Ayrılıkçı önderlerin hapse atılması Katalonya’da protestolara yol açtı

Pazartesi akşamı, İspanya Yüksek Mahkemesi, Katalonya’daki en büyük ayrılıkçı örgütler olan Katalonya Ulusal Meclisi’nden (ANC) Jordi Sànchez’in ve Òmnium Cultural’dan (Çok Kültürlü) Jordi Cuixart’ın kefaletsiz hapsedilmesi talimatı verdi.

İki önder, henüz inceleme aşamasında olan düzmece bir isyana teşvik suçlaması soruşturmasına tabi tutuluyor. Sànchez ve Cuixart, iddiaya göre protestocuların örgütlere yönelik polis baskınlarını ve 1 Ekim’deki Katalan bağımsızlık referandumu ile ilişkili yetkililerin tutuklanmasını önlemeye çalıştığı 20-21 Eylül gösterilerini organize etmekle suçlanıyorlar. İsyana teşvik, 15 yıla kadar hapis cezası getiriyor.

Yüksek Mahkeme’nin kararı ve Sànchez ile Cuixart’ın tutuklanması, General Francisco Franco’nun diktatörlüğünün sona ermesinden bu yana ilk kez siyasi tutukluların hapsedilmesine işaret ediyor.

İki ayrılıkçı önderin hapsedilmesi, Katalonya genelinde protestolara yol açtı. Pazartesi gecesi, binlerce insan tencere ve tava çalarak yürüyüş yaptı. Salı günü, binlerce kişi daha öğle tatilinde Barselona sokaklarına döküldü. Akşam saatlerinde bir başka gösteri daha düzenlendi.

Òmnium’un sözcüsü Marcel Mauri, göstericilere, “Franco rejimi bile, Òmnium ve ANC başkanlarını hapse atmaya cüret etmemişti. Bu yüzden, bugünden itibaren siyasi tutukluların serbest bırakılması ve demokrasi talebiyle sokaklara çıkacağız.” dedi. Salı günü, her iki örgüt de, iki önderin serbest bırakılması talebiyle Cumartesi günü bir gösteri düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Yüksek Mahkeme’nin kararı, İspanya Halk Partisi (PP) hükümetinin, Başbakan Mariano Rajoy’un Perşembe günü başvurmayı planladığı İspanya Anayasası’nın 155. maddesini hayata geçirmenin önünü açacak şekilde uygulamaya hazırlandığı diktatörlük önlemlerinin bir işaretidir. Bu maddeye başvurulması, Katalan bölgesel yönetimini askıya alacak ve bölgeyi Madrid’in doğrudan yönetimi altına sokacak. 155. maddeye, demokratik hakların askıya alınmasını ve polis-ordu yönetiminin dayatılmasını kapsayan bir sıkıyönetim ilanının yasal çerçevesini oluşturan 116. madde ile birlikte başvurulabilir.

Yargıç Carmen Lamela, kararında, Eylül’deki olaylar, “bir yargıçın talimatlarını yerine getiren polisin eylemlerine yönelik yalıtılmış, rastlantısal veya barışçıl olarak toplanmış sivil bir protesto değildi.” diye belirtiyor ve şöyle devam ediyordu: “Tersine, daha önce tanımlanmış faaliyetler, Jordi Cuixart ile Jordi Sánchez’in Katalan bağımsızlığını gerçekleştirmek için tasarlanmış bir yol haritasının parçası olarak uzun süredir dahil olduğu karmaşık bir stratejinin parçasıydılar.”

Lamela’nın kararı, Cuixart ile Sánchez’in gösteride 14 Katalan yönetimi temsilcisinin gözaltına alınmasına karşı barışçıl protesto çağrısı yaptığını gösteren çok sayıda haberi ve videoyu hiçe saymaktadır. Birkaç Sivil Muhafız aracının tahrip edilmesiyle sonuçlanan küçük ölçekli tekil şiddet olayları, iki adamın ayrılmasının ardından gerçekleşmişti.

Ayrılıkçıların hapse mahkum edildiği aynı mahkemede, Katalan bölgesel Mossos d’Esquardra polisinin başındaki Josep Lluís Trapero (o da, 20-21 Eylül protestolarını denetim altına almayı başaramadığı için isyana teşvik soruşturması altında), hapsedilmeyi beklerken, tamamen pratik amaçlarla, kefaletle serbest bırakılmıştı. O, pasaportunu teslim etmeye, İspanya’da kalmaya ve iki haftada bir mahkemeye görünmeye zorlandı.

Lamela’nın kısıtlamalarını çok hafif bulan Yüksek Mahkeme Savcılığı, tahliye emrini temyiz ederek Trapero’yu hapse atmanın yollarını arıyor. Savcılık, isyana teşvik soruşturmasının ayrılıkçı referandum günü olan 1 Ekim’e genişletilmesini istiyor. Bu amaçla, Sivil Muhafızlar, Mossos’un referandum gününde oy sandıklarına ve seçim malzemelerine el koyma emirlerini yerine getirmediğine ilişkin kanıt bulmak için Reus’taki (Tarragona) bölgesel yönetim binalarını aradı.

