Tayland’daki askeri darbe
Tayland ordusu, dün adı konulmamış bir darbe gerçekleştirdi. Sabahın erken saatlerinde, askeri birlikler Bangkok’a yayılırken, ordu komutanı General Prayuth Chan-ocha, tüm ülkede sıkıyönetim ilan etti ve polis de dahil, ülkedeki tüm kolluk güçlerinin kontrolünü aldı.
Ordu, saçma bir şekilde, bunun bir “darbe değil”, yalnızca Bangkok’taki derin siyasi krizin ardından “düzeni korumak” için atılmış bir adım olduğunu açıkladı. Ordu komutanları hükümete danışmadılar, onun yüksek güvenlik komitesini dağıttılar, televizyon istasyonlarını ele geçirdiler; sansür, tutuklama, arama ve halka açık toplantıları yasaklama yetkilerini üstlendiler.
Kendisine hükümetin konumu sorulan General Prayuth, gazetecilere, “İyi de bu hükümet nerede?” esprisi yaptı. Üst düzey subayların önemli bir kesimi, aynı mahkemeler, devlet bürokrasisi ve monarşi gibi, Halkın Demokratik Reform Komitesi (HDRK) ile muhalefetteki Demokratik Parti tarafından düzenlenen hükümet karşıtı gösterilere ve seçimle gelmiş olan Pheu Thai hükümetinin görevden alınması talebine sempatiyle yaklaşıyordu. 
Sınırlı güce sahip olan hükümet ise, Pheu Thai’nin açıkça kazanmış olduğu Şubat ayındaki seçimlerin sonuçlarını iptal eden bir mahkeme kararının ardından emanetçi durumunda. Anayasa Mahkemesi, 7 Mayıs günü, Başbakan Yingluck Şinawatra ile dokuz bakanı, düzmece bir iktidarı kötüye kullanma suçlamasıyla görevden alan yargısal bir darbe gerçekleştirmişti. Hükümet, Senato ile yargıdan gelen ve ordunun daha önce davranıp iktidarı doğrudan almaması durumunda onu devirebilecek başka meydan okumalarla karşı karşıya.
Ordu, aynı Yingluck’un görevden alınmasını örtülü bir şekilde desteklediği gibi, bu darbeye de arka çıkıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, ordunun yaptığı şeyin bir darbe olmadığını ve sıkıyönetime “Tayland anayasasında izin verildiği”ni vurguladı. Gerçekte, General Prayuth, eylemini ordu tarafından hazırlanmış 2007 Anayasası’na değil ama Tayland’ın mutlak monarşi ile yönetildiği döneme ait pek bilinmeyen bir yasaya gönderme yaparak haklı gösterdi.
Ordu, planlarını, açıkça Washington’a danışarak yapmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Asya’dan Sorumlu Müsteşarı Daniel Russel, ülkedeki siyasi kriz konusunda “çok sayıda lider ve taraflar” ile görüşmek için, geçen ay Bangkok’taydı. Obama yönetimi, Tayland’ı, özellikle de onun ordusunu, Çin’e boyun eğdirmeyi ve askeri olarak kuşatmayı amaçlayan “Asya’ya dönüş”ün önemli bir bileşeni olarak görüyor. Pentagon, Tayland ordusu ile işbirliğini arttırmaya çalışıyor ve 1960’lı yıllarda Vietnam Savaşı sırasındaki yoğun ABD bombardımanlarında kullanmış olduğu Tayland hava üslerinden yararlanma peşinde koşuyor.
Dünkü darbe, Yingluck’un kardeşi Thaksin Shinawatra’yı 2006’da başbakanlıktan indiren askeri darbe ile başlamış olan sekiz yıllık siyasi istikrarsızlığın ardından gerçekleşti. Egemen seçkinler içindeki sert hizip çatışmasının kökleri, Tayland ekonomisini kötü bir şekilde etkilemiş olan 1997-98 Asya mali krizinde yatıyor. Başlangıçta Uluslararası Para Fonu’na karşı koymak için telekom milyarderi Thaksin’i destekleyen ve ülkenin monarşi çevresinde bir araya gelmiş olan geleneksel seçkinleri, onun aldığı ekonomik önlemler kendi ticari çıkarlarına ve iltimas ağlarına zarar verdiğinde ona düşman olmuşlardı. Bu seçkinler, Thaksin’in kent ve kır yoksullarına yönelik sınırlı popülist yardımlarına özellikle düşmandılar.
