Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Sri Lanka) Birleşik Sosyalist Parti’ye yanıtı

Sahte sol Birleşik Sosyalist Parti (USP), geçtiğimiz hafta, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde 29 Temmuz’da yayımlanan “Sri Lanka: Sahte sol USP herhangi bir kapitalist parti ile ittifaka hazır” başlıklı yazıya yanıt olarak, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne yönelik bir eleştiri yayınladı.

USP’nin “Marksizmin yöntemlerine karşı sekterlik” başlıklı makalesi, onun yayın organı Ratutharuwa adına, “WSWS’nin iftiralarına yanıt olarak yayın kurulu açıklaması” olarak yayımlandı. Makale, tekrar tekrar SEP’i “yalan söylemek ve iftira atmak” ile suçluyor ve WSWS’deki makale için, “onların hem sekterliğini hem de Marksizmi ve Troçkizmi anlamada bütünüyle başarısız olduklarını açığa vurmaktadır” diyor.

USP, SEP’in bildirdiği ve USP’nin önderi Siritunga Jayasuriya’nın Jaffna semt sekreterliğinin dışında 13 Temmuz’da, 17 Ağustos’taki seçimler için adaylıkların son gününde yapmış olduğu değerlendirmelerin siyasi önemini açıkladığı gerçekliğe bütün gücüyle karşı çıkmaktadır. Orada ondan fazla gazeteci bulunuyordu ve Jayasuriya’nın İngilizce değerlendirmeleri WSWS muhabiri tarafından kaydedildi. Bu açıklamanın, dilbilgisine ilişkin ya da diğer yanlışların düzeltilmemiş olduğu tam dökümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Belgede çarpıcı olan şey, tartışmanın dinamiğidir. Asıl olarak Tamillerin yaşadığı bir kuzey kasabası olan Jaffna’da konuşan Jayasuriya, kendisi ile iki büyük burjuva partisi (Birleşik Ulusal Parti-UNP ile Halkların Birleşik Özgürlük İttifakı’nın -UPFA- başını çeken Sri Lanka Özgürlük Partisi-SLFP) arasına mesafe koymak için çok çaba sarfetmektedir. Her iki parti de Sinhala egemenliği uğruna verilmiş ve yüz binlerce cana ve adanın kuzeyinin ve doğusunun yıkımına mal olmuş uzun süreli savaşın sorumlusudur.

Jayasuriya, WSWS muhabirinin onun önceden çeşitli platformlarda UNP ile görünmesine ilişkin sorgulamasıyla karşılaştığında, yüzsüzce, yalnızca UNP’nin önderi Ranil Wickremesinghe ile değil, geçmişte, önceki devlet başkanı Mahinda Rajapakse ile de birlikte hareket etmiş olduğunu ve bunu yeniden yapabileceğini açıkladı. Jayasuriya, “Ezenlere karşı mücadele etmek için şeytanla el sıkışacağız. Ranil Wickremesinghe ve UNP ile yaptığımız şey buydu ama kapitalist partiler arasında herhangi bir seçim yapmayacağız.” dedi.

Jayasuriya, burjuva politikacılar için demokratik vitrin dekoru olmaya karşı çıkarken, USP’nin yapmakta olduğu şey tam da budur. Bu yüzden, SEP’in makalesinde, “USP, ne kadar gerici olursa olsun herhangi bir kapitalist parti ile ittifaka ve onu seçmenler için demokratik renklerle donatmaya hazır, kiralık bir siyasi ekiptir.” sonucu çıkartılmıştı.

USP ve “Özgürlük Platformu”

Ratutharuwa yayın kurulunun açıklaması, USP’nin, Sunday Leader’ın başyazarı Lasantha Wickrematunge’nin gün ortasında işe giderken Colombo’da öldürülmesinin ardından Ocak 2009’da oluşturulan UNP önderliğindeki “Özgürlük Platformu”na katılmasını özellikle savunmaktadır. Onun öldürülmesi, güvenlik güçleri ile işbirliği içinde faaliyet gösteren hükümet yanlısı ölüm mangalarının gerçekleştirdiği yüzlerce cinayetten biriydi. Rajapakse hükümeti altında, ordu, kuzeyde ayrılıkçı Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları (LTTE) gerillalarının Mayıs 2009’da ezilmesiyle ve on binlerce sivilin öldürülmesiyle sonuçlanan kanlı saldırılar başlattı.

USP, kendisinin “savaş kışkırtıcısı diktatörlüğe karşı bir muhalefet yaratma yönünde önemli bir girişim” ve “siyasi bir blok değil ama demokratik hakların savunusu uğruna somut bir kampanya” olduğunu açıkladığı “Özgürlük Platformu”na katılımını anlayamadığı için SEP’e sövüp sayıyor. Dahası, “herhangi bir gücü, kapitalizmin sınırlarının dışına çıkmayı reddedenleri bile [yani UNP gibi itibarını yitirmiş burjuva partileri] dışlamamak doğruydu.” diyor.

Bununla birlikte, “Özgürlük Platformu”, herhangi birini ölüm mangalarına karşı savunma yönünde hiçbir pratik önlem almadı, savaşa karşı çıkmadı ve demokratik hakların, özellikle de Tamillerinkilerin savunusu için hiçbir şey yapmadı. Bu, SLFP kadar Sinhala şovenizmine batmış olan UNP tarafından hoşgörülmeyecekti. UNP, adayı iç savaşa sürüklemiş olan 1983’teki Tamil karşıtı pogromdan sorumluydu ve görevde iken savaşı acımasızca sürdürmüştü.

“Özgürlük Platformu”nun siyasi amacı, UNP’ye demokratik kimlik sağlayarak sermayesini yeniden arttırmaktı. Özgürlük Platformu’nun bütün katılımcılar tarafından üzerinde anlaşılmış olan “sözleşmesi”, bu siyasi bloğun ortak programıydı. Hiçkimseyi herhangi bir şey yapmakla, pratik önlemler almakla yükümlü kılmayan bu kısa doküman, belirsiz bir şekilde, “bu ülkenin dört köşesinde ve dokuz eyaletinde, bütün ırklardan ve mezheplerden insanlar arasında “yaşama hakkı”nı ve “düşünceyi ifade özgürlüğü”nü savunmaktan söz ediyordu.

