Milyonlar İspanyol polisinin baskısına meydan okudu

Pazar günü, bölge halkının geniş kesimi Katalan yönetiminin İspanya’dan ayrılma referandumunu engellemek için sevk edilen İspanya ulusal polisinin acımasız ve ayrım gözetmeyen baskısına karşı seferber olurken, Katalonya kitlesel protestolarla sarsıldı. Dünya çapında milyonlarca kişi, aralarında gençlerin ve yaşlıların da olduğu, oy kullanma merkezlerini savunan ya da oy vermek için sırada olan barışçıl protestoculara saldıran Sivil Muhafız çevik kuvvetini gösteren televizyon haberlerine nefretle tepki gösterdi.

Başbakan Mariano Rajoy’un Halk Partisi (PP) hükümeti, oy kullanma merkezlerini kapatmak, oy sandıklarına el koymak ve seçmenlere saldırmak üzere, Katalonya’ya yaklaşık 16.000 polis göndermişti. Polis cop kullanıp plastik mermi sıkarken, bölge genelinde en az 844 kişi yaralandı. Ne var ki, polis operasyonu, kitlesel halk direnişinin üstesinden gelmeyi başaramadı. Katalan yetkililer, referandum için hazırlanan 2.315 oy verme merkezinin yüzde 90’ının açık kalmış olduğunu iddia ettiler.

Pazar sabahı, bir helikopter ve 100 dolayında Sivil Muhafız, özerk yönetim başkanı Carles Puigdemont’ın oy verme yeri olan Sant Julià de Ramis’e saldırdı ve kasabanın oy kullanma merkezini basmaya çalıştı. Yüzlerce seçmen, “Oy kullanacağız!” sloganı atarak kasabanın oy kullanma merkezi olarak kullanılan spor merkezinin kapılarını kapattı, ancak polis camı kırmak için çekiç kullandı, binaya zorla girdi ve seçmenleri dövüp sürükleyerek çıkardı.

 

Sivil Muhafızlar Sant Julià de Ramis’de yaşlı bir kadını sürükleyerek uzaklaştırıyor

Polis, bölge başkenti Barselona genelinde okullarda ve diğer oy kullanma yerlerinde seçmenlere saldırıp onları dövdü. Oy verme yerlerinde oturan insanları tekmeleyen ve kadınları saçlarından sürükleyen polislerin video görüntüleri ortaya çıktı. Polis, Escola Jesús Anaokulu’ndaki oy kullanma yerinde, 64 yaşındaki Maria José Molina’ya saldırdı ve kadının başı kana bulanmış halini gösteren fotoğraf internette hızla yayıldı.

 

Maria José Molina, Escola Jesús Anaokulu’nun dışındayken

Molina, Barselona’daki La Vanguardia gazetesine, polis gelip onu omuzlarından ve bacaklarından tutup götürdüğünde, eşiyle birlikte kapının birkaç metre yakınında oturmakta olduğunu söyledi. “Hafif bir kadınım” diyen Molina, polis memurları “beni yüzüstü kaldırıma attılar” diye ekledi.

Polisler, bölge genelinde, kendilerini,  onları yuhalayan ve gitmelerini isteyen geniş düşman kalabalıkları ile karşı karşıya buldular. Girona’da, polis, “Oy kullanmak istiyoruz” diye bağıran bir kalabalık ana girişi kapattığında, Escola Verd de Girona’daki oy pusulalarına el koymaya çalışıyordu. Ardından, polisler, “Katiller” diye slogan atmaya başlayan kalabalığa saldırdılar.

Polis baskısına yönelik muhalefet, bağımsızlığa karşı çıkan yerlerin de aralarında olduğu bölge geneline yayıldı. Polis, Katalonya’nın ikinci büyük kenti olan ve 1960’larda Katalonya’ya giden İspanyolca konuşan göçmen işçilerin birinci, ikinci ve üçüncü kuşağına ev sahipliği yapan L’Hospitalet de Llobregat’da, İspanyolca “Defolun, işgalci güçler!” ve “Oy kullanmak istiyoruz!” sloganları atan protestocularla karşılaştı.