Sıkıyönetim ilanının başlıca hedefi, Thaksin yanlısı emanetçi hükümetten çok, işçi sınıfı ile kırsal kesimde yaşayan kitlelerdir. Tüm Asya’da artan ekonomik gerilemenin ve Tayland’daki eksi büyümenin ortasında, hem hükümet hem de muhalefet, kendilerini, Thaksin döneminde verilmiş sınırlı sosyal ödünleri geri almak da dahil, kemer sıkma önlemleri uygulamaya adamış durumda. Aynı zamanda, egemen seçkinlerin tüm kesimleri, tepedeki siyasi iç çatışmanın tabandan bir toplumsal kabarmanın yolunu açacağından korkuyorlar.
Burjuvazinin Thaksin yanlısı ve karşıtı hizipleri, 2010’daki ordu destekli Demokratik Parti hükümetine karşı uzun süreli ve militan “Kırmızı Tişört” protestoları kontrol dışına çıkma tehlikesi oluşturduğunda, şok içinde irkilmişlerdi. Protestoların belkemiğini oluşturan kent ve kır yoksulları, Thaksin yanlısı sözde Diktatörlüğe Karşı Demokrasi İçin Birleşik Cephe’nin önderliği altında, kendi sınıf taleplerini yükseltmeye başladılar. Ordu, buna, en az 90 silahsız insanın öldürüldüğü ve 1.500 kişinin yaralandığı kanlı bir ezme operasyonu ile yanıt verdi.
Bir bütün olarak egemen sınıf, çaresizce, bir toplumsal patlamayı engellemeye çalışıyor. Geçtiğimiz altı ay boyunca, hükümet ve Diktatörlüğe Karşı Demokrasi İçin Birleşik Cephe, Kırmızı Tişörtlü destekleyicilerini bilerek dağıttı. Onlar, Bangkok’un içindeki ve çevresindeki büyük fabrikalarda toplanmış sanayi işçilerinin bu mücadeleye dahil olmaya başlayacağından kaygılanıyorlardı.
Adalet Bakanı Chaikasem Nitisiri, dünkü sıkıyönetim ilanına karşı çıkmak şöyle dursun, medyaya, “Ordunun ülkenin güvenliğini gözetmesi güzel.” dedi. Diktatörlüğe Karşı Demokrasi İçin Birleşik Cephe’nin önderi Jatuporn Prompan da sıkıyönetimin “iyi” olduğunu açıkladı ve destekleyicilerinden askerler ile işbirliği yapmalarını istedi.
Bu korkakça teslimiyet, yalnızca, hükümet karşıtı güçleri, kitlelerin yaşam standartlarına kapsamlı bir saldırı başlatan ve işçi sınıfının her türlü direnişini acımasızca ezen ordu destekli bir diktatörlük kurma sürecini tamamlamaya teşvik edecektir.
Washington’ın, Tayland ordusunun parlamenter demokrasiyi yürürlükten kaldırmasına verdiği destek, tüm bölgedeki işçiler ve gençler için keskin bir uyarıdır. ABD, Çin’e karşı askeri yığınak ve savaş hazırlığı içinde, Washington’a sorgusuz sualsiz bağlı, militarizm ve kemer sıkma gündemini dayatmak için polis devleti önlemlerine başvurmaya istekli sağcı otokratik yönetimleri desteklemekte ya da onları yönetime getirmekte tereddüt etmeyecektir.
Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Kuramı’nın ortaya koyduğu gibi, gecikmiş kapitalist gelişmenin yaşandığı ülkelerdeki hükümetler, çalışanların toplumsal gereksinimlerini ve demokratik özlemlerini karşılamakta bütünüyle acizdirler. Tüm bölgede, Tayland, Güney Kore ve Endonezya gibi ülkelerdeki her tarafı dökülen demokrasi maskesi hızla çıkartılıyor.
Demokratik hakları ve yaşam standartlarını koruma mücadelesinde kent ve kır yoksullarına önderlik edebilecek tek toplumsal güç işçi sınıfıdır. İşçiler, böylesi bir siyasi mücadeleyi başlatmak için, burjuvazinin bütün hiziplerinden (Tayland’da, kralcı kamptan, Thaksin’den, Pheu Thai’den ve Diktatörlüğe Karşı Demokrasi İçin Birleşik Cephe’den) siyasi bağımsızlıklarını elde etmek zorundalar. Bu mücadele özünde uluslararasıdır. İşçi sınıfı, emperyalist egemenliğe, komplolara ve müdahalelere karşı, yalnızca, tüm bölgedeki ve önemli emperyalist merkezlerdeki, özellikle ABD’deki işçilere başvurarak mücadele edebilir. 
İşçi sınıfı, her şeyden önce, 20. Yüzyıl’ın deneyimleri ve uluslararası Troçkist hareketin burjuva ulusalcılığı ile Stalinizm’e karşı mücadeleleri üzerine kurulu yeni bir devrimci önderliğe gereksinim duymaktadır. Tüm Asya ülkelerinde, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin şubeleri inşa edilmeli.