Tayland’da “sivil” darbe: İktidar Partileri Kapatıldı

Küresel ekonomik krizin, siyasal krizlere dönüşmeye başladığı şu günlerde Yunanistan'dan sonra bir başka siyasal kriz haberi de Tayland'dan geldi. İç dinamikleriyle ve yaşadığı siyasal krizle Türkiye'ye çok benzeyen bu ülkede, geçtiğimiz günlerde, Anayasa Mahkemesi, iktidardaki Halkın Gücü Partisi (HGP) ile onun diğer 5 iktidar ortağından ikisi olan Chart Tha Partisi’ni (CTP) ve Matchima Thipataya Partisi’ni (MTP) kapattı. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi bir yanda kapatma davasıyla karşılaşan, çeşitli yolsuzluklara karışan, küreselleşmeci politikalar izleyen işçi düşmanı ama küçük mülk sahipleriyle işçi sınıfının belirli bir kesiminden destek gören iktidar partisi (HGP), diğer yanda demokrasi kisvesine bürünmüş ama darbe çığırtkanlığı yapan, ulusalcı burjuvazinin ve bürokrat kesimin temsilcisi, baskı yolu ile Anayasa Mahkemesi’nden istediği kararı çıkartmayı başaran, bizdeki “Cumhuriyet Mitingleri”ne benzer mitinglerde başı çeken, işçi düşmanı Halkın Demokrasi İttifakı (PAD) adlı parti, bir yanda da güneydeki ayrılıkçı, burjuva, müslüman güçler…
Askeri Darbeden Anayasal Darbeye
2006 yılında Krallık yönetiminin de desteklediği ve PAD'ın aktif biçimde katıldığı darbenin ardından HGP lideri ve Başbakan Taksin Şinavatra iktidardan uzaklaştırılmış ve kendisi o sırada yurtdışında olduğu için ülkeye dönememişti. 2007 yılında ise cuntanın seçimlere izin vermesiyle beraber HGP seçimden tekrar zaferle çıkmış ama 6 partili bir koalisyon hükümeti kurulmuştu. Böylece cunta kesin bir yenilgiye uğruyordu ama pes etmeye niyeti yoktu.
İçten içe yeni bir muhalafet hazırlıkları yürüten PAD ve cuntacılar, yükselen ekonomik krizle birlikte tekrar direnişe geçtiler ve yaklaşık 6 ay önce eylemlere başladılar. Ağustos ayında Başbakanlık ofisini işgal eden göstericiler bu kurumun işlerliğini büyük ölçüde azattılar; öyle ki, bu kurum faaliyetlerini havalimanlarının VIP salonlarında yürütmek zorunda kaldı. Eylemlerin gerekçesi ise HGP'nin Taksin Şinavatra'yı tekrar geri getireceği ve 2007 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarıydı. Halbuki PAD, seçimlerden sonra birkaç ay boyunca ekonomik kriz bütün dünyada patlak verinceye kadar böyle bir iddiada bulunmuyordu.
21 Kasım'da Başbakanlık binasını işgal eden eylemcilere kimliği belirsiz kişilerce bombalı saldırılarda bulunulması sonucunda 1 kişi hayatını kaybetti 23 kişi yaralandı. Bu tarihten sonra iki burjuva kesim arasındaki mücadele hızla şiddetlendi. Muhalefet, saldırının hükümet tarafından tezgahlandığını söylüyor, hükümet ise bu iddiayı reddediyordu.
İki burjuva parti arasındaki politik mücadele gittikçe şiddetlenirken ekonomik kriz de iyiden iyiye etkisini gösteriyordu, örneğin aynı dönemlerde ABD'li General Motors Tayland'daki 100.000 araç üreten fabrikasını iki aylığına kapattı ve 238 işçinin işine son verilmesi kararı aldı. Ekonomik krizin bu ülkedeki etkilerine ileride değineceğiz. Ancak bu noktada, krizin doğrudan bir sonucu olarak işçi sınıfı ve kırdaki küçük mülk sahiplerinin siyasete daha aktif olarak katılmalarını sağladığını söyleyebiliriz. Fakat dünyadaki diğer örneklerde olduğu gibi işçi sınıfının, kendi devrimci önderliğine sahip olmadığı koşullarda Tayland’da da burjuva siyesetinin herhangi bir kanadının peşine takıldığını görüyoruz.
