Savaşla, toplumsal eşitsizