Tayland'da Muhalefetin İsyanı Bastırıldı

Tayland'da Aralık 2008'de ordunun muhtırası ve yargı darbesiyle iktidar partileri kapatılmış bürokrasinin temsilcisi ve monarşi yanlıları bu darbeyle iktidara oturmuştu. Bu gelişmelerin ardından, küreselleşmeci politikalara ağırlık veren eski iktidar, muhalefet durumuna düşmüştü.
O günden bu yana Tayland'da burjuva kesimler arasındaki mücadele bitmek bir yana iyice keskinleşti. Özellikle Mart ayından itibaren muhalefetin gösterileri artış göstermeye ve arkasındaki kitle de büyümeye başlamıştı. Özellikle de kırmızı gömlekler adı verilen muhalefet yanlısı grup eylemlerde başı çekiyordu.
Nisan ayının ortasından itibaren çatışmalara dönüşen eylemler Mayıs ayının ortasına geldiğimizde neredeyse bir isyana dönüştü, sokaklara barikatlar kuran eylemciler çatışmalara hazırlanmaya başladılar ve 14 Mayıs'ta ordu tarafından operasyon düzenlendi. 3 gün boyunca süren çatışmaların sonucunda yaklaşık 40 kişi hayatını kaybetti, 250'den fazla insan yaralandı ve Kırmızı Gömleklerin liderleri teslim olma kararı aldı. Ortaya çıkan son durum işçi sınıfı açısından zorlu bir dönemin habercisidir.
Yolunu Kaybeden İşçi Sınıfı
Tayland'da iktidarın darbe ile el değiştirmesinin ardından yaşanan süreçte o güne kadar farklı burjuva partilerin peşine takılan küçük burjuva solu, artık büyük çoğunlukla muhalefetin arkasında hizaya geçmişti. Bunun gerekçesi ise “monarşiye ve darbeye karşı mücadeleydi.” Gerek küçük burjuva solunun bu desteği, gerekse muhalefetin kendisini yoksul kitlelerin temsilcisiymiş gibi gösterme çabaları, son aylardaki hükümet politikalarından ve onun yetersizliklerinden huzursuz, darbeye karşı tepkili olan, kendi partisinden yoksun işçi sınıfının ve köylü kesimlerinin önemli bir kısmının burjuva muhalefete yedeklenmesiyle sonuçlandı.
Burjuva muhalefet, elbette doğrudan işçi sınıfının içinde örgütlenmedi ve onu sokağa dökmedi. İşçi sınıfının dolaylı desteğine sahip olan muhalefet, kadrolarını, yan örgütlerini ve kendisini destekleyen “sol” oluşumları sokağa sürdü. Yine de işçi sınıfının bir kesiminin dolaylı da olsa verdiği destek onun bilinç düzeyi olarak ne kadar geride olduğunun ve bağımsız bir rol oynayamayacak durumda olduğunun göstergesi. Öte yandan bu dolaylı destek yarın burjuva partilerinin saflarında dövüşmeye dönüşebilir.
Kendi partisinden yoksun işçi sınıfı, burjuva ve küçük burjuva partilerinin ardında saf tutarken kendi politik ve ekonomik çıkarlarını savunamaz ve taleplerini ortaya koyup, onun için mücadele edemez. Küçük burjuva solu, sınıfsal yapısı gereği zaten ne bağımsız bir rol oynayacak durumda, ne de işçi sınıfına önderlik edebilecek durumda. İşçi sınıfının önderliğini almayı başarsa bile, kendi bakış açısını ve taktiklerini işçi sınıfına benimseterek onu yolundan saptırtmaktan başka bir şey yapması mümkün değil.
