Pakistan’daki terör saldırısında 130’dan fazla çocuk öldürüldü
Pakistan Talibanı’nın Salı günü Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver’de bulunan ordu destekli bir devlet okuluna gerçekleştirdiği saldırıda, çoğunluğu çocuk 150’den fazla insan öldü.
Saldırı, açıkça, en fazla sayıda sivil kaybı yaratmak için tasarlanmış. Söylendiğine göre, saldırıyı gerçekleştiren yedi kişiden birkaçı ya da tamamı üzerlerine bombalar yerleştirmiş. Saldırganlar, yerel saatle sabah 10 sularında okula girmek için bir duvardan atladılar, sonrasında da şiddetli bir saldırıya geçtiler. Onlar, zemin katta bulunan öğrencilerle dolu bir toplantı salonuna girdiklerinde ateş açtılar, bunu patlamalar takip etti.
Okulun yakınında tesisleri bulunan Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin müdahale etmesi ve okulu ele geçirmeye girişmesi sonucunda okul bir silahlı çatışma alanı haline geldi.
Çatışma saatlerce devam etti. Pakistan makamları, ancak akşama doğru, okulda güvenliği sağlamış olduklarını açıkladılar.
Saldırının nasıl sona erdiği ve dahası, geriye kalan saldırganların neredeyse tamamının nasıl öldürüldüğü belirsiz. Reuters’in bir haberinde, “Çocukların bir kısmının ya da tamamının silahlı adamlar ve intihar bombaları tarafından mı, yoksa sonradan binanın kontrolünü ele geçirmeye çalışan Pakistan güvenlik güçleri ile yaşanan çatışmada mı öldürüldüğü net değil.” dendi.
En son haberlere göre, ölenlerin arasında, çoğu 13, 14 ve 15 yaşlarındaki 132 çocuk; dokuz öğretmen ve okul çalışanı ile bir Pakistan ordusu komandosu ve yedi saldırgan bulunuyor. Saldırı, ayrıca, çoğu ağır 120’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.
Askeri Okul ve Yüksekokul ordudan mali destek alıyor ve orada, Pakistan’ın Hayber-Pahtunhva eyaletinin başkenti Peşaver’de görevli ordu personelinin erkek ve kız çocukları eğitim görüyor. Orası, aynı zamanda tüm topluma açık bir devlet okulu ve onun binden fazla öğrencisinin çoğu sivil ailelerden geliyor.
Pakistan Talibanı’nın sözcüsü Muhammed Ömer Horasani, dehşet verici saldırıyı üstlenirken, bunun, Pakistan’ın Aşiret Alanları Federal Yönetimi (FATA) bölgesinde yer alan Kuzey Veziristan’a ve daha yakın zamandaki Hayber’e yönelik ordu saldırılarına misilleme olduğunu söyledi. Horasani, “Saldırı için ordunun okulunu seçtik çünkü hükümet ailelerimizi ve kadınlarımızı hedefliyor. Onların acıyı hissetmelerini istiyoruz.” dedi.
Ordunun Kuzey Veziristan’daki vahşi saldırısı, Washington’ın emri ve Pentagon ile CIA’in yakın işbirliğiyle sürdürülen, ilan edilmemiş bir savaştır. Batı medyası, onun başladığını geçtiğimiz Haziran ayında haber yapmıştı ama o zamandan beri, sayfalarında yer verilecek kadar değerli görmüyor.
Oysa bu savaşın her yerinde ABD’nin elleri bulunuyor. Yürütülen savaş, Afgan Talibanı ile Afganistan’daki ABD işgaline ve Kabil’deki ABD’ye bağımlı rejime karşı olan bir diğer İslamcı milis gücü Hakkani Ağı’nı askeri olarak ezmek amacıyla sürdürülüyor.
ABD, on yıldır, Pakistan’dan, Afgan Taliban’ını “güvenli bir sığınak”tan yoksun bırakmak için geleneksel olarak özerk FATA bölgesini kontrol altına almasını talep ediyor. ABD destekli diktatör General Müşerref tarafından 2004 yılında düzenlenen ilk askeri saldırı, Afgan Talibanı ile ittifak içinde ama ondan ayrı olan FATA’da yerleşik Pakistan Talibanı’na ve Pakistan hükümeti karşıtı İslamcı Peştun ayaklanmasına yol açmıştı.  
Pakistan ordusu, geçtiğimiz Haziran’da, sivil halka herhangi bir uyarı yapmaksızın, çoğunlukla yoğun nüfuslu bölgeler olan Kuzey Veziristan’daki sözde terörist sığınaklarına hava ve topçu bombardımanı başlattı. Ordu, üç gün sonra, saldırıya ara verdi ama bunu, bölgedeki tüm halkın, yalnızca iki günden biraz fazla bir süre içinde bölgeyi terk etmesi emrini vermek için yaptı. Ordu, hükümetin tam desteğiyle, bölgeden kaçmayanların terörist muamelesi göreceğini, başka bir deyişle, öldürülmek üzere hedef alınacağını ilan etti.
FATA sakinlerinin “ortadan kaybolma”sını ve topluca cezalandırılmasını kapsayan, insan hakları ihlalleri konusunda adı çıkmış olan ordu, tahliye süresinin sona ermesinin hemen ardından, okulları ve tüm köyleri yerle bir eden, ayrım gözetmeyen standart saldırı pratiğine başvurdu. Saldırı, daha sonra, yeni bir iç sığınmacı seliyle sonuçlanacak şekilde, Hayber’e doğru genişletildi.  
