Sol Parti’nin önderi SPD-Sol Parti-Yeşiller koalisyonu kampanyası yürütüyor

SPD’nin Martin Schulz’u partinin önderliğine ve sonbaharda yapılacak federal seçimlerdeki başbakan adaylığına yükseltme operasyonundan bu yana bir hafta geçti.

Pazartesi günü, Sol Parti’nin uzun süre önderliğini yapan ve geçtiğimiz yıl görevi bırakan Gregor Gysi, Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesine uzun bir röportaj verdi. Gysi, SPD’nin “Willy Brandt yönetimindeki kadar ‘sosyal demokrat’” olması gerektiğini söyledi ve Sol Parti’den Sahra Wagenknecht’i geleceğin ekonomi bakanı olarak önerdi.

Gysi, yeni başbakan adayı ve SPD Genel Başkanı ilan edilen Martin Schulz’u, sosyal hakların bir savunucusu olarak betimledi ve Schulz’un vergi kaçakçılığına ve düşük ücretlere karşı çıkan içi boş vaatlerine desteğini ifade etti.

Röportajı yapan kişi Sol Parti’nin hükümete katılmasının önündeki başlıca engelin sosyal politikalar değil, dışişleri olduğunu belirttiğinde, Gysi, dış politika ile hiçbir sorunun olmadığı yanıtını verdi. O, Sol Parti’nin militarizm konusundaki eleştirisinin tıpkı “uzlaşmalar yaptığımız” gerçeği kadar iyi bilindiğini söyledi.

Gysi, “Peki, bu uzlaşma NATO konusunda nasıl görünecek?” sorusuna, “Programımızdan yanlış biçimde alıntı yapıyorsunuz. Biz, hiçbir yerde Almanya’nın NATO’dan ayrılması gerektiğini söylemiyoruz.” yanıtını verdi. [Ona göre] Sol Parti, NATO’ya karşı ve Rusya’yı da kapsayan bir Avrupa güvenlik sisteminden yana. Ama bu koalisyon için bir sorun değil, daha çok bir “vizyon” meselesi. Her durumda, Rusya ile yeni bir ilişkiye ve bu “nükleer dünya gücü” ile daha yakın işbirliğine önem verilmeli. Ancak, Gysi, bu sorun konusunda, SPD’den çok Yeşiller ile problem yaşamış.

Gysi’ye göre, SPD ile işbirliği, şu anda, SPD yalnızca (muhafazakar partilerle) büyük koalisyon yıllarında çoğu seçmenini kaybettiği için değil ama aynı zamanda “tarihsel değerini giderek yitirdiği” için de çok önemli ve acildi: “Avrupa Birliği kendini yok etmek üzere. Almanya’daki belirsizlik artıyor ve seçmenlerin üçte biri artık, ‘Bu yolu denemek zorundayız’ (yani kızıl-kızıl-yeşil koalisyonu) diyor. Martin Schulz’un bunu anladığını umuyorum.”

Gysi’nin günlük politikaya dönmesi ve bir kızıl-kızıl-yeşil koalisyon hükümeti lehine kampanya yürütmesi, Alman siyasi çevrelerinin ABD’deki Donald Trump hükümetine yönelik tepkisiyle doğrudan bağlantılıdır. Gysi, geçtiğimiz yıl, gözyaşlarıyla ve kollarında büyük bir çiçek demetiyle görevinden emekli olmuştu. Ama şimdi, Trump’ın seçilmesinin hemen ardından, yeniden ilgi odağı oluyor. Avrupa parlamentosundaki Sol Grup, Aralık ayında, onu başkan olarak seçmişti. O, Tagesspiegel ile Pazartesi günkü röportajında, Bundestag (federal meclis) için yeniden aday olduğunu duyurdu.

Alman egemen sınıfının etkili kesimleri, Trump hükümetine ve onun saldırgan “Önce Amerika” politikasına, sadece bir tehlike değil, ama aynı zamanda kendi dünya gücü planlarının peşinde koşmak için bir fırsat gözüyle bakıyorlar. SPD buna, hem Gündem 2010 sosyal saldırılarını hem de AB’nin Yunanistan’a karşı acımasız kemer sıkma programını destekleyen, muhafazakar parti bürokratı Martin Schulz’u SPD’nin “yeni umut taşıyıcısı” olarak yükselterek tepki vermiş durumda.