Yukarıda sözünü ettiğimiz bombalı saldırıdan sonra muhalefet, buna cevap vereceklerini açıklamıştı. Nitekim 24 Kasımda başkent Bangkok'da onbinlerce kişinin katıldığı bir miting düzenlendi. Alana eski başbakan Taksin Şinavatra'nın resmine basarak giren kitle büyük bir gösteri düzenledikten sonra 30.000 kişilik bir kalabalık ellerinde -demir çubuklar da dahil- çeşitli aletlerle Meclisi basıp işgal ettiler; parlamento oturumları, durum normalleşene kadar ertelendi.
Ertesi gün ise havaalanındaki hükümetin geçici merkezi önünde toplanan binlerce muhalefet yanlısı gösterici hükümeti protesto etti ve havaalanına giden bütün yolları trafiğe kapattı. Aynı gün, göstericiler arasında bulunan iki güvenlik görevlisi, hükümet yanlısı göstericilere 6 el ateş etti. İki gün içerisinde sokağa dökülen kalabalığın sayısı 200.000'e ulaştı ve kalabalık sonunda havalanını tamamen işgal ederek trafiğe kapattı. Kral bu süreçte PAD'a el altından destek vermeye devam ederken, PAD hükümetin istifa etmesi gerektiğini tekrar vurgulayarak hükümetin Krala saygısızca hareketlerde bulunduğunu belirtti. Yine aynı dönemde Bangkok'daki ikinci havaalanı da işgal edildi. Hükümet her iki havalanında da olağanüstü hal ilan etti.
26 Kasımda ordu, hükümete muhtıra verdi: Ülke acilen seçime gitmeli ve ortamı daha fazla “germemeliydi.” Fakat asıl niyetini gizleyen Genelkurmay Başkanı “darbe çare olsaydı yapardım” diye eklemeyi de ihmal etmedi. Ertesi gün hükümet, askerlere kışlada kalmaları çağrısı yaptı. Yurtdışı gezisinden dönen başbakan Somchai Wongsawat başkentin 550 kilometre kuzeyindeki hükümetin kalesi olarak bilinen Chiang Mai şehrine inmek zorunda kaldı ve çalışmalarını burada sürdürmeye devam etti.
Bu arada ekonomik kriz de gittikçe derinleşiyor, ülkenin en çok gelir getiren sektörü olan turizm iflasın eşiğine doğru gidiyordu. Yine aynı günlerde pek çok Asya borsası bir süreliğine yükselişe geçerken Bangkok borsası eylemler dolayısıyla kapalı kalıyordu.
Her gün bir olayın yaşandığı ülkede 28 Kasım’a gelindiğinde muhalefet yanlısı bir televizyon kanalı olan ASTV'ye iki bombalı saldırı düzenlendi ve bir spiker yaralandı. Olayı araştırmak için gelen polis ise muhalefete bağlı güvenlik görevlileri tarafından içeri sokulmadı, bir güvenlik görevlisi gözaltına alındı, üstünden 6 adet tabanca mermisi çıktı. Muhalafet bu olaydan sonra Hükümeti suçlarken, Hükümet bu olayla hiçbir alakası olmadığını söyledi. Aynı gün Hükümet, göstericilerle görüşmeye davet etti ama göstericilerin liderleri hiçbir şekilde uzlaşmayacaklarını belirttiler. Hükümet ise gösterilerin barışçıl yollardan bastırılacağını taahhüt etti ancak bu da başarısızlığa uğradı. Muhalefetin direnişi yine kırılamadı.