Şu sıralarda UNP’nin önderi Wickremesinghe’yi destekleyen sivil toplum örgütü Haklar Şimdi-Demokrasi İçin Kolektif, “Özgürlük Platformu”nun amacı konusunda daha açık sözlüdür: “Bu çaba, muhalefet partilerini halkın gözünde meşrulaştırmanın yolunu açtı ama aynı zamanda, insan hakları savunucularına alan talebinde bulunma olanağı sağladı.”

Ocak 2010’da, devlet başkanlığı kampanyasının ortasında, USP’nin önderi Jayasuriya, “Özgürlük Platformu”nun hileli başarısını kutlamak için ortak bir platformda Wickremesinghe’ye katıldı. O zamanlar, UNP, muhalefetin “ortak adayı” olarak, savaşın son aylarındaki zulümlerin doğrudan sorumlusu olan eski ordu komutanı Sarath Fonseka’yı destekliyordu.

WSWS’nin o zamanlar bildirdiği gibi, Wickremesinghe, Jayasuriya’yı şu sözlerle övmüştü: “O, bu gücün oluşmasında inisiyatif kullandı. Bizler onu izledik. Bugün çok daha ilerlemiş durumdayız. Siritunga’yı selamlıyorum. Biz, suikast ile tehdit edildiğimiz için ortaya çıkmaya korkuyorduk. Ardından Siritunga öne atıldı. Bu bizim görevdeki devlet başkanına meydan okumamızı mümkün kıldı.”

Jayasuriya, övgüleri büyük bir zevkle dinlerken, meydan okuyan General Fonseka ve onun savaş suçları konusunda bütünüyle sessiz kaldı.

Birleşik Cephe

SEP’in devlet başkanlığı adayı Wije Dias’ın WSWS’de yayımlanan yorumu, USP’nin benzeri bir verip veriştirmesine neden oldu. Dias, USP’nin UNP ile oportünist manevrasının Lenin ve Troçki tarafından uygulandığı gibi bir Birleşik Cephe taktiği modeli olduğu iddiasını teşhir ettiği ayrıntılı bir yanıt verdi.

USP, Dias’a hiçbir yanıt vermedi. O, yalnızca, bir kez daha “Lenin, Troçki ve Bolşevikler, Çarlığa karşı mücadelede, birçok durumda küçük-burjuva ve burjuva güçlerle benzeri uygulamalar içinde olmuştu.” iddiasında bulunuyor. Bu “birçok durum”dan herhangi birini somut olarak inceleme yönünde hiçbir girişimde bulunulmuyor; çünkü Lenin ve Troçki, kapitalist partilerle, USP’nin dahil olduğu oportünist ilişkileri hiçbir zaman savunmamıştı. Birleşik Cephe taktiği, burjuva partilere değil; işçi sınıfı partilerine ve örgütlerine uygulanır.

Söz konusu olan siyasi konuların bir özeti olarak, Dias’ın yanıtından biraz uzunca bir bölüm aktaralım:

USP, bu siyasi hilenin savunucuları olarak Lenin’e ve Troçki’ye başvuruyor. Yazar, sertçe, “WSWS’nin bilgili profesörlerine” gerekli alıntıları sağlayabileceğini açıklıyor. Gerek yok. SEP, Marksist hareket içinde uzun bir geçmişi olan Birleşik Cephe taktiği ile USP’nin tüm siyasi varlığı boyunca birlikte anıldığı ve işçi sınıfı için her zaman bir felaket olduğu kanıtlanmış olan oportünist ittifak türü arasındaki farklılıkların farkındadır.

Birleşik Cephe’nin özü, işçi sınıfını, sınıf düşmanına karşı haklarını savunmak için, sınıf mücadelesi yöntemlerini kullanarak birleştirmek ve harekete geçirmektir. Bu süreçte, Marksistler, işçi sınıfının oportünist önderlerinin kararsızlıklarını ve iki yüzlülüğünü açığa çıkarmak için her fırsattan yararlanırlar. Bir Birleşik Cephe oluşturmanın vazgeçilmez koşulu, devrimci partinin siyasi bağımsızlığıdır (ortak siyasi program, ortak sloganlar ve bayrakların karıştırılması söz konusu değildir).

Lev Troçki, bunu, 1930’larda, Almanya Komünist partisi ile Sosyal Demokratlar arasında Nazilere karşı bir Birleşik Cephe uğruna mücadele ederken son derece açık bir şekilde ifade etmişti: “Sosyal Demokrasi ile ya da Alman sendikalarının önderleriyle ortak bir programa hayır; ortak yayınlara, pankartlara ve afişlere hayır! Yalnızca nasıl, kime ve ne zaman darbe indirileceği konusunda anlaşmak! Böylesi bir anlaşma, bizzat şeytanla, onun büyükannesiyle, hatta Noske ve Grzensinki ile bile yapılabilir. Tek bir koşulla: elini kolunu bağlamamak.”

SEP’in önceli Devrimci Komünist Birlik’in (RCL), UNP’nin iktidarda olduğu 1980’lerde uğruna mücadele ettiği şey tam da buydu. 1983’te Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları’na karşı savaş başlatmış olan UNP, Hintli sözde arabulucuların, güvenlik güçlerini güneydeki artan huzursuzluğu bastırmak için serbest bırakacak şekilde adanın kuzeyine girmesini sağlayan Hindistan-Sri Lanka Anlaşması’nı imzalamıştı. O, Anlaşma’ya gerici Sinhala milliyetçiliği açısından karşı çıkan Janatha Vimukthi Peramu?a’yı (Halk Kurtuluş Cephesi-JVP) ezme bahanesiyle sıkıyönetim uyguladı. Yüzlerce işçi, sendikacı ve siyasi aktivist, güvenlik güçleri ve faşist JVP çeteleri tarafından öldürülüyordu.

