitalizmin anarşik üretim yapısı, insanlık için planlı üretimi değil, daha fazla kar için aşırı üretimi doğurmakta, açlık ve yoksulluk da tam bu bolluktan doğmaktadır. Kapitalizm, milyonlarca çocuğu her yıl açlıktan yok oluşa sürüklüyor, daha fazla kar için gıda ürünlerinin maliyetini insan sağlığının zararına düşürüyor. Burjuvazinin kar hırsı insanlığa felaket ve yıkımdan başka hiçbir şey getirmiyor. Kapitalist sistem, yarattığı bütün sorunları ve çelişkileri birlikte insanlığa yaşattığı felaketler pahasına yaşamını sürdürmekte. Ancak kapitalist üretim, öncülü üretim biçimleri gibi tarihseldir ve insanlığın nihai yazgısı değildir. Bu yazgıyı değiştirmekse dünya işçi sınıfının ellerindedir.

Dipnotlar

[1] Dünyada Yaşanan Açlık ve Yoksulluğun Tek Sorumlusu: KAPİTALİZM - Ali Kemal AKIN 20 Nisan 2008- http://www.toplumsalesitlik.org/tr/dunya-2/dunyada-yasanan-aclik-ve-yoksullugun-tek-sorumlusu-kapitalizm
[2] Dünyada Yaşanan Açlık ve Yoksulluğun Tek Sorumlusu: KAPİTALİZM - Ali Kemal AKIN 20 Nisan 2008 - http://www.toplumsalesitlik.org/tr/dunya-2/dunyada-yasanan-aclik-ve-yoksullugun-tek-sorumlusu-kapitalizm
[3] Burjuvalaştırılan Bilim ve CERN' de yapılan Deneyler- Eren Atıcı 10 Ekim 2008 - http://www.toplumsalesitlik.org/tr/bilim/burjuvalastirilan-bilim-ve-cernde-yapilan-deneyler