Altı ay sonra, Kuzey Veziristan’ın yaklaşık bir milyon kişilik nüfusunun çoğu, yerinden edilmiş durumda. Onlardan bazıları Pakistan’ın ve hatta Afganistan’ın komşu bölgelerinde bulunan ailelerine ya da dostlarına sığınmışken, en az 700.000 insan sefil durumdaki sığınmacı kamplarında yaşıyor. Acımasız bir kayıtsızlık ile beceriksizliğin bileşimi sonucunda, sığınmacılar, kış mevsimin gelmesine rağmen, çok az hükümet desteği görüyor ve çadırlarda kalıyorlar.
Washington’ın, askeri saldırıya yakından dahil olması, ABD’nin, onun başlamasından sadece günler önce, Pakistan’da altı ay içindeki ilk insansız hava aracı saldırılarını düzenlemiş olması gerçeğiyle vurgulanmaktadır ki bu saldırılar sırasında Kuzey Veziristan’da da çok sayıda hedef vuruldu.
ABD, o zamandan beri, BM’ninkiler de dahil, sayısız incelemede belgelenmiş olduğu gibi, kadınları, çocukları ve diğer sivilleri katlederek ve halkı terörize ederek ölüm yağdırmaya devam ediyor.
Pakistan’ın siyasi ve askeri liderleri, dünkü vahşeti, saldırıyı yoğunlaştırmak için bir bahane olarak kullanmakta gecikmediler. Başbakan Navaz Şerif, “Savaş devam edecek. Hiç kimsenin bundan bir şüphesi olmasın. Çocuklarımızın her bir damla kanının hesabını soracağız.” diye ant içti.
Akşam saatlerinde, Pakistan ordusunun bir sözcüsü, twitter’dan, ordunun Hayber’de baskınlar ve on hava saldırısı gerçekleştirmiş olduğunu açıkladı.
Batılı liderler de, dünkü trajik olaylardan, ABD’nin Ortadoğu’daki yeni savaşı da dahil, saldırganlığı aklamak için faydalanmaya çabaladılar. Eğer binler değilse, yüzlerce Pakistanlıyı öldüren hava saldırılarına başkanlık yapmış ve ABD ulusal güvenlik aygıtına, Libya’da ve Suriye’de mezhepsel bir çatışma ve kaos yaratarak rejim değişikliğine öncülük etmeleri için İslamcıları silahlandırma emri vermiş olan ABD Başkanı Barack Obama, öfkelenmiş rolü yaptı. Obama, “Teröristler, öğrencileri ve öğretmenleri hedefleyen bu tiksindirici saldırıyla, bir kez daha günahkarlıklarını gösterdiler.” dedi.
Obama, Washington ile geçtiğimiz altmış yıl boyunca bir askeri diktatörden diğerine ABD’nin desteğini alan ve Pakistan’ı ABD’nin yağmacı dış politikası için bir vilayet gibi kullanan İslamabat arasındaki gerici ittifakı güçlendirmeye söz verdi.
Washington-İslamabad ekseni, Pakistan ve Afganistan halkları için yıkım anlamına gelmektedir. Hem Afganistan’daki hem de Pakistan’daki Taliban, bu eksenin ürünleri arasında yer almaktadır.
ABD, 1980’li yıllar boyunca, Pakistan istihbaratı ve Suudi monarşisi ile işbirliği içinde, Washington’ın Sovyetler Birliği’ne karşı yenilenmiş saldırısının bir parçası olarak, Kabil’deki Sovyet yanlısı hükümete karşı savaşmaları için, nihayetinde Taliban’ı doğuracak olan Afgan mücahitleri örgütlemiş, finanse etmiş ve silahlandırmıştı.
Bu politika, aynı zamanda, Pakistan işçi sınıfına karşı gerici bir ağırlık oluşturmak için kapsamlı bir İslamlaştırma kampanyası yürütmüş olan Pakistanlı diktatör Ziya ül-Hak’ın ABD tarafından sonuna kadar desteklenmesini gerektirmişti.
Daha sonra, 2001 yılında, Bush yönetimi, ABD’nin küresel egemenliğinin, ekonomik gücündeki büyük bir gerilemenin ortasında çökmesini önlemek amacıyla, önceden belirlenmiş emperyalist saldırganlık politikasını uygulamak için 11 Eylül saldırılarına sarıldı. Pakistan, ABD saldırısı tehdidi altında, Taliban ile olan bağlarını kopardı ve Washington’ın Afganistan’ı istilasında askeri-lojistik bir köprübaşı haline geldi.
Bunu izleyen 13 yılda, sadece, suçların birbiri üstüne yığılmasına tanık olundu. ABD ve müttefikleri, Pakistan hükümetini ülkenin kuzey batısının büyük bölümünü ölüm tarlalarına dönüştürmeye, böylece Afganistan’ın işgalini desteklemeye ikna ederken, Kabil’de rüşvetçi bir kukla yönetimi ayakta tutmak için sömürgeci tarzda kirli bir savaş başlattılar.
İşçilerin dünkü saldırıya yönelik öfkesi, öncelikle ve her şeyden çok, ABD’li seçkinlerden, onların Batılı suç ortaklarından ve rüşvet yiyen bölgeci Pakistan burjuvazisinden başlayarak, on yıllardır süren emperyalist baskı, şiddet ve jeopolitik entrikalar dolayımıyla İslamcı terörden sorumlu olanlara yönelmelidir.