RCL, Lanka Sama Samaja Partisi’ne (LSSP), Sri Lanka Komünist Partisi’ne, Seylan İşçi Kongresi’ne ve Jayasuriya’nın o zamanlar önderi olduğu Nava Sama Samaja Partisi’ne (NSSP), pratik önlemler almak üzere (işçi savunma birliklerinin oluşturulması, ortak grev gözcülüğü, ortak gösteriler ve UNP hükümetine karşı bir genel grev örgütleme) bir Birleşik Cephe önerdiği bir mektup yazdı.

NSSP, bu öneriyi, “yeni proleter reformist kitle eğilimi” olarak betimlediği Sri Lanka Mahajana Partisi’ni (SLMP) dışladığı için, RCL’yi “sekterlik”le suçlayarak tamamen reddetti. SLMP, RCL’nin o zamanlar açıklamış olduğu gibi, Sri Lanka Özgürlük Partisi (SLFP) ile birleşecek olan bir burjuva partisiydi. Onun önderi Chandrika Kumaratunga, ülkenin devlet başkanı oldu. SLFP’nin şimdiki önderi, anti-demokratik yöntemleri dile düşmüş olan devlet başkanı Rajapakse’den başkası değildir.

Farklılıklar bundan daha açık olamazdı. RCL’nin Birleşik Cephe çağrısına karşı, NSSP, inatla, Lenin’in ve Troçki’nin devrimci Marksist bir parti için izin verilemez olduğunu vurguladığı siyasi blok türünü savundu. RCL’nin işaret ettiği gibi, NSSP, burjuva SLMP ile ortak bir hükümet programı (“Perspektifler ve İleriye Giden Yol”) temelinde bir seçim bloğu oluşturmuştu. Stalinistler tarafından yüceltilmiş bu Halk Cephesi ittifakı, 1930’larda, İspanya’da ve Frans’da işçi sınıfı için siyasi felaketlere yol açmıştı. Sonuç, 1980’lerin Sri Lanka’sında farklı olmadı. Bu, işçi sınıfını, tam da işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğine son derece ihtiyaç duyulduğu bir dönemde felç etti.

UNP’li Devlet Başkanı Ranasinghe Premadasa, JVP’yi hükümete dahil etme düşüncesiyle oynadıktan sonra, güvenlik güçlerini, 1989’dan başlayarak, tüm güneyde, JVP’ye ve Sinhala kır gençliğine karşı saldı. Tahminen 60.000 genç, ordu ve onun ölüm mangaları tarafından, gizli işkence merkezlerinde ve hapishanelerde katledildi. Belirtmek gerekir ki, Jayasuriya’nın programlar paylaştığı ve demokrasi savaşçısı olarak sunduğu UNP’nin şimdiki önderi Ranil Wickremesinghe, o UNP hükümetinde bakandı ve onun suçlarının doğrudan siyasi sorumluluğunu taşımaktadır.

Muhalefetin Protestosu

2012’nin sonunda, USP, kendisi de “Özgürlük Platformu”nda yer almış olan sahte sol Nava Sama Samaja Party (NSSP) ile birlikte, kısa süreliğine, UNP önderliğindeki Vipakshaye Virodhaya (Muhalefetin Protestosu-VV) adlı bir ittifaka katıldı.

VV mutabakat anlaşmasının Şubat 2013’teki resmi imzalanma töreninde, Wickremesinghe, “bu bir devrimin başlangıcıdır” açıklamasını yaptı. UNP’nin önderi, elbette, kitlelerin seferberliği anlamında bir devrimi kastetmiyordu. Gerçekte, tam tersi söz konusuydu. VV, siyasi bir blok olarak, öncelikle işçilerin ve yoksulların artan hoşnutsuzluğunu güvenilir parlamenter kanallara akıtmayı tasarlıyordu. O, “Biz iyi yönetime doğru bir yolculuk başlatmış durumdayız” dedi.

USP’nin VV içindeki ortakları arasında, UNP’nin dışında, NSSP, iki kapitalist Tamil partisi (Tamil Ulusal İttifakı-TNA ve Demokratik Halk Cephesi) ve iki aşırı Sinhala grubu (Nava Sihala Urumaya ve Anayurdu Koruma Cephesi) vardı.

VV’nin siyasi yönelimi, kısa süre sonra, Mart 2013’te Rajapakse’ye bir mektup gönderdiğinde ortaya çıktı. Bu mektup, ülkenin bir “parya konumu”na düşmesini önlemek için bir mutabakat anlaşması sağlamaya çalışıyor ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin (UNHCR) Sri Lanka’daki insan hakları ihlallerine ilişkin kararını ele almak üzere, bütün partilerin katılacağı bir konferans çağrısı yapıyordu.

Rajapakse’nin kanlı savaşına 2009’a kadar arka çıkmış olan ABD, UNHCR’nin kararını, Sri Lanka devlet başkanına Çin’den uzaklaşması yönünde baskı yapma aracı olarak, sinikçe desteklemişti. Bu, Obama yönetimi, Çin’in bölgedeki etkisini kırmayı ve onu askeri olarak kuşatmayı amaçlayan “Asya’ya dönüş”ünü hızlandırırken gerçekleşti. Pentagon’daki planlayıcılar, Hint Okyanusu’ndaki deniz ulaşım yollarının kesişme noktasındaki stratejik konumundan dolayı, Sri Lanka’yı, her zaman, Çin’in Afrika’dan ve Ortadoğu’dan enerji ve mineral ithalatını kesmeyi içeren savaş stratejileri için son derece önemli görmüşlerdir.

USP’nin ve NSSP’nin VV’ye olan desteği, sahte sol örgütlenmeler arasında uluslararası ölçekte yaşanan, onların 2011’de ABD önderliğinde Libya’da gerçekleşen askeri müdahaleye ve Suriye’de sürmekte olan rejim değişikliği operasyonuna sahte “insan hakları” bahanesiyle verdikleri destekte görülen daha kapsamlı bir yön değişikliğinin parçasıdır. Sri Lanka’da, Washington, Rajapakse’yi iktidardan indirmek için, askeri müdahale yerine diplomatik entrika yöntemleri kullandı.