İspanyol polisi, çevik kuvvet ile seçmenler arasında canlı kalkan kuran itfaiyecilerin ve bölge polisi Mossos d'Esquadra’nın aralarında olduğu Katalan görevlilerle de çatıştı.

İspanyol polisinin Katalonya genelindeki dünkü saldırısının ardından, Madrid ile Barselona arasındaki patlayıcı anlaşmazlık, bugün daha da tırmanmış durumda. Puigdemont dün gece Katalan referandumunda zafer ilan eder ve ayrılma çağrısı yaparken, Madrid’deki yetkililer Katalonya halkına yönelik saldırılarını pişkince savundular ve Katalan yönetiminin kendi talimatlarına boyun eğmesini istediler.

Referandumu “aksak lojistikle düzenlenmiş yasadışı bir seferberlik” olarak suçlayan Başbakan Rajoy, polis güçlerini Katalan halkının üstüne sürme kararını savunmak için Moncloa Sarayı’ndan konuşma yaptı. O, “devlet kesin ve sakin bir karşılık verdi… Ne yapmamız gerekiyorsa onu yaptık. Ben hükümet yönetiyorum ve bizler sorumluluklarımızı yerine getirdik.” dedi.

Rajoy, açıkça, Katalan yönetimini referandumdan vazgeçmeye çağırdı: “Onlardan sorumsuzluklarına son vermelerini, asla yasal olmayan şeyin artık açık bir şekilde gerçekleştirilemez olduğunu ve bu saçmalığa devam etmenin onları hiçbir yere götürmeyeceğini kabul etmelerini istiyorum… Buna bir son verin. Bunun hiç kimseye yararı olmayacak.”

Puigdemont, dün akşam geç saatlerde, Barselona’da, İspanyol devletinin “bugün, Katalonya ile ilişkilerinin tarihinde utanç verici bir sayfa yazdı”ğını belirterek tepki gösterdi ve şunları ekledi: “Katalonya yurttaşları, bir cumhuriyet biçiminde kurulan bağımsız bir devlete sahip olma hakkını kazandılar… Sonuç olarak, yönetimim, önümüzdeki günlerde,  Referandum Yasası’nda belirtildiği gibi davranabilmesi için, bugünkü seçim sonuçlarını halk egemenliğinin makamı ve ifadesi olan Meclis’e taşıyacak.”

Bu, Katalonya’nın bağımsızlık ilan edeceğinin ve İspanya’dan ayrılacağının ilanı anlamına gelmektedir. Katalan yetkililere göre, referanduma 3 milyon kadar insan katıldı. Ancak polis şiddeti ve seçim sistemine yönelik internet saldırıları göz önünde bulundurulduğunda, Katalan yetkililerin nihai bir sonuç elde etmesi biraz zaman alabilir.

İspanya’nın “kendi temel ilkelerini ihlal ettiği”ni belirten ve Katalan sorununun “artık” İspanya’nın “iç meselesi olmadığı”nı ekleyen Puigdemont, Brüksel’deki Avrupa Birliği bürokrasisinden destek çağrısında bulundu.

Madrid’in haftalar süren tehditlerin ve polis operasyonlarının ardından Katalonya’da giriştiği baskı, yalnızca PP’ye değil, ama tüm İspanyol egemen seçkinlerine ve İspanya’nın başlıca NATO müttefiklerine yönelik siyasi bir ithamdır. İspanyol polisi ofisleri basar, oy pusulalarına el koyar, yetkilileri tutuklar ve Madrid hükümeti takviye polis gönderirken, aralarında ABD Başkanı Donald Trump ile Fransa Başkanı Emmanuel Macron’un olduğu devlet başkanları Rajoy ile bir araya geliyor ve İspanya’nın birliği çağrısı yapan samimi ortak açıklamalar yayınlıyorlardı.

Dün gece, Britanya Dışişleri Bakanlığı, PP’nin baskısını akladı. Bakanlık sözcüsü, “Referandum, İspanya hükümetinin ve halkının meselesidir. Biz, İspanya yasalarına ve İspanya Anayasası’na saygı gösterildiğini ve hukukun üstünlüğünün sürdürüldüğünü görmek isteriz.” dedi.

