Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler devam ediyor
Tayland hükümeti ile seçilmemiş bir “halk meclisi”nin oluşmasına imkan tanınması için Başbakan Yingluck Shinawatra’nın istifasını talep eden göstericiler arasındaki gergin açmaz devam ediyor. Kral tarafından atanan, sağcı kralcılar ile eski subayların egemenliğinde olan ve ordu tarafından desteklenen böyle bir kurum (halk meclisi), ismi ne olursa olsun, bir askeri cunta olacaktır.
Yingluck, hükümet karşıtı gösterileri destekleyen muhalefetteki Demokrat Parti’li parlamenterlerin toplu halde istifasının ardından, Pazartesi günü avam kamarasını feshetti ve erken seçim çağrısında bulundu. Gösterileri, eski Demokrat Partili başkan yardımcısı Suthep Thaugsuban’ın önderlik ettiği ve kendini Halkın Demokratik Reform Komitesi (PDRC) olarak adlandıran hareket örgütlüyor.
Suthep, resmi olarak 2 Şubat’ta yapılması planlanan yeni seçimleri reddetti ve Yingluck’un geçici başbakan olarak istifasını talep etti. O itaat etmeyi reddetti. İktidardaki Puea Thai partisi ve onun müttefikleri, 2011 seçimlerini oyların büyük çoğunluğunu alarak kazanmıştı ve Şubat ayında da muhtemelen kazanacaklar. 
Suthep, PDRC adına hükümet yetkililerine ve polise talimat vermeye başladı. Bugüne kadar bunların hiçbiri uygulanmadı ama devlet bürokrasisinin, polisin ve ordunun üst tabakalarında ve aynı zamanda monarşinin içinde, hiç kuşkusuz, muhalif göstericilere sempati söz konusu. 
Bu geleneksel Bangkok seçkinleri Puea Thai’ye, Yingluck’a ve onun 2006’da askeri darbeyle devrilmiş olan kardeşi eski başbakan Thaksin Shinawatra’ya keskin biçimde düşmanlar. Bir iletişim-haberleşme sektörü milyarderi ve sağcı bir popülist olan Thaskin, görevdeyken, bir dizi hükümet yardımıyla kuzey ve kuzey doğu kırsalında taban oluşturmuştu.  
Çarşamba günü, Suthep, ülkenin güvenlik amirleriyle, kendi “halk meclisi” talebi üzerine bir toplantı yapma talebinde bulundu. Başlangıçta, ordu komutanı Prayuth Chan-ocha, Suthep’in talebini geri çevirmiş görünüyordu. Bununla birlikte, silahlı kuvvetler, dün geç saatlerde, tarafsızlığını ileri sürerken, "Tayland için bir çıkış yolu bulmak amacıyla" Cumartesi günü düzenlenecek olan ve üst düzey subayların katılacağı bir seminere PDRC liderini de davet eden bir bildiri yayınladı.
Suthep ve PRDC, en baştan beri, 2006 yılındaki gibi bir askeri müdahaleye zemin oluşturacak bir siyasi kriz ortamı yaratmaya çabalıyor. O askeri darbeyi, birbiri ardına gelen siyasi çalkantılar izlemişti. Egemen seçkinlerin Thaskin yanlısı ve karşıtı hizipleri arasındaki çatışmada, ekonomi politikalarının denetimi ve siyasi ayrıcalıklar konularında keskin farklılıklar söz konusudur.
Şimdiki protestolar, Yingluck hükümetinin 2004 yılından bu yana siyasi çatışmalara dahil olan herkesi bağışlayacak bir af yasası çıkarmaya çalışmasının ardından başladı ki bu, Thaskin’in özgür bir insan olarak Tayland’a dönmesini sağlayacak bir hamleydi. Yasa, ayrıca, 2010 yılında Thaksin yanlısı (kırmızı gömlekli) protestocuların ağır silahlı birlikler tarafından acımasızca bastırılmasından sorumlu Demokrat Partili önderlere ve askeri yetkililere de af getirecekti. O gösterilerde en az 90 kişi ölmüş, 1.500 kişi yaralanmıştı.
Muhalefet, Senato’da reddedilmiş olan af yasasına karşı. Shinawatraların siyasi sistemden tasfiyesini talep eden hükümet karşıtı gösteriler bir aydan fazladır devam ediyor. Pazartesi günkü gösteriye 150.000 kişinin katıldığı tahmin ediliyor ki bu, gösterilerin başladığı günden bu yana düzenlenenlerin en büyüğüydü. 