Colombo’da yönetim değişikliği

“Özgürlük Platformu” ve VV, rejim değişikliği operasyonunun, Rajapakse 8 Ocak 2015’te devlet başkanlığı için erken seçime gidileceğini açıklar açıklamaz harekete geçen embriyosuydu. Bu açıklamadan bir gün sonra, Rajapakse’nin önemli yandaşlarından biri olan Sağlık Bakanı Maithripala Sirisena, kabineden ayrıldı ve devlet başkanlığı seçimlerine katılma niyetini açıkladığı bir basın toplantısı düzenledi.

SLFP’nin kurucusunun kızı olan önceki devlet başkanı Chandrika Kumaratunga’nın basın toplantısında bulunması, daha kapsamlı siyasi entrikaların söz konusu olduğuna işaret ediyordu. Kumaratunga, iki dönem Sri Lanka devlet başkanlığı yaptıktan sonra, Clinton Vakfı üzerinden Washington ile sıkı ilişkiler kurmuştu. Hillary Clinton, Obama’nın önceki Dışişleri Bakanı olarak “Asya’ya dönüş”ün başlıca mimarlarından biridir ve onun, Sri Lanka’dakiler dahil, bütün entrikalarında yer almıştır.

SEP, Kumaratunga, aralarında Wickremesinghe’nin de olduğu önde gelen UNP’liler ve ABD’li yetkililer arasında, Rajapakse’ye karşı harekete geçmek için, en azından Nisan 2014’e kadar giden gizli anlaşmayı, ayrıntılar açığa çıktığı ölçüde belgeledi. Wickremesinghe, devlet başkanlığı seçimlerinde kenara çekildi ve UNP, muhalefetin ortak adayı olarak Sirisena’yı destekledi. Buna karşılık, Rajapakse’yi yenilgiye uğratan Sirisena, Wickremesinghe’yi başbakan olarak, UNP önderliğindeki bir azınlık hükümetinin başına geçirdi.

Sahte sol örgütler, geniş bir orta sınıf akademisyenler ve uzmanlar grubu, sivil toplum örgütleri ve sendikalar yelpazesi ile birlikte, hükümetin suçlarının ve zulmünün tamamına derinden bulaşmış olan Sirisena’yı, “diktatör” ve “faşist” Rajapakse’ye demokratik alternatif olarak yükseltmede son derece önemli bir rol oynadılar.

NSSP ile USP arasında fiili bir işbölümü vardı. NSSP’nin önderi Wickramabahu Karunaratne tekrar tekrar Sirisena’nın platformlarında görülür ve Rajapakse’nin “faşist rejimi”ni suçlarken, USP mesafesini koruyor ama yine de bu Rajapakse karşıtı kampanyayı dolaylı olarak destekliyordu. USP’nin, hem UNP’den hem de SLFP’den bağımsız gibi gösterilen devlet başkanlığı adayı Jayasuriya, Sirisena’nın “neo-liberal ekonomi politikalarına bağlılığı”na ilişkin sınırlı eleştiriler yaptı ama onun arada geçici savunma bakanı olması dahil, hükümetin savaş suçlarından sorumluluğu konusunda sessiz kaldı. Onun asıl saldırısı Rajapakse’ye ve onun “diktatörlük rejimi”ne yönelmişti. USP, Sirisena’nın “kötünün iyisi” olduğunu belirterek, seçmenlerin daha kuşkucu kesimlerini eski sağlık bakanının arkasında toparlamakta çok önemli bir rol oynadı.

USP’nin tarihsel kökleri

USP, SEP’e yönelik eleştirilerinde, SEP’in, işçilerin ilerideki devrimci çatışmalara hazırlanırken 20. yüzyılda Sri Lanka’da ve uluslararası düzeyde yaşanan stratejik deneyimlerin siyasi dersleriyle donanmaları gerektiğine yaptığı vurguyu alaya alıyor. SEP Genel Sekreteri Wije Dias, USP’ye 2010 yılında verdiği yanıtta, sorunları ortaya koymuş ve USP’nin tarihsel köklerini kısaca göstermişti. USP, bir kez daha yanıt vermedi.

Tarihsel sorunlara yönelik hafife alma tavrı, küçük-burjuva örgütlerin ayırt edici bir özelliğidir. Jayasuriya, herhangi bir tarihi, özellikle de sicili işçi sınıfına pahalıya mal olmuş oportünist manevralar ve siyasi bozgunlarla dolu kendi örgütünün tarihini anımsamamayı tercih edecektir. Bununla birlikte, işçi sınıfı, yalnızca, Sri Lanka’daki ve uluslararası ölçekteki stratejik deneyimlerinden temel dersler çıkardığı ölçüde ilerleyebilir. Tarih, USP’nin Marksizm ve ilkeli devrimci politika ile ilişkisi olmadığını ortaya koymaktadır.

1964 yılında, yaygın işçi sınıfı kaynaşmasının ortasında Madam Sirama Bandarainaike’nin burjuva hükümetine katılmış olan LSSP’nin ihanetinin, işçi sınıfı üzerinde, Sri Lanka’da ve uluslararası düzeyde önemli etkisi olmuştu. İlk kez, görünüşte Troçkist bir parti, sosyalist enternasyonalizmin ilkelerinden açıkça vazgeçmişti. Sonuçta, sınıfsal birlik uğruna bir mücadelenin yokluğunda, JVP’nin ve LTTE’nin küçük-burjuva gerillacılığı dahil, toplulukçu politikalar gelişti. LSSP’nin ihaneti sonraki bütün tarihi belirlememekle birlikte, onun sonuçlarını anlamadan, iç savaşın patlaması da dahil, sonraki gelişmeleri kavramak mümkün değildir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Britanya şubesi Sosyalist İşçiler Birliği’nin (SLL) önderi Gerry Healy, 1964’te Colombo’ya gitmiş ve LSSP’nin Bandranaike hükümetine katılmasını onaylayan kongresinin dışında kampanya yürütmüştü. Healy, bu ihanetin köklerini, Dördüncü Enternasyonal içinde 1950’lerin başında Michel Pablo ile Ernest Mandel önderliğinde ortaya çıkmış olan oportünist eğilimde belirlemişti. Pablocular, kapitalizmin savaş sonrası yeniden istikrar kazanmasına ve baskın Stalinist, sosyal demokrat ve burjuva ulusalcı önderliklere uyum sağlamışlardı.

