Pakistan’da Siyasal Gerilimler
Geçtiğimiz dönem Butto’nun öldürülmesi ve Pervez Müşerref’in istifası nedeniyle dünya basınında kendisinden sıkça söz ettiren Pakistan, Taliban’ın Afganistan’da tekrar güçlenmesi ve ABD’nin bölgeye ek asker gönderme kararının ardından bugünlerde yeniden uluslararası basında kendisine sıkça yer buluyor. Son olarak, Müşerref’in görevden aldığı yargıçların görevlerine iade edilmemesi üzerine 12 martta başlayan eylemler, dördüncü gün, yani geçtiğimiz pazartesi günü yargıçların göreve iade edileceğinin açıklanmasının ardından sona erdi.
Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, aralarında Başyargıç Çaduri’nin de bulunduğu yargıçların görevlerine iade edildiğini ve dört gün süren eylemlerde gözaltına alınan tüm siyasi parti yandaşlarının ve avukatların serbest bırakılacağını açıkladı.
Bilindiği gibi, seçimler öncesinde Zerdari, Müşerref’in görevden aldığı yargıçların görevlerine iade edilmesi konusunda Navaz Şerif’le anlaşmış ve bu anlaşmaya bağlı olarak koalisyon hükümetini kurmuştu. Bu gelişmenin sonrasında geçtiğimiz ağustos ayında Şerif koalisyon hükümetinden yargıçların serbest bırakılmaması gerekçesiyle ayrılmıştı. Daha sonra koalisyondan ayrılan Şerif’in ana muhalefet partisi başta olmak üzere muhalefet partileri yargıçların göreve iade edilmesi konusunda ısrarlarını bugüne kadar sürdürmüşler ve son olarak geçtiğimiz hafta onbinlerce kişinin katıldığı eylemleri aylar öncesinden hazırlamışlardı.
Yargıçların göreve iade edilmesi için yapılması planlanan eylemlerin hemen öncesinde Anayasa mahkemesi, Navaz Şerif ile birlikte kardeşine seçim yasağı getirmiş ve böylece mevcut siyasi gerginliği daha da derinleştirmişti. Anayasa mahkemesinin kararı olarak sunulan bu yasağın hemen ardından, Müşerref'i seçime zorlayan sürecin başında da yer alan avukatlar ve muhalefet partileri “yargının bağımsızlığını” savunmak için dört gün sürecek ve Başkent İslamabad'a bitecek olan "uzun yürüyüş"ü başlatmıştı.
Uzun yürüyüş için birçok ilde başlayan eylemler öncesinde hükümet, sert önlemler alacağını ifade etmiş ve ülkenin iki büyük ili olan Pencap ve Sind'deki kitlesel siyasi toplantıları yasaklamıştı. Yasaklamalara rağmen ortaya çıkan kitlesel gösteriler sonrasında bahsi geçen illerde ana muhalefetteki Pakistan Müslüman Birliği’nin ofisleri de hükümet tarafından kapatılmıştı. Bu tür önlemlerin yanı sıra hükümet, eylemlerin başladığı günlerde anayasa mahkemesinin seçim yasağı getirdiği Şerif de dahil bir çok partiliye – uzun yürüyüşe katılmalarını engellemek için- üç gün sürecek ev hapsi vermişti.
Bütün bu önlemlere rağmen eylemler Pakistan sehirlerinde kendini göstermeye başlamış ve avukatlar ile polisler arasında çatışmalar yaşanmıştı. Aynı zamanda uzun yürüyüşe hazırlıkların yapıldığı bu günlerde, Müşerref’in istifasından sonra yerine geçen Genelkurmay Başkanı Aşfak Kayani’nin açıklamaları basında kendisine yer buldu. Basında Aşfak Kayani’nin, devlet başkanına, düzeni sağlaması için 16 Mart`a kadar süre verdiği yer alırken, bu uyarının detayında Kayani, hükümetin Taliban ile Kuzeybatı eyaletleri ve Svat`ta yaptığı "şeriat" anlaşmasından duyduğu rahatsızlığı ifade ettikten sonra bu bölgelerde durumun "eski haline" dönmesi gerektiği de vurgulamıştı. Aynı haberlerin benzerlerini, darbe beklentileri altında yayımlayan Pakistan medyası ise, Kayani`nin bu ultimatomu Pakistan`da yaşanan son gelişmelerden rahatsız olan Amerika’nın baskısıyla verdiğini iddia etti.