Tayland da öyle de oldu. Burjuva muhalefet, kendisini ezilenlerin, emekçilerin ve köylülerin partisi olarak pazarlarken, küçük burjuva solu bunun gerçek olmadığını haykırmadı, aynı partinin iktidar dönemini de hiç yaşanmamış gibi yok saydı. Çatışmaların sınıf diyalektiğini açıklamak yerine konuyu bir “hak ve özgürlük” meselesi olarak ele aldı, bunun da ötesinde aşamalı bir devrim anlayışıyla “önce darbe tehlikesini püskürtmek ve monarşiyi yıkmak” yoluna saptı, işçi sınıfının da aynı yola girmesi için çalıştı. (Burjuva muhalefete destek sadece Tayland değil, Türkiye de dahil olmak üzere dünyadaki pek çok “sol” yapıdan da geliyor.) Bugün Tayland'da burjuva ve küçük burjuva muhalefet darbeye karşı mücadele ediyor olabilir, fakat unutulmamalı ki bugün muhalefette olan burjuva partileri kendi iktidarları dönemlerinde daha fazla sermayeyi ülkeye çekebilmek, işçi sınıfının hayat şartlarını daha da aşağı çekebilmek için mücadele ediyordu. Onlar, elbette, işçi sınıfının hayat şartlarının düzeltilmesi konusunda bir program sunmuyorlar, sınıfsal yapıları gereği sunamazlar da. Dahası, küçük burjuva solunun hayallerine rağmen monarşinin kaldırılması da onların programlarında yer almıyor.
Yeni Bir Dönem
İsyanın bastırılması ile birlikte, Tayland’da ne olacağının kestirilmesi zor bir dönem başlıyor. Muhalefetin -şimdilik- geri çekilmesi ile birlikte hükümet saldırılarını bu kez işçi sınıfına yoğunlaştıracak; sınırlı demokratik haklara yeni saldırılar, ücretlerin düşürülmesi, sendikasızlaştırma, güvencesiz çalışma koşullarının arttırılması eklenecek.
Hali hazırda zaten milyonlarca Taylandlı işçi güvencesiz çalışıyor, herhangi bir sendikaya ve örgüte zaten üye değil, son derece düşük ücretlerle geçinmeye çalışıyor, binlercesi de fuhuş ve suç batağına saplanmış durumda. Neredeyse her 10 kadından birisi fahişelikle geçiniyor ve buna çok küçük yaştan itibaren başlamak zorunda bırakılıyor; ülkede, adım başı bir genelev veya seks barı bulunuyor. Hatta bunların kapısında devletin askerleri güvenliği sağlıyor.
Kısacası işçi sınıfının belirli kesimi muhalefetin destekçisi durumuna gelmiş olsa da hala önemli bir çoğunluğu apolitik durumda ve yeni saldırılara karşı savunmasız.
Öte yandan muhalefet de boş durmayacak ve yeniden ayaklanmaya ve işçi sınıfını kendi peşine takmaya çalışacaktır. Halbuki darbe püskürtülse, hatta monarşi yıkılsa bile işçi sınıfının yaşam ve çalışma standartlarında bir yükselme yaşanması mümkün görünmüyor. Yeni hükümet de ülkeyi uluslararası sermaye için dikensiz gül bahçesine çevirmeye çalışacaktır. Bu, tarihteki deneyimlerle de sabit.
Yani, muhalefetin geri çekilmesi ve işçi sınıfının içinde bulunduğu şartlar daha ağırlaşabilir, öte yandan da muhalefetin iktidara gelmesi de aynı durumu yaşatacaktır. Kısacası işçi sınıfı ne sessiz kalarak ne de taraf seçerek bu durumdan kurtulabilir. Önümüzdeki dönem yeni çatışmalara ve işçi sınıfı açısından önemli fırsatlara gebe.
Tayland'ın İçinde Bulunduğu Durumun Nedenleri
Tayland bir bakıma Türkiye ile benzerlikler taşıyor. Burjuvazinin ulusalcı kesimi ile asker-sivil bürokrasi bir yanda, küreselleşmeci politikalar izleyen burjuva kanat bir yanda, güneyde ise ayrılık ya da en azından kendi bölgesinde özerklik peşinde olan hareketler başka bir yanda.