SEP’in Sri Lanka şubesi olduğu DEUK, Pablocu oportünizme karşı mücadele etmek ve Troçkizmin ilkelerini savunmak için 1953’te kuruldu. USP’nin halihazırda aynı çizgide olduğu oportünist bir “enternasyonal” olan Bir İşçi Enternasyonali İçin Komite’nin (CWI) kökleri, Pablo ile Mandel’inkilere benzer düşüncelere sahip olan ve bir süre Pablocu enternasyonalin Britanya şubesi adına oy hakkına sahip olan Ted Grant’a kadar uzanmaktadır.

Healy, Seylan: Büyük İhanet adlı broşüründe, “Yozlaşma [LSSP’nin yozlaşması], uluslararası Troçkist hareket içindeki mücadele ile kopmaz bir şekilde ilgilidir. O, Pablo ile onun Avrupalı müttefikleri Germain [Mandel] ve Pierre Frank tarafından gerçekleştirilmiş ihanetin en tam örneğini oluşturmaktadır.” diye yazmıştı. Healy, “Yanıt Seylan’da [Sri Lanka’nın eski adı –çev.] değil; Pablocu revizyonizme karşı mücadelenin uluslararası incelenmesinde yatıyor. Bu koalisyonun gerçek mimarları Paris’te yaşıyor.” vurgusunu yapmıştı. LSSP’nin uzaklaşmasını yıllarca onaylamış ve görmezden gelmiş olan Pablocular, Colombo’daki koalisyon hükümetinin zeminini hazırlamıştı.

1968’de kurulmuş olan RCL, bu dersler üzerinde biçimlenmiştir ve Healy’nin bu mirasını gururla savunmaktadır. RCL’nin DEUK ile birlikte, Healy’nin sonraki siyasi yozlaşmasına karşı siyasi bir mücadele vermesi ki bu 1985-86’da SLL’nin mirasçısı Britanya İşçilerin Devrimci Partisi (WRP) ile ilişkilerin kesilmesi ile sonuçlandı, yalnızca bu temelde mümkün olmuştu. DEUK, WRP’nin ihanetlerini ayrıntılı biçimde inceler ve onlardan gerekli dersleri çıkartmakla birlikte, Healy’nin 1960’larda Troçkizmin ilkelerini savunurken oynamış olduğu devasa siyasi rolü de kabul ediyordu.

USP’nin, LSSP’nin ihanetinin unutulmasını tercih etmesi şaşırtıcı değil. Bunun ardından, Jayasuriya, NSSP’nin önderi Wickremabahu Karunaratna ile birlikte on yıldan uzun süre LSSP’nin içinde kaldı. Bandaranaike hükümeti 1965’te çöktü ama 1970’te, LSSP’nin önemli bakanlık görevlerinde olduğu ikinci bir koalisyon hükümeti iktidara geldi. Jayasuriya ile Karunaratna, bu koalisyon hükümeti, 1971’deki JVP ayaklanmasını 15.000 genci öldürerek bastırdığında, Budizmi devlet dini haline getiren topluluk temelli bir anayasayı uygulamaya koyduğunda, Tamillere karşı eğitimde ayrımcı önlemler dayattığında ve Tamil büyük çiftlik işçilerinin zorla Hindistan’a dönmesini hızlandırdığında, LSSP’nin içindeydi. Onlar, gerçek oportünistler gibi, yalnızca, LSSP’nin 1977 seçimlerinde işçiler arasında silinecek denli kötü bir duruma düşmesinin ardından ondan ayrıldılar. Jayasuriya ve Karunaratna, 1978’de NSSP’yi kurdular ve ardından kendi gruplarına başkanlık etmek üzere yollarını ayırdılar ama koalisyonculuk, yani sınıf işbirliği politikasından hiçbir zaman kopmadılar.

SEP’in sicili

SEP ve DEUK ile bütün sahte sol örgütler arasında, bağlantı kurulamaz bir sınıfsal uçurum vardır. RCL’nin kurulmasından bu yana geçen yaklaşık yarım yüzyıl içinde, parti, ilkeler uğruna tutarlı mücadelesi, milliyetçiliğin ve toplulukçuluğun her türüne karşı proletarya enternasyonalizmi uğruna kavgası ve Tamil azınlığının demokratik haklarını ortadan kaldırmak için Colombo’daki hükümetler tarafından girişilen savaşlara karşı cesur mücadelesi sonucunda, işçi sınıfı içinde derin kökler oluşturmuş durumda.

Ratutharuwa’nın başyazısı, SEP’i oportünist faaliyetlere katılmadığı için “sekter” olmakla suçluyor, SEP’in teorik netlik uğruna mücadelesi ile alay ediyor ve onun işçi sınıfı içindeki uzun mücadele sicilini yok saymaya çalışmak için yalanlara başvuruyor. “Kabalık ve sekterlik, aynı zamanda, SEP’in işçi sınıfı içinde bir etkiye ya da tabana sahip olduğuna ilişkin pek kanıt olmaması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. O, işçilerin günlük mücadelelerinde yer almak için herhangi bir çaba göstermiyor. SEP üyeleri, bunun yerine, sıkça karmaşık canlı mücadeleler içinde ellerini kirletmeksizin, rahat evlerinden, ‘sosyalizmin saflığı’nı vaaz ediyorlar.”