Ertesi gün ise Muhalefet yanlılarına bir bombalı saldırı daha düzenlendi: Ağustos ayından beri işgal altında olan başbakanlık binasının yakınına düşen bomba 49 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yine aynı gün kimliği belirsiz bir grup muhalefet yanlısı bir televizyon kanalını bastı ve canlı yayında ateş açtı ama ölen ve yaralanan olmadı. Bir başka saldırı da havalanında gerçekleşti ve iki kişi yaralandı. Muhalefet bütün bu saldırılardan dolayı yine hükümeti suçlarken, hükümet bu iddiaları reddetti ama saldırıları düzenleyenler “yakalanamadı.”
1 Aralıkta ise kelimenin tam anlamıyla “dananın kuyruğu koptu”: Protestoculara havalanında düzenlenen saldırıda bir kişi hayatını kaybederken, Anayasa Mahkemesi, kararını açıkladı: HGP, CTP ve MTP seçimlerde hile yaptıkları gerekçesiyle kapatıldı, bu partilerin başta üst düzey yöneticileri olmak üzere pek çok üyesine 5 yıl siyaset yasağı getirildi. Bu kişiler arasında Başbakan Somchai Wongsawat da vardı. Bu karar üzerine PAD ve taraftarları kutlamalara başlarken HGP'den geriye kalanlar yeni bir parti kuracaklarını ve kalan üyeleriyle yollarına devam edeceklerini açıkladılar. Fakat HGP, şoku hala üzerinden atamamıştı ve bir süreliğine sessizliğe gömüldü. PAD ise başbakanlık binasındaki protestoları sona erdirdi. Havaalanındaki protestoların bitirilmesine karar verildi ve eylemciler yavaş yavaş evlerine dağıldılar. PAD, bütün ülkedeki hayatı felç ederek Anayasa Mahkemesi’ni baskı altına almayı başarmıştı. Silahlı saldırılara gelince kimine göre saldırıları hükümetin paramiliter güçleri düzenlemiş ama sonuç olarak muhalefetin ekmeğine yağ sürmüştü, kimine göreyse bunların hepsi PAD'ın birer komplusundan ibaretti ve başarıya ulaşmıştı.
Havaalanı 4 Aralıktan itibaren uçuşlara açıldı, ülkede hayat görece normale döndü ama “it dalaşı” henüz bitmemişti. Bu sefer kapatılan HGP ve ortakları fiili olarak muhalefet durumuna düşmüştü. Hızla geçici bir Hükümet kuruldu ve meclisi seçime götürmek için hazırlıklara başlandı. Bu sefer eski iktidar yanlıları sokaktaydı ve kitlesel eylemler düzenliyorlardı. Meclisin kendi içinde yapacağı Başbakanlık seçimlerinin, önce 8 veya 9 Aralıkta yapılması kararlaştırıldı ama daha sonra belirsiz bir tarihe ertelendi. Bunun üzerine seçimler üzerine yapılan tartışmalar hızla alevlendi. Kendisini demokrasi taraftarı olarak lanse eden PAD, seçimle işbaşına egelen hükümeti şüpheli bir mahkeme kararıyla düşürtmüş, darbe çığırtkanlığı yapmış, Kral yanlısı olduğunu ifade etmişti. Şimdi de seçimlerin halk tarafından ve eşit oyla yapılmasına karşı çıkıyordu. Bu haliyle, eskinin seçkin bürokrasisini ve “ulusal” burjuvaziyi en iyi şekilde korumaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu ki, adil bir seçim yapılırsa PAD seçimlerden yine yenilgiyle çıkabilirdi.
Bu sıralarda görece durgulaşan ortamda, 13 Aralık’ta ülkenin güneyindeki Müslümanlar’a ait Pattani ve Yala eyaletlerinden silahlı ve bombalı saldırı eylemleri geldi. Pattani'deki bombalı saldırıda bir polis öldü ve iki polis ile iki sivil yaralandı. Yala'da ise kimliği belirsiz kişiler, üç Müslüman köy güvenlik görevlisini öldürürken, üç kişiyi de yaraladı. Söz konusu eyaletler 100 yıldan uzun bir süredir Tayland tarafından ilhak edilmiş olup, radikal ayrılıkçı hareketlere ev sahipliği yapıyorlar. Görece durgunlaşan ortamda burjuva devlet ile burjuva ayrılıkça hareketler birbirleriyle hesaplaşma fırsatı yakalamışlar ve bunu değerlendirmişlerdi.