Demokrat Parti, Şubat ayındaki seçime katılıp katılmayacağı ya da Suthep’le aynı çizgiye geçip boykot çağrısı yapıp yapmayacağı konusunda henüz açıklama yapmadı. Dün, 2010’daki baskılar sırasında başbakan olan Demokrat Partili lider Abhisit Vejjajiva, resmen cinayetten suçlandı. Abhisit mahkemeye çıkarken, aynı şekilde suçlanan Suthep mahkemede yoktu. Suthep, 2010’da başbakan yardımcısıydı ve güvenlikten sorumlu bakan olarak, bu kan banyosundan doğrudan sorumluydu.
İş çevrelerinde, uzatmalı bir siyasi kriz konusunda derin kaygılar var. Asya Kalkınma Bankası, Çarşamba günü, diğer şeylerin yanı sıra daralan ihracata ve hükümetin yatırım projelerinde siyasi azmazdan kaynaklanan ertelemelere atıfta bulunarak, Tayland’ın 2013 yılı için beklenen büyüme oranını yüzde 3,8’den 2,9’a düşürdü.
Moody’s Yatırımcılar Servisi’nin dün yayımlanan bir raporu, Demokrat Parti’nin 2 Şubat seçimlerine katılacağına ya da boykot edeceğine ilişkin hala bir açıklama yapmadığını belirtti. O, herhangi bir seçimi huzursuzluğun izleyeceğini öngörerek, krizi "kredi negatif" olarak puanlandırdı. Rapor "Tayland, sürekli hükümet karşıtı protestolarla karşı karşıya kalacak; çünkü göstericiler, karşıtlarının çoğunluk egemenliğine dayalı bir demokratik sistemi kabul etmiyor” diyor.
Çoğu şey ordunun ne yapacağına bağlı. Tayland ordusu uzun bir askeri darbe geçmişine sahip. Ordu 2006’da sadece Thaskin’i devirmemiş; aynı zamanda sonraki bütün siyasi çalkantılarda önemli bir rol oynamıştı. O, 2008’de Demokratlar liderliğindeki hükümetin kurulmasını yönetti ve 2010’da “Kırmızı Tişörtlüler”i ezdiler. Ordunun önderleri, 2011’deki siyasi çalkantıya son verme pazarlığının bir parçasıydılar (Yingluck’un göreve başlamasına izin verme karşılığında, onun hükümeti ordunun ve monarşinin çıkarlarına saygı gösterecekti).
Bu anlaşmayı motive eden şey, her iki hizbin, 2010’nun kanlı olaylarının öfkelendirdiği “Kırmızı Tişört” yanlıları içindeki derin öfkenin Puea Thai’nin denetimi dışına çıkacağı ve Taylan toplumunu karakterize eden derin sosyal eşitsizliğe meydan okuyacak bir siyasi hareket haline geleceği korkusuydu. 
Ordunun mevcut duruma müdahale etmedeki isteksizliğinin ardında da aynı korku yatmaktadır. İngiltere’de yayımlanan Economist dergisinde bugün çıkan bir makale, “Kırmızı Tişörtlüler”in demokratik yollarla seçilmiş hükümeti savunmadaki kararlılığına değiniyor: “Bayan Yingluck’un devrilmesi durumunda, Bay Suthep’in başkentteki ve güneydeki başkaldırısına karşı dengeleyici bir unsur olarak, hükümeti kırmızı tişörtlülerin kuzeydeki ve kuzeydoğudaki merkezine taşıma planları var. Bu, ülkenin iki parçası arasındaki keskin bölünmeleri kemikleştirecektir ki kimileri, bu bölünmelerin Tayland’ı artık fiilen yönetilemez kıldığını öne sürüyor.”
Bu, coğrafi olmaktan çok, egemen sınıfı endişelendiren sınıfsal bir bölünmedir. Thaskin işçi sınıfı ve kır yoksulları arasındaki derin öfkeden ve düşmanlıktan yararlanabildi. Fakat bu toplum kesimleri patlarsa; böyle bir hareket, hızla Thaskin’in güçsüz popülizminin ötesine geçebilir ve 2010’da gerçekleşmeye başladığı gibi, kendi demokratik haklar ve uygun yaşam koşulları taleplerini yükseltebilirler.
13 Aralık 2012