USP’nin işçi sınıfından ve onun günlük mücadelelerinden kastettiği şeyin, gerçekte işçilerle hiçbir ilişkisi yoktur. USP, bütün sahte sol örgütler gibi, “işçi sınıfı”nı, Sri Lanka gibi ülkelerdeki egemen sınıfın işçilerin ve yoksulların direnişini ezmesinde son derece önemli bir rol oynayan yozlaşmış orta sınıf sendikal aygıtlar ve bir sürü sivil toplum örgütü ile bir tutmaktadır. USP, tamamı bir ihanetler siciline sahip olan, Serbest Ticaret Bölgeleri ve Genel Hizmet Çalışanları Sendikası (FTZGSEU), Seylan Öğretmenler Sendikası (CTU) ve Kamu Sağlık Memurları Birliği ile sıkı ilişki içindedir. CTU ve GNOA, şimdi, aktif bir şekilde UNP’nin seçim kampanyasını destekliyor.

USP’nin asılsız hakaretlerine tam bir yanıt vermek için, zaten uzun olan bu yanıtın iki katından fazlasını yazmak gerekir. Ama bazı iftiraların yanıtsız kalmasına izin verilemez. RCL/SEP’in üyeleri, işçi sınıfı içinde ve kırlardaki kitleler arasında ilkeler uğruna kararlı mücadelelerinin bedelini birçok durumda ağır biçimde ödemişlerdir.

* 1971’de, Jayasuriya’nın üyesi olduğu LSSP, JVP ayaklanmasını ezmek için orduyu harekete geçiren Bandaranaike hükümetinde yer alıyordu. RCL, yeraltına çekilmek zorunda kalmasına ve yayınları yasaklanmış olmasına rağmen, JVP’nin politikalarına siyasi olarak karşı çıkarken, onun üyelerine ve kır gençliğine yönelik devlet baskısına karşı ilkeli bir duruş sergiledi. RCL’nin iki üyesi (Merkez Komite üyesi Lakshman Weerakoon ile L.G. Gunadasa) tutuklandılar ve gözaltında öldürüldüler.

* Bandaranaike hükümetinin 1977’de bozguna uğramasının ardından, iktidara gelen UNP hükümeti topluluk eksenli gerilimleri hızla arttırdı ve ülkenin kuzeyindeki askeri birlikleri arttırdı. RCL, en baştan itibaren, ordunun, adanın kuzeyinden ve doğusundan derhal ve koşulsuz çekilmesini talep etti; topluluksal gericilik ortamında, işçi sınıfının birliği uğruna mücadele etti. 1979’da, RCL’nin önde gelen üyelerinden R.P. Piyadasa, hükümetin politikasına karşı çıktığı için, UNP’nin örgütlediği ve polis ile birlikte çalışan katiller tarafından vahşi bir şekilde öldürüldü.

* RCL, 1988’de ve 1998’de, Hindistan-Sri Lanka Anlaşması’na ve JVP’nin şovenist “Anayurdu savun” kampanyasına karşı çıkan tek partiydi. Bu duruşun sonucunda, parti, hem polis baskınları ve tutuklamalarla hem de JVP’nin saldırılarıyla karşılaştı. JVP’nin tetikçileri, RCL’nin üç üyesini öldürdü (R.A. Pitawela, P.H. Gunapala ve Gretian Geekiyanage).

* Kuzeyde, SEP üyeleri, bir yandan savaşa karşı çıktıkları ve birliklerin derhal koşulsuz geri çekilmesini talep ederken, aynı zamanda LTTE’nin Tamil ayrılıkçılığına karşı koydukları zorlu bir siyasi mücadele verdiler. 1998’de, LTTE, partiyi yıldırıp susturmak ve onun işçileri birleştirme mücadelesini engellemek amacıyla, beş SEP üyesini (Rasendran Sudharshan, Thirugnana Sambanthar, Kasinathan Naguleswaran, A. Rasaratnam ve E. Nyalvale) tutukladı. Bu beş SEP üyesi, yalnızca SEP’in ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ndeki kardeş partilerin uluslararası kampanyası sayesinde, herhangi bir zarar görmeden serbest bırakıldılar. 2007’de, hükümet yanlısı ölüm mangaları fütursuzca faaliyet gösterirken, SEP’in üyesi Nadarajah Wimaleswaran, donanmanın kontrolündeki Kayts adasına yolculuk yaparken ortadan kayboldu; muhtemelen öldürülmüştü.

2005 devlet başkanlığı seçimleri

Ratutharuwa’nın SEP’in sözde siyasi mücadelede yer almamasına ilişkin tek somut örneği şu: “SEP, USP’nin LTTE tarafından propagandası yapılan seçimleri boykot etmeye karşı şiddetli bir kampanya başlattığı 2004 seçimlerinde hiçbir yerde görünmedi… Devlet başkanlığı adayı ve USP’nin Genel Sekreteri Siritunga Jayasuriya o seçimlerde üçüncü geldiğinde, bu platformu, şovenist güçlerin zafer kazanan Mahinda Rajapakse tarafından serbest bırakılmasına karşı açıkça uyarıda bulunmak için kullandı. SEP böyle bir şey yapmadı. Onların adayı Wije Dias, aynı platformda konuşurken, (her zamanki gibi) biraz tarih dersi verdi ve seçim vaatlerinin hiçbirinin tutulmayacağını ilan etti; konuşmasını, işçi sınıfını yalnızca kendisinin kurtarabileceği küstah iddiasıyla tamamladı.”

Bütün oportünistler gibi rakamlarla büyülenen ve devlet başkanlığı seçimlerinde üçüncü gelmekle övünmekten hoşlanan USP’nin dikkat çekici bir tarihsel güç gösterisi. Onların, en azından, söz konusu seçimlerin 2004’te değil, 2005’te yapıldığını hatırlamaları gerekirdi.