Fakat Türkiye'de Uluslararası mali sermayenin politikalarını uygulayan ve ulusal ekonomiyi uluslararası ekonomiye entegre eden AKP, asker-sivil bürokrasinin önemli bölümünü tasfiyeye girişirken bir bölümünü de yanına çekmeyi başardı. Tayland'da ise bu olmadığı gibi, asker bürokrasi burjuvazinin ulusalcı kanadının ve siyasi temsilcilerinin desteğinde bir darbeyle iktidarı ele geçirdi.
Peki, bu farkın nedeni ne? Aslında bütün 20. yüzyıl tarihi boyunca yaşanan gelişmeler buna bir cevap: Türkiye, 1940'lı yıllardan beri emperyalistlerle stratejik bir ortaklık oluştururken, aynı zamanda yabancı sermayenin bu topraklara yerleşmesine izin verdi. Zaten Türk burjuvası en başından beri komprador bir nitelik taşıyordu; o, kendi iç dinamikleriyle gelişmedi. 1980'den itibarense uluslararası kapitalist ekonomi ile bütünleşme, küreselleşmeye ayak uydurma süreci son sürat ilerlemeye başladı.
Tayland'daysa burjuvazi tarihi boyunca hem batı etkisiyle ortaya çıkmış olmanın bir sonucu olarak dışa açık politikalar, hem de batı ile sermaye akışının ve ekonomik birliğinin belirli bir döneme kadar görece yavaş gelişmesinin bir sonucu olarak ulusal kalkınmacı politikalar geliştirildi. Bu iki yönlü politika ile egemen sınıfın fraksiyonları arasındaki çatışmalar hep sonuçsuz kaldı. Tayland, darbeler ülkesi olarak anıldı. Böylece egemen sınıfın her iki kanadı da birbirine üstünlük sağlayamadan bugüne kadar geldi.
Bir başka farklılık ise Türkiye'de ordunun kendisini kapitalist bir kuruma dönüştürmüş; üst düzey subayların OYAK sayesinde küresel sermaye ile faaliyet gösteren kapitalistler konumuna gelmiş olmalarıdır. Türk genelkurmayının AKP'nin politikalarını onaylar hale gelmesinin ekonomik temeli budur.
Tayland'da ise bu söz konusu olmadı ve her dışa açılma girişimi, eskiden Türkiye’de olduğu gibi, bürokrasiyi tehdit eder göründü. Tayland'ın tarihindeki bu farklılık onun Türkiye gibi krizi görece daha hafif atlatmasını engelledi ve günümüzde yaşanan kapışma patladı. Öte yandan, Çin ve Vietnam'ın uluslararası sermaye için her bakımdan daha uygun olması yabancı sermayeyi bu ülkeden kaçırmış ve burjuvazinin bir kanadını güçsüz düşürerek darbenin önünü açmıştır.
Ne Yapmalı?
Tayland, yeni çatışmalara, hatta bir iç savaşa gebe. Egemen sınıfının her iki kanadı da bu çatışma da işçi sınıfına –o en azından bağımsız bir tavır almadığı müddetçe- küçük de olsa tavizler verebilirler. Fakat işçi sınıfının kendi partisini oluşturmadığı sürece bağımsız davranamaz.
İşçi sınıfının kendi sınıf partisini, Marksist bir program temelinde oluşturması, muhalefetin kuyruğunda küçük burjuva solundan ve burjuva partilerinden koparak sınıf mücadelesine atılması büyük önem arz ediyor. Bir başka önemli husus da güneydeki Müslüman işçilerle Taylandlı işçilerin birliğinin sağlanmasıdır. Bu olmadığı takdirde Tayland işçi sınıfı hareketindeki bölünmüşlükle birlikte yoğun emek sömürüsü de devam edecektir.