İspanya’nın yargı erki, bu adımların, ayrılıkçıların toptan hapsedilmesinin yalnızca ilk aşamaları olduğunu açıkça ortaya koydu. Anayasa Mahkemesi, Salı günü, oybirliğiyle, 6 Eylül’de Katalan parlamentosundan geçen referandumun anayasaya aykırı ve herhangi bir yasal bağlayıcılıktan yoksun olduğuna ve Katalan parlamentosunun kendisini “hukukun dışına” çıkardığına hükmetti.

Bu karar, 1 Ekim referandumunun düzenlenmesine katılan veya onu “engellemeyen” herkesi kovuşturmanın önünü açıyor. Bu, Katalan Başkanı Carles Puigdemont’u, yönetim üyelerini, belediye başkanlarını, meclis üyelerini, yetkilileri ve referandum hazırlıklarına katılan diğer kişileri kapsayacak.

Burjuva basın ayrılıkçıların hapsedilmesini selamlamakla yetinmeyip, daha acımasız önlemler istiyor. Muhafazakar gazete ABC’de yazan Isabel San Sebastián şöyle diyor: “Puigdemont ve sağ kolu, ihanetlerinin yol açtığı zararı ağır bir şekilde ödemeli. Onlar ve birkaç kişi daha. Bölgesel meclisin yasal düzene karşı açık isyanın sözcüsü [Carme] Forcadell’den, bu darbeyi finanse edip desteklemekten sorumlu [Başkan Yardımcısı Oriol] Junqueras’a, [Bölgesel Bakan Raül] Romeva’ya ve mevcut Anayasa’yı alenen çiğneyerek ‘bağımsızlık deklarasyonu’nu imzalayan 78 imzacıya kadar…

“Hepsi, en kısa zamanda, yaptıkları için Adalet’in karşısında hesap vermeli. Siyasi anlayışlarına bakmasızın, savcıların suçlaması, yargıçların da yargılaması gerekiyor. Ceza yasası, isyan, isyana teşvik, kamu fonlarının kötüye kullanılması ve nefret kışkırtma üzerine maddelerinde izlenecek yolu gösteriyor.”

San Sebastián, egemen sınıf içinde gelişen, ayrılma yönelimini bastırmanın en iyi yolunun ayrılıkçıları hapse atma olduğu biçimindeki görüşü yansıtmaktadır. PP üyeleri, şimdiden, ayrılmayı savunan partileri ve programları yasaklama, Katalan eğitimini sert biçimde değiştirme ve Mossos’u dağıtma hakkında konuşuyorlar.

Bu önlemlerin kitlesel bir muhalefeti ateşleyebilecek olması, egemen sınıfın, 116. maddede belirtildiği gibi bir olağanüstü hal altında orduyu harekete geçirmek için bir bahaneye sahip olacak kesimleri tarafından bir fırsat olarak görülüyor. Bu tür bir müdahale, son haftalarda, basında yaygın biçimde tartışıldı. Bu, yalnızca Katalan kitlelerinin değil; aynı zamanda ülkenin geri kalanındaki işçi sınıfının da bastırılması anlamına gelecek. İspanyol ordusu, Katalonya’daki polis ve Sivil Muhafız operasyonlarını destekleyeceği Cota de Malla (Zincirli Zırh) Operasyonu planlarını zaten hazırlanmış durumda.

Egemen seçkinlerin, protestoların kontrolden çıkması konusundaki kaygıları gündeme getiren azınlıktaki diğer kesimleri ise daha tedbirli. Barselona merkezli La Vanguardia, ayrılıkçı önderlerin tutuklanmasının “çok kötü bir haber” olduğu uyarısında bulundu ve ekledi: “Bu tür gerilimler, artık kolayca, resmi kurumlardan ve mahkemelerden çıkıp, dizginlenemez bir durum olasılığının artacağı sokaklara taşabilir.”

Katalan Başkanı Puigdemont Perşembe gününden başlayarak kendisinden istendiği gibi ayrılıkçı projeden geri adım atsa bile, PP hükümetinin Yurttaşlar Partisi ile Sosyalist Parti’nin (PSOE) yanı sıra devletin tüm kesimlerince desteklenen gerici önlemlerinin durmayacağı ortada.

Egemen sınıfın önceden İspanya’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde toplumsal gerilimleri düzene sokmaya ve sınıfsal çatışmayı sınırlamaya çalışmak için kullandığı mekanizmalar, çeyrek yüzyıldır tırmanan kemer sıkmanın ve emperyalist savaşın ardından parçalanmış durumda. İspanya, artık, 20. yüzyıl tarihinin büyük bir kısmına yön vermiş olan otoriter egemenlik biçimleri dönemine geri dönüyor.

Avrupa Birliği ve diğer Avrupa hükümetlerinin başkanları, bu otoriter egemenlik yönelimine hiçbir alternatif sunmamaktadır. Tersine, onlar, savaşa, militarizme ve kemer sıkmaya yönelik toplumsal muhalefeti bastırma ortak amacını paylaştıkları için, Rajoy’un baskısını açıkça desteklemeye devam ediyorlar.

Salı günü, bir kez daha, Katalonya krizinin “İspanya’nın iç yasal ve anayasal düzeni” ile ilgili “bir iç mesele” olduğunu ileri süren Avrupa Komisyonu, ayrılıkçı önderlerin hapsedilmesi hakkında yorum yapmayı reddetti.

18 Ekim 2017

İngilizce özgün metin