Daha dikkat çekici olan şu ki, USP’nin, LTTE’nin “boykot hatası” ile böylesine ilgilenmesinin nedeni asıl olarak bunun UNP’ye seçime mal olacağı iken, işçi sınıfını Rajapakse’nin ülkeyi yeniden savaşa sürükleyeceği konusunda uyaran tek parti Dias ve SEP’ti. Onun seçim bildirgesi açıkça şunları belirtiyordu: “O, ordunun güçlendirilmesini, mevcut ateşkesin gözden geçirilmesini ve tsunami yardımının birlikte yönetimi için LTTE ile sağlanmış P-TOMS anlaşmasına son verilmesini talep eden JVP’deki ve JHU’daki aşırılık yanlısı Sinhalalarla birleşmiş durumda. Bu politikanın mantığı, savaş stratejisi belirlemektir.”

Jayasuriya’nın sözünü ettiği “platform”, seçim sonuçlarının, adayların her birine kısa bir konuşma yapma izni verilen resmi ilanıydı. WSWS’nin o zaman bildirdiği gibi, Jayasuriya, ona karşı gürlemek şöyle dursun, mikrofona giderken, seçimleri kazanmış ama henüz göreve başlamamış olan Rajapakse’nin elini sıkmış ve onu sıcak bir şekilde kutlamıştı. Bu, onun, Rajapakse’ye gönül alıcı tavsiyede bulunan, onun “Sinhala milliyeti”ni kontrol etme ve Tamillere gereken haklarını verme yönünde “büyük bir zorlu görevi ve özel sorumluluğu” olduğunu belirttiği konuşmasının havasını belirledi. Jayasuriya, “böylesi bir günde, bundan daha olumsuz düşünceler ortaya atmak istemiyorum” diye ekledi.

Sıra kendisine geldiğinde, Dias, kendisine ayrılan birkaç dakika içinde, bütünüyle farklı bir konuşma yaptı.

SEP’in devlet başkanı adayı olarak, kampanyamızın başında, bizim seçimlere yalnızca bu ülkede birkaç oy almak için katılmadığımızı belirtmiştim. Bizim amacımız, bu fırsatı, bizim politikalarımız ve perspektifimiz, yani enternasyonalist sosyalist perspektif üzerine Sri Lanka’da, Hindistan alt kıtasında, Güney Asya’da ve uluslararası ölçekte bir tartışma başlatmak için kullanmaktı. Bu görevi yerine getirmek için çaba harcayan SEP üyelerine ve SEP’i destekleyenlere teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi seçim sonuçları ortaya çıktı ve yeni bir devlet başkanı seçildi. Ama SEP, işçilerin, ezilenlerin, köylülerin, Tamil kitlelerin ve diğer kesimlerin tek bir sorununun bile çözüleceğine inanmıyor. Seçim sonuçlarının ardında, samimiyetsizlik ve hiçbir zaman yerine getirilmeyecek olan vaatler yatmaktadır. Benim açıklamam spekülasyon değildir. Bu sözde bağımsız devletin son 58 yıllık tarihsel dersidir. Bu ülke, hemen hemen 30 yıl UNP tarafından yönetildi, ardından da SLFP çeşitli koalisyonlar ve ittifaklarla iktidar oldu ama kitlelerin tek bir sorunu bile çözülmüş değil.

Bu yüzden biz, SEP olarak, kitlelere, vurgulayarak, onların savaşa çözüm getirecek bir program, herkes için demokratik hakları pekiştirecek bir çözüm, artan hayat pahalılığına sosyalist bir çözüm uğruna mücadele etmesi gerektiğini söylüyoruz. Kitleler için birinci derecede önemli program ve perspektif, uluslararası sosyalizm programıdır. Konuşmamı, SEP’in önümüzdeki dönemde kitlelere bu programı sağlayacağını ve onun uğruna mücadele sözü verdiğini söyleyerek tamamlıyorum.

Gerçek tarih budur.

USP Jaffna’da ne yapıyor?

USP, bu seçimlerde, Jayasuriya’yı bu seçim bölgesindeki aday listesinin başına yerleştirerek, Jaffna’ya planlanmış bir yönelim sergiliyor. USP, orada, hem UNP’ye hem de SLFP’ye karşı, Tamil haklarının savunucusuymuş gibi yapıyor. Onun, Jayasuriya’nın, partisinin uygun koşullarda iki partiden biri ile birlikte çalışmaya istekli olduğuna ilişkin açıklamalarını teşhir eden WSWS’ye böylesine isterik bir şekilde tepki göstermesinin nedeni budur.

Jaffna’daki siyasi durum, özellikle Tamil gençliği arasındaki artan bir huzursuzluktur. LTTE’nin 2009’da yenilgiye uğratılmasından bu yana, tüm nüfus askeri işgal altında, düzenli tacize maruz kalıyor ve demokratik haklar çiğneniyor. İşsizlik yüksek. Çoğu insan hala uygun yaşam alanından yoksun. Ayrıca, kuzeydeki eyalet meclisinde kontrolü kazanmış olan ve halkın çoğunluğunun karşı karşıya olduğu berbat koşulları kısmen gidermek için hiçbir şey yapmayan burjuva Tamil Ulusal İttifakı’na (TNA) yönelik süregiden bir hoşnutsuzluk söz konusu.

SEP, Jaffna’da, Tamil işçilerinin ve gençlerinin karşı karşıya olduğu önemli siyasi sorunları açık bir şekilde anlatmak ve işçi sınıfının bir Sri Lanka ve Eelam Sosyalist Cumhuriyeti mücadelesinde devrimci birliği uğruna mücadele etmek için müdahale ediyor. USP’nin kampanyası, bunun tam tersini yapmak; işçi sınıfının LTTE’nin yenilgisinden ve Tamil milliyetçiliğinin iflasından gerekli siyasi dersleri çıkarmasını önlemek için tasarlanmış durumda.

