Tayland İşçi Sınıfı Yeni Bir Darbe Tehlikesiyle Karşı Karşıya

Tayland'daki siyasi kriz kolay kolay durulmayacak gibi görünüyor. Marksist bir önderlikten yoksun bulunan işçi sınıfı söz konusu burjuva önderliklere doğrudan doğruya ya da küçük burjuva önderlikler eliyle dolaylı yoldan yedekleniyor. Sınıfın bir kesimi bir takım ekonomik açılımlara dayanarak küreselleşmeci HGP'ye destek vermişken diğer kesimi “demokrasi yanlısı” olduğunu düşündüğü ulusalcı, seçkinci PAD'a destek veriyor. Güney eyaletlerinde ise radikal İslamcı militanlara yoğun bir destek var.
Ekonomik kriz ile yeni bir boyut kazanan egemen sınıf içindeki çatışma artık ülke içindeki hiçbir sınıfı mevcut şartlar içinde yaşayamayacak hale getirmiş ve işçi sınıfı için eşsiz bir fırsat yaratmıştır ama işçi sınıfı bu döneme ne yazık ki Marksist bir önderlikten yoksun olarak girmiştir. Ulusal kalkınmacı ekonomi politikası ile IMF'nin dayattığı küreselleşmeci ekonomi politikasının bugüne kadar bir arada uygulanması ülkeyi çeşitli ekonomik ve siyasal krizlere sürüklüyordu. Örneğin bu çelişki 1997 yılında Tayland'da büyük bir krize neden olurken kriz ulusal sınırlar içinde kalmamış Asya Ekonomik Krizi olarak adlandırılan büyük krizin nedenlerinden birisi olmuştu. Çünkü her iki ekonomi politikası egemen sınıfın iki farklı kesimini temsil ediyordu. Şimdiki ekonomik kriz ise iki politikanın artık bir arada yürütülemeyecek duruma gelinmesine neden oldu ve egemen sınıfın her iki kanadı arasında azgınca bir mücadeleyi başlattı.
2006 yılında ulusalcı ve sözde “demokrasi yanlısı” PAD'ın da aktif katılımıyla düzenlenen darbe HGP hükümetini görevden uzaklaştırmıştı. Ancak iç ve dış konjonktürün işleyişi tekrar seçimler yapılmasına neden olmuş ve HGP tekrar hükümetini kurmuştu. Ama eski başbakan Taksin Şinavatra ülkeye geri dönememiş hükümeti perde arkasından yönetmişti. 2008'de ekonomik krizin de şiddetlenmesiyle birlikte tekrar direnişe geçen PAD, Aralık ayına kadar düzenlediği eylemlerle hayatı felç etmiş en sonunda Anayasa Mahkemesi kararıyla HGP'yi ve onun iki iktidar ortağını “seçimlere hile karıştırmak” gerekçesiyle kapatmıştı. Bu dönemden itibaren taraflar yer değiştirmişti.
Bu defa muhalefet konumuna düşen Şinavatra yanlıları sık sık kitlesel gösteriler düzenleyip devletin kolluk güçleriyle çatışmalar yaşamışlardı. 8 Nisan'da ise Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) toplantısını bahane eden Şinavatra yanlıları binlerce kişinin katıldığı dev bir gösteri örgütlediler ve ASEAN zirvesinin yapılmasını engellemeyi başardılar. PAD'ın birkaç ay önce uyguladığı hayatı felç etme politikasını bu kez Şinavatra yanlıları uyguluyordu. Taksin Şinavatra'nın bu olanları bir “devrim” olarak selamlaması ve şimdiki Başbakan Abhisit Vejjajiva'nın parlamentoyu feshetmeyeceğini açıklaması ve olağanüstü hal ilan etmesi çelişkiyi iyice arttırdı. Geçtiğimiz günlerde ise binlerce kişinin katıldığı dev bir gösteri düzenlendi ve beklendiği gibi polisle bir çatışma yaşandı. 1 kişi öldü ve 101 kişi yaralandı.
Şu an Tayland'da olaysız bir gün geçmezken ülke adım adım bir darbeye doğru gidiyor. Genelkurmayın da sık sık gerektiğinde duruma el koyacağını belirtmesi bunun en açık göstergesi. Egemen sınıfın bir o kanadına bir bu kanadına yedeklenen işçi sınıfı ise en sonunda bu kaosun durması için ya darbeyi destekleyecek ya da en azından darbeye karşı sessiz kalacaktır. Oysa şu an Tayland'da devrimci Marksist bir önderlik olsaydı bu kapışmada taraf olmaktan yorulmaya başlayan işçi sınıfı darbeci saflara değil devrimci saflara kaymaya başlayacaktı. Aralık ayında yazdığımız şu satırlar hala geçerliliğini koruyor ve kapitalizm yıkılana kadar da geçerliliğini koruyacaktır:
Bütün bu gelişmeler, Tayland’ın bir devrime gebe olduğunun göstergeleridir. Lenin'in deyişiyle devrim için sadece sömürülen sınıfın mevcut şartlar içinde yaşayamaz hale gelmesi yetmez, egemen sınıfın da yaşayamaz hale gelmesi gerekir. Bugün, ne işçi sınıfı ne de burjuvazinin her iki kanadı mevcut şartlar içinde yaşayabilmektedir.
Fakat devrimci bir önderliğin olmadığı koşullarda bu kriz bir işçi devriminin zaferiyle sonuçlanmayacaktır. Tayland işçi sınıfı Marksist bir önderlikten yoksundur. Hiçbir zaman da böyle bir önderliğe sahip olmadı. Stalinist Tayland Komünist Partisi işçi sınıfı eylemlerini yalıtmaktan, Çin'in güdümünde hareket etmekten, egemen sınıfın içindeki mücadelelere taraf olmaktan, güneyde ise küçük burjuva hareketleri desteklemekten başka bir şey yapmadı. İşçi sınıfının belirli bir kesimi, artık siyaset sahnesinden büyük ölçüde çekilmiş olan bu partinin ardılı olan gruplaşmalar eliyle sözde “anti-kapitalist” hareketlere yedeklenmiş durumda.
Güney eyaletlerinde ise radikal İslamcı hareketler işçi sınıfı üzerinde azımsanmayacak bir etkiye sahip. Ancak bu hareketlerin çıkış temelinin sadece dini bir sorun değil, aynı zamanda ulusal kimlik sorunu da olduğunu hatırlamakta yarar var. Radikal İslamcı Hareketlerin söz konusu soruna çözüm getirebilecek bir perspektifleri olmadığını ve bu sorunun sadece sürekli devrim temelinde; sosyalist devrimin bir yan ürünü olarak işçi sınıfı tarafından çözülebileceğini biliyoruz.
Bugün için Marksist bir önderlikten yoksun olan Tayland işçi sınıfının gelecekteki alt üst oluşlara karşı yapabileceği en iyi hazırlığın Sosyalist Devrimin Dünya Partisini’nin örgütlenmesine katılması ve 4. Enternasyonal’in mücadele bayrağını Tayland’da da yükseltmesi olduğunu vurgulayalım.

Dipnotlar

1.Tayland'da “Sivil” Darbe: İktidar Partileri Kapatıldı – Eren Atıcı 23 Aralık 2008 -  http://www.toplumsalesitlik.org/tr/asya/taylandda-sivil-darbe-iktidar-partileri-kapatildi