Aynı gün eski hükümet yanlılarından 80.000 kişi bir stadyumda büyük bir miting düzenleyerek eski başbakanın geri dönmesi çağrısında bulundular. Taksin Şinavatra’da bu mitinge video konferansıyla katıldı.
Sonraki gün ise Meclis yeni hükümetini seçti, bir başka muhalefet partisi olan Demokrat Parti 438 üyeli parlamentoda 234 oy aldı. Eski koalisyon partileri de taraf değiştirince, yeni hükümetin kurulmasının önünde engel kalmadı. Oylamadan hemen sonra eski hükümet taraftarlarından 200 kişi Meclis’i abluka altına aldı ama polisin direnişiyle karşılaştı. Kalabalık bunun üzerine milletvekillerin araçlarına taş ve sopalarla saldırdı.
Tayland'daki siyasi kriz kolay kolay durulmayacak gibi görünüyor. Marksist bir önderlikten yoksun bulunan işçi sınıfı söz konusu burjuva önderliklere doğrudan doğruya ya da küçük burjuva önderlikler eliyle dolaylı yoldan yedekleniyor. Sınıfın bir kesimi bir takım ekonomik açılımlara dayanarak küreselleşmeci HGP'ye destek vermişken diğer kesimi “demokrasi yanlısı” olduğunu düşündüğü ulusalcı, seçkinci PAD'a destek veriyor. Güney eyaletlerinde ise radikal islamcı militanlara yoğun bir destek var.
Ne Yapmalı?
Bütün bu gelişmeler, Tayland’ın bir devrime gebe olduğunun göstergeleridir. Lenin'in deyişiyle devrim için sadece sömürülen sınıfın mevcut şartlar içinde yaşayamaz hale gelmesi yetmez, egemen sınıfın da yaşayamaz hale gelmesi gerekir. Bugün, ne işçi sınıfı ne de burjuvazinin her iki kanadı mevcut şartlar içinde yaşayabilmektedir.
Fakat devrimci bir önderliğin olmadığı koşullarda bu kriz bir işçi devriminin zaferiyle sonuçlanmayacaktır. Tayland işçi sınıfı Marksist bir önderlikten yoksundur. Hiçbir zaman da böyle bir önderliğe sahip olmadı. Stalinist Tayland Komünist Partisi işçi sınıfı eylemlerini yalıtmaktan, Çin'in güdümünde hareket etmekten, egemen sınıfın içindeki mücadelelere taraf olmaktan, güneyde ise küçük burjuva hareketleri desteklemekten başka bir şey yapmadı. İşçi sınıfının belirli bir kesimi, artık siyaset sahnesinden büyük ölçüde çekilmiş olan bu partinin ardılı olan gruplaşmalar eliyle sözde “anti-kapitalist” hareketlere yedeklenmiş durumda.
Güney eyaletlerinde ise radikal islamcı hareketler işçi sınıfı üzerinde azımsanmayacak bir etkiye sahip. Ancak bu hareketlerin çıkış temelinin sadece dini bir sorun değil, aynı zamanda ulusal kimlik sorunu da olduğunu hatırlamakta yarar var. Radikal İslamcı Hareketlerin söz konusu soruna çözüm getirebilecek bir perspektifleri olmadığını ve bu sorunun sadece sürekli devrim temelinde; sosyalist devrimin bir yan ürünü olarak işçi sınıfı tarafından çözülebileceğini biliyoruz.
Bugün için Marksist bir önderlikten yoksun olan Tayland işçi sınıfının gelecekteki alt üst oluşlara karşı yapabileceği en iyi hazırlığın Sosyalist Devrimin Dünya Partisini’nin örgütlenmesine katılması ve 4. Enternasyonal’in mücadele bayrağını Tayland’da da yükseltmesi olduğunu vurgulayalım.