Saygon’un düşmesinin 40. yılı
Bugün, 30 Nisan, II. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük ABD askeri müdahalesinin kesin yenilgisini gösteren bir olaya, Saygon’un 1975 yılında düşmesinin 40. yıldönümüne işaret ediyor.
Vietnam’dan son savaşçı güçlerini iki yıl önce çekmek zorunda kalmış olan Washington, General Nguyen van Thieu’nin kukla rejimi ve onun ABD tarafından eğitilip silahlandırılmış 700.000 kişilik Güney Vietnam ordusu neredeyse tek bir çatışma olmaksızın çökerken çaresizce izlemişti.
Kuşatılmış kentteki elçilik binasının çatısından helikopterlere kaçan son ABD personelinin görüntüleri, Washington’ın dış siyaset kurumu ve ABD ordusu için, etkileri bugün de hissedilen, tarihsel bir bozgunu simgeliyordu.
Washington’ın Vietnam’a yönelik canice saldırı savaşında, Kennedy’den Johnson’a ve Nixon’a kadar birbirini izleyen yönetimler, tüm bir halkı vuran şiddet bakımından neredeyse soykırım olan bir savaş yürütmekte birleşmişlerdi. 
Doruk noktasında 536.000’den fazla Amerikan askeriyle ülkeyi işgal eden ABD ordusu, ülkenin tüm alanlarını halı bombalamasına tabi tuttuğu bir hava saldırısında yaklaşık 15 milyon ton cephane attı. Ayrıca, bu güneydoğu Asya ülkesinin üstüne, geniş arazileri çöle döndüren ve bugün doğan bebekler dahil milyonlarca Vietnamlı’ya zarar veren 20 milyon galondan [bir galon 3,78 litre] fazla zehirli kimyasallar atılmıştı. 
500’den fazla My Lai köylüsünün (kadınlar, bebekler, çocuklar ve yaşlılar) topluca katledilmesinde olduğu gibi iğrenç zulümlerin olağan hale geldiği ABD müdahalesi sonucunda, toplamda 3 milyondan fazla Vietnamlı hayatını kaybetti. Bu savaşın planlanmasından ve sürdürülmesinden eşit bir şekilde sorumlu olan Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, Hitler’in Üçüncü Reich’ının düşmesinden bu yana işlenmiş en kötü savaş suçlarının suçlularıdır. Elbette, onların hiçbirinden hesap sorulmadı.
Saygon’un düşmesi, ezilen bir halkın, gezegenin en güçlü emperyalist ülkesine karşı çarpıcı bir zaferini temsil ediyordu. Bununla birlikte, Vietnam halkının, önce Fransız sömürgeciliğine ve ardından ABD emperyalizmine karşı 30 yıllık savaştaki tüm kahramanlığına ve özverisine karşın, zaferden sonraki kırk yıl egemen olan koşullarda, inkar edilemez bir trajedi söz konusudur.
Bu muazzam mücadele, Vietnam’ı, ezilen eski bir sömürge ülkesi olma statüsünden kurtarmayı başaramadı. Vietnam, Saygon’un düşmesinden kırk yıl sonra, Vietnamlı işçilerin sömürüsünden süper karlar peşinde koşan yabancı ulusötesi şirketler için bir ucuz emek platformu haline gelmiş durumda.
Ayrıca, son ABD kuvvetlerinin Vietnam’dan çıkartılmasından 40 yıl sonra, Amerikan ordusu, Washington’ın ülkeye savaş gemileri göndermesi ve Vietnam’ı ABD emperyalizminin “Asya’ya dönüş”ü ile aynı hizaya getirme yöneliminin parçası olarak Vietnam ordusuna silah tedarik etmesi ile birlikte geri dönüyor. Bu sayede, bölgedeki en kanlı savaşlardan birinde ABD kuvvetlerini yenilgiye uğratmış olan Vietnam, potansiyel olarak çok daha yıkıcı bir ABD savaşının hazırlığında -bu kez nükleer silah sahibi Çin’e karşı- bir piyon haline gelebilir.
Washington, yakın dönemde, “deniz yollarının güvenliği amacı” doğrultusunda istenilen silahları Hanoi’ye göndermek için, 1975’teki ABD yenilgisinden beri yürürlükte olan, Vietnam’a öldürücü silah satılması veya nakledilmesi yasağını kısmen kaldırdı. Amaç, Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı adalar üzerine Çin ile yaşanan gerilimleri arttırmaktır.
Washington ayrıca, Hanoi’yi, Çin’in bölgede rakipsiz ekonomik güç olarak yükselişini kontrol altına almak için tasarlanmış bir ticaret bloğu olan Pasifik Ötesi Ortaklık’a (TPP) çekmeye çalışıyor. Bu anlaşmanın şartları, Vietnam devletinin sahip olduğu işletmelerin dağıtılması, ekonominin daha da geniş bir bölümünün ABD sermayesinin sömürüsüne açılması yönünde baskı yapmak için tasarlandı.
Çin Vietnam’ın en büyük ticaret ortağı iken, ABD onun en büyük ihracat pazarı haline gelmiş durumda.
Vietnam devriminin bu yazgısı, bizzat Vietnam önderliğinin milliyetçi bakış açısı eliyle teşvik edilmiş olan yalıtılmışlığından kaynaklanmaktadır. Vietnam devriminin yalıtılmasında daha da belirleyici olan şey, aynı dönem boyunca, bir ülkeden diğerine (1968’te Fransa, 1969’da İtalya, 1973’te Şili, 1974’te Portekiz ve Yunanistan, 1975’te İspanya) işçi sınıfını toplumsal devrim yolundan çıkarmak için kasıtlı olarak çalışan Stalinist, sosyal demokrat ve sendikal önderliklerin rolüydü. 
Çin’deki Maocu rejim, kendi payına, Kamboçya’daki kana bulanmış Pol Pot rejimini devirdiği için Hanoi’yi cezalandırmak amacıyla gerçekleştirdiği 1979’daki istilasıyla, Vietnam’ı zayıflatmak ve yalıtmak için harekete geçti. Vietnam’a karşı Pol Pot rejimini destekleyen ABD de, Çin’in, 100.000 Vietnamlı sivilin ve yaklaşık 125.000 askerin ve milis üyesinin yaşamına mal olan saldırısına destek verdi.
Vietnam deneyimi eliyle sarsılan Amerikan egemen kesimleri, yaklaşık 60.000 askerin öldüğü ve çok daha fazlasının fiziksel ve psikolojik olarak mahvolmuş bir şekilde döndüğü bir savaşın ardından Amerikan halkının militarizme duyduğu düşmanlık için bir örtmece ifade olan ve “Vietnam sendromu” olarak bilinen şeyin üstesinden gelme girişiminde onlarca yıl harcadılar. 
Ancak bizzat ABD’nin içinde, ABD’nin Vietnam’daki müdahalesine karşı ortaya çıkan kitlesel savaş karşıtı hareketin önderliği, çok büyük bir grev dalgasının yaşandığı ve işçi sınıfının en çok ezilen katmanları arasında bir dizi kentsel isyanın patladığı koşullarda, savaşa karşı mücadeleyi kapitalizme karşı mücadeleden yalıtmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Onlar, bu hareketi Demokrat Parti’ye tabi kıldılar. Savaşın ardından, [hareketin önderliğini oluşturan]bu tabakalar, bizzat Demokrat Parti ile birlikte çok hızlı bir şekilde sağa döndüler.
Bu, ABD egemen sınıfına, Vietnam’daki yıkıcı yenilgiyi atlatması ve başkanlık makamından en alttakine kadar halkın gözünden düşen tüm kurumlarını kurtarması için siyasi bir soluklanma sağladı. Sonuçta, egemen sınıfın, Amerikan militarizmini çok daha saldırgan ve yağmacı bir biçimde canlandırması ve Amerikan işçi sınıfına karşı aralıksız bir saldırı yürütebilmesi mümkün oldu. 
ABD emperyalizminin Vietnam’daki yenilgisinden 40 yıl sonra, bu deneyimin dersleri belirleyici olmaya devam ediyor. Bu derslerin en önemlisi, emperyalist savaşa karşı mücadelenin, yalnızca, işçi sınıfının kapitalist sisteme son vermek için uluslararası bir mücadelede bağımsız siyasi seferberliği yoluyla başarılı biçimde yürütülebileceğidir.