1999'da darbeyle iktidara gelen General Pervez Müşerref'in, aralarında Yüksek Mahkeme'nin başyargıcı da olmak üzere, ülkedeki üst düzey yargıçların büyük bölümünü cumhurbaşkanlığını garantiye alabilmek için görevden uzaklaştırdığını hatırlıyoruz. Sonrasında beklenmedik bir biçimde Butto’nun öldürülmesiyle hızlanan seçim sürecinde Müşerref’in partisi seçimleri kaybederken Zerdari ile eski Başbakan Şerif’in partisi seçimi önde bitirmişti. Ardından yargıçların göreve iadesi de dahil olmak üzere Müşerref’in istifa etmesi konusunda anlaşan Pakistan Halk Partisi ve Pakistan Müslümanlar Birliği koalisyon hükümetini kurmuş ve sonrasında ise Müşerref istifaya zorlanmıştı.
Kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı Müşerref’in istifası, seçimler öncesinde başlayan siyasi gerilimleri düşürmeye yetmemişti. Başta ekonomik krizin yol açtığı işsizlikle beraber Afganistan’da Taliban’ın, NATO karşısında elde ettiği başarıyı Pakistan’ın içlerine taşımak istemesi ve bunu özellikle Pakistan’in kuzey eyaletlerinde hayata geçirmesi Pakistan’da yaşanan siyasi gerilimlerin başında yer alıyor. Bu gelişmeye paralel olarak ABD’nin Ağustos 2008’den beri Pakistan’a düzenlediği 35 füze saldırısında 340’dan fazla kişi ölürken özellikle Şeriat hükümlerinin geçerli olduğu Kuzey Belucistan’da ABD’nin Taliban militanlarına karşı düzenlediği bu operasyonlar, hükümetin bölgedeki güçler ile arasında mevcut olan dengeleri korumakta zorlanmasına, hatta bozulmasına neden olmakta.
ABD’nin ülkenin kuzeyindeki eyaletlere artarak süren füze saldırıları, birçok şehirde bomba eylemlerine neden olurken son dönemde Şii camilerine ve şii liderlerine karşı yapılan saldırılar olası Şii-Sünni çatışmasını gündeme getirmiştir. Bunlara ek olarak geçtiğimiz aylarda Hindistan’da 125 kişinin ölümüyle sonuçlanan otel baskınlarında yer alan militanların Pakistan kökenli olması, Hindistan’la uzun zamandır varolan siyasi gerilimlere yenilerini eklemişti. Dahası ülkenin Afganistan dışındaki diğer komşusu İran’ın hem bölge ülkeleri ile hem de ABD ile ilişkilerinin seyri, Pakistan’daki süreci derinden etkileyecek dinamikleri taşımaya devam ediyor.
Bitirirken
Şerif’le birlikte muhalefet partilerinin, yargıçların göreve iadesiyle sonuçlanan eylemleri Pakistan’ın içinden geçtiği krizi ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bugün, yargının bağımsızlığı konusunda cisimleşen bu siyasi krizin nedenleri, elbette yargının göreve iade etmediği birkaç yargıçla sınırlı değil. Burjuva basın her ne kadar bu gerekçe üzerinde görüşlerini temellendirse de, krizin esas nedenlerini gerek dünyanın bugün içinden geçtiği küresel ekonomik krizde gerekse bu nedene bağlı olarak ABD’nin içine Pakistan’ı da alan geniş bir bölgede yarattığı manipülasyonda aramalıyız.
ABD’nin Obama ile birlikte bölgede özellikle Afganistan üzerinden yeniden egemenlik kurma çabası Pakistan’ı oldukça kırılgan çelişkilerin içine çekmeye devam ediyor. Özellikle Afganistan’da, Taliban güçlerinin NATO karşısında üstünlük elde etmesinin ardından ABD, bölgede bir yandan Taliban güçleriyle diyalogu sürdürme çabasını ifade ederken bir yandan da Afganistan’da asker sayısını arttırma politikasını sürdürüyor. Pakistan’da da benzer şekilde hükümet, kuzeyindeki eyaletlerde mevcut olan Şeriat hükümlerini kabul ederken ve buradaki güçlerden destek alırken, Pakistan ordusunun CIA özel kuvvetleriyle aynı bölgede Taliban militanlarına karşı saldırılarını sürdürüyor olması bölgede yeni politik gerilimleri hazırlayacak düzeyde. Öyle ki, Pakistan -daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi- önümüzdeki dönem büyük siyasal ve toplumsal altüst oluş dinamikleri taşıyor.
Obama yönetiminin ağırlığı Irak'tan Afganistan'a kaydırıyor oluşu, çatışmaların Pakistan'ın kuzeyine yayılması bu tespitlerin en somut göstergeleridir. Ancak, ABD'nin yeni yönetimiyle birlikte bölgedeki “düşman”larıyla diyalog kurma arayışı yanılsamalar yaratmamalı. Bu, ABD önderliğindeki emperyalist güçlerin “yumuşaması” değil, yalnızca amaçlarına ulaşmak için taktik değiştirmesidir. Onlar bu uğurda bölge işçi ve emekçilerini yeni yıkımlara hazırlarken, bu hazırlığa son verebilecek tek güç işgalci ülkelerin ve bölge ülkelerinin işçi sınıflarından başkası değildir.