Aynı zamanda, SPD’nin önceki önderi Sigmar Gabriel, Almanya’nın yeni küresel stratejisinin sorumluluğunu üstlenmek üzere ekonomi bakanlığından dışişleri bakanlığına geçti. Gabriel, iş çevrelerinin gazetesi Handelsblatt’a şöyle konuşmuştu: “Eğer Trump Asya ve Güney Amerika ile bir ticaret savaşı başlatırsa, bu, bize fırsatlar açacaktır.” Ona göre, Avrupa, “hızla yeni bir Asya stratejisi üzerinde çalışmalı” ve “Amerika’nın boşalttığı alanları kullanmalı” idi. Gysi’ye ve Sol Parti’ye ilham veren ve onları harekete geçiren, Alman emperyalizminin bu dünya gücü olma atağıdır. Gysi, ABD ile muhatap olurken daha fazla sertlik ve kendine güven talep ediyor.

Gysi, geçtiğimiz Cuma günü Alman radyosu ile röportajında şunları söylemişti: “Kendi rolümüzü bulmalı ve Trump ile kendinden emin ve çatışmacı bir şekilde baş etmeliyiz. Aksi halde hiç şansımız yok. Trump’ın saygısını kazanmak istiyorsanız, kendinden emin ve hatta kaba olmak zorundasınız. O, bundan hoşlanıyor. Sonra, sizinle nasıl muhatap olacağını öğreniyor. Ama onun desteğini elde etme peşinde koşar ve hiçbir şey söylemezseniz… bitersiniz. O, güçlü tipleri seviyor, bu yüzden aynı şekilde güçlü görünmek zorundasınız.”

Sol Parti’nin diğer üst düzey yetkilileri de Trump’ın gerici politikalarına yönelik yaygın ve kuvvetli tepkiyi, Almanya’nın güçlü, hak iddia eden bir politika izlemesini savunmak için kullanıyorlar. Sol Parti’nin parlamento grubu lideri Sahra Wagenknecht, partinin gazetesi Neues Deutschland’da [Yeni Almanya], hükümete, “ABD politikasına tabi olmaktan kurtulma” ve NATO’nun yerine, “Rusya’yı içeren kolektif bir güvelik sistemi”ni geçirme çağrısı yaptı.

Sol Parti’nin Parlamento Dış İlişkiler Komitesi’ndeki dış politika temsilcisi Stefan Liebich ise Trump’ı, “Çin Halk Cumhuriyeti’ne gereksiz yere sopa atmaya başladığı” için eleştirdi. Liebich, Trump’ın Kasım ayında seçildiği akşam, Almanya’nın ve Avrupa’nın, “gelecekte daha güçlü, daha bağımsız, daha özgüvenli davranması”nı talep ederek tepki vermişti. Artık Washington’dan “çekinmeye son verme” zamanıydı.

Almanya’nın bir kez daha hak iddiacı ve çatışmacı bir şekilde ortaya çıkması talebi, Alman tarihindeki en karanlık dönemi hatırlatmaktadır. Benzer çağrılar 1930’larda da yapılmıştı. Avrupa, birkaç yıl sonra mahvoldu. 70 milyon savaş kurbanına ek olarak, Musevi Soykırımı’nda altı milyon kişi katledildi.

Gysi, hükümete katılma çağrısı yaparak ve SPD ile dış politika konusunda uzlaşarak, eski dışişleri bakanı (yeni cumhurbaşkanı adayı) Frank-Walter Steinmeier döneminde başlayan dış politika değişikliğini destekliyor. Steinmeier, Federal Cumhurbaşkanı Gauck ve Savunma Bakanı von der Leyen (CDU) ile birlikte, 2014’teki Münih Güvenlik Konferansı’nda, Almanya’nın, “dış ve iç politika konularıyla daha erken, daha kararlı ve daha esaslı bir şekilde ilgilenmeye hazır olması gerekir” demişti. SPD’nin elindeki dışişleri bakanlığı, sonraki dönemde, Avrupa’nın Almanya kontrolünde askerileştirilmesine yönelik çeşitli strateji belgeleri hazırlandı. Bizzat Steinmeier, açıkça, “Almanya’nın yeni küresel rolü” lehine kampanya yürüttü.

Milyonlarca insan yeni Amerikan hükümetinin gerici politikaları konusunda kaygılı ve öfkeli durumda. Sol Parti, bu politikalara yönelik artan direnişi, Alman büyük güç politikasının yeni bir evresine desteğe dönüştürmeye çalışıyor.

2 Şubat 2017

İngilizce özgün metin