Ne sahtekarlık! Madrid’in barbarca baskısı yasal bir eylem değil; İspanya’nın bir bölgesinin tamamını hizaya sokmayı amaçlayan, masum insanlara yönelik bir terör eylemidir. Ülke, İspanya İç Savaşı’ndan ve faşist diktatör Francisco Franco’nun 40 yıllık yönetiminin 1978’de sona ermesinden beri böyle bir şey görmemiştir.

Madrid’deki egemen çevreleri pis bir koku sarmıştır. Onun baskısı Katalan halkını o kadar yabancılaştırdı ki, halk Barselona’daki kemer sıkma yanlısı partilerin gündeme getirdiği tutulmayan bir ayrılma referandumu için oy kullandı.

Washington’a ve Avrupa’daki büyük emperyalist devletlere gelince; onlar, Franco’nun egemenliği sırasında oynadıkları rolü tekrarlıyorlar: son derece önemli bir askeri müttefik olarak gördükleri ve işçi sınıfının bastırılmasına adanmış, kana bulanmış sağcı bir İspanyol yönetimini desteklemek.

Baskı, İspanya parlamentosundaki iki ana muhalefet partisinin, İspanya Sosyalist Partisi (PSOE) ile Podemos’un iflasını da gözler önüne sermiştir. İspanyol devlet aygıtının bir aracı olan ve 1979’da açıkça Marksizm karşıtı sosyal demokrat bir parti olarak yeniden kurulan PSOE, beklenildiği gibi, Rajoy’un baskısını tartışmasız bir biçimde onayladı.

PSOE’nin, parti içinde genel olarak bir “solcu” gibi sunulan genel sekreteri Pedro Sánchez, Rajoy’u ve PP’yi övdü: “Ben, PSOE’nin, İspanya’da hukukun üstünlüğüne, onun kurallarına ve kurumlarına tam desteğini ifade etmek istiyorum; PSOE’nin, bu ülkenin şu anda risk altında olan toprak bütünlüğüne desteğini ifade etmek istiyorum… Genel çıkarın partilerin üstünde olması gerektiği bir andayız… Bu, bir akıl ve sağduyu anıdır.”

Podemos ise, çevik kuvvet sürüleri Katalonya genelinde masum halka saldırıp kanını akıtırken, PSOE’ye Madrid’deki PP azınlık hükümetine örtülü desteğini çekmesi ve bunun yerine Podemos ile bir koalisyon hükümeti kurması yönünde aciz çağrılar yapıyordu. İlk polis saldırıları başlarken, Podemos yetkilileri de PSOE’ye çağrı yapmaya başladılar. Partinin politika ve strateji sekreteri Iñigo Errejón, attığı bir tweette, “PSOE neden bu kadar sessiz?” diye soruyor; Podemos’un meclis sözcüsü Irene Montero ise, “PSOE daha demokratik olmalı.” diyordu.

Podemos Genel Sekreteri Pablo Iglesias, gazetecilere şunları söyledi: “PSOE görmezden gelmeye devam edemez. Onlar, PP’nin stratejisini destekleyerek ciddi bir hata yapıyorlar. Geç olsun güç olmasın; umarım düzelecekler ve PP’den kurtulmak için bizi destekleyecekler.”

PSOE ile Podemos’un iflasına rağmen, PP’nin azınlık hükümeti kanlı baskısının ardından bir pamuk ipliğine bağlı durumda. PP hükümetinin bu yılki bütçesinin geçmesine verdiği destek son derece önemli olan Bask Milliyetçi Partisi (PNV), PP’yi eleştirdi ve Katalan referandumunu savunmak için Cumartesi günü Bilbao’da bir yürüyüş düzenleyeceğini açıkladı.

Yazarlar ayrıca şu açıklamayı öneriyor:

Katalan bağımsızlık referandumuna yönelik devlet baskısına karşı çıkın!

İşçi sınıfının birliği için! İspanya’da ayrılıkçılığa hayır!

[30 Eylül 2017]

02 Ekim 2017

İngilizce özgün metin