USP’nin, “Tamil halkının kendi kaderini tain hakkı” sloganının amacı budur. Bu, Tamil burjuvazisinin, ya bağımsız bir devlet ya da TNA’nın önerdiği gibi federal bir Sri Lanka içinde özerk bir bölge üzerinden kuzeyi ve doğuyu yönetme ve Tamil işçi sınıfını sömürme hakkını savunmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. TNA’nın VV içindeki bir müttefiki olan USP, şimdiki seçimlerde, bu giderek artan oranda itibarsızlaşmış burjuva partisine katkıda bulunuyor.

Bununla birlikte, Tamil ayrılıkçılığı perspektifi, tam da, özellikle Tamil işçi sınıfı için böylesi bir felakete yol açmış olan şeydir. SEP’in, Jayasuriya’nın Jaffna’daki açıklamalarının önemini belirtirken açıkladığı gibi:

LTTE’nin çökmesi, asıl olarak askeri değil; onun siyasi programının sonucuydu. LTTE, Tamil burjuvazisinin sınıfsal çıkarlarını temsil ediyor ve bu yüzden Tamil işçilerinin ya da köylülerinin her türlü muhalefetini bastırmak için acımasız önlemlere başvuruyordu. Tamil ayrılıkçılığı ve şovenizmi üzerinde yükselen LTTE, Sri Lanka’nın güneyinde ya da daha kapsamlı olarak Güney Asya’da ve uluslararası ölçekte emekçilere çağrıda bulunmada tamamen acizdi. O, bunun yerine, onlar Colombo hükümetini ve onun savaşını hem diplomatik hem de askeri olarak desteklerken bile, ABD emperyalizminden ve Hindistan hükümetinden destek aradı.

Jaffna’daki işçilerin ve gençlerin çıkarması gereken sonuç, onların müttefiklerinin yozlaşmış, satın alınır Tamil seçkinleri değil ama adada, Güney Asya’da ve uluslararası ölçekte ortak ezene (kapitalist sisteme) son vermeye yönelik birleşik mücadele içindeki işçi sınıfı olduğudur.

USP Colombo’da ne yapıyor?

Jayasuriya, Jaffna’da Tamilleri savunduğunu iddia ederken, USP, NSSP ve Öncü Sosyalist Parti (FSP)ile ortak bir aday listesi ya da bu iki partiyle bir sandalye düzenlemesi üzerinden bir “alternatif sol güç” oluşturmaya çalışıp başarısız olduğu Colombo’da farklı bir siyasi ezgi söylüyordu.

USP’nin FSP ile yaptığı tartışmalar, bu örgüt, Tamil azınlığa verilecek her türlü ödüne her zaman derinlemesine düşman olan JVP’den kısa süre önce kopmuş olduğu için önemli. FSP’nin önderleri, JVP’nin toplulukçu politikalarını reddetmek şöyle dursun, JVP’nin 1980’lerin sonlarında Hindistan-Sri Lanka Anlaşması’na karşı sürdürdüğü şovenist kampanya ve onun kanlı eylemleri sırasındaki rolleriyle övünüyorlar. Görüşmeler USP’nin “kendi kaderini tayin hakkı”na desteği üzerine çökmekle birlikte, USP’nin Colombo’da Sinhala toplulukçuluğuna uyarlanmasını göstermeye başlamıştı.

İşçiler ve gençlik, “bir alternatif sol gücün” Syriza biçiminde kısa süre önce Yunan ve Avrupa işçi sınıfına tarihsel bir ihanet gerçekleştirdiği Yunanistan’da olup bitenlerden ciddi siyasi dersler çıkarmak zorunda. Ocak ayında kemer sıkma politikasına karşı vaatler üzerinden seçilen Syriza hükümeti, verdiği sözleri hızla unuttu, geçtiğimiz ayki referandumda çıkan ezici “hayır” oyunu tanımadı ve Avrupa Birliği ile uluslararası mali sermayenin acımasız anlaşmalarını işçi sınıfına dayatıyor. Bu ihanet, her yerdeki işçilere, iktidardaki sahte solun ne yapacağı konusunda bir uyarıdır.

USP, Syriza’nın seçimleri kazanmasını selamladı, onun kardeş partisi, CWI’ın Yunanistan şubesi Xeknima da Syriza hükümetinin arkasında toplandı. İç politika, her durumda dış politikayı izler. USP’nin Syriza’ya olan coşkulu desteği, onun Sri Lanka’da en az o kadar haince bir rol oynayacağı konusunda işçilere yönelik bir uyarıdır.

Sri Lanka’daki sahte sol, dünyanın dört bir yanındaki ortakları gibi, işçi sınıfına ve ezilenlere dayanmamakta; üst orta sınıfın ayrıcalıklı kesimlerinin çıkarlarını temsil etmektedir. USP ve NSSP, burjuvazinin rakip hizipleriyle otuz yıldan uzun süren acınası manevralar yoluyla, ülkenin ekonomik krizinin yükünü emekçilere yıkmaya kararlı olan Colombo’daki siyaset kurumuna uyarlanmıştır.

Yunanistan’daki olaylar, jeo-politik gerilimleri körükleyen, savaş tehlikesini arttıran ve her ülkede işçi sınıfı ile kent ve kır yoksullarının yaşam koşullarına ve demokratik haklarına yönelik derinleşen saldırıyı harekete geçiren küresel ekonomik çöküşün hızla kötüleştiğine işaret ediyor. SEP, Sri Lanka seçimlerine, egemen sınıfların bütün hiziplerinden ve onların sahte sol savunucularından bağımsız olarak, bir işçi köylü hükümeti ve sosyalist politikalar uğruna mücadelede işçi sınıfını eğitmek ve harekete geçirmek için katılıyor.

İşçilerin ve gençlerin seçim bildirgemizi dikkatle incelemesini, kampanyamızı aktif şekilde desteklemesini ve bizim sosyalist enternasyonalist perspektifimize olan desteklerini göstermek için adaylarımıza oy vermesini istiyoruz. En önemlisi, sizleri SEP’in saflarına katılmaya ve onu, kaçınılmaz olarak patlayacak olan mücadeleler için gerekli devrimci önderlik olarak inşa etmeye çağırıyoruz.

14 Ağustos 2015

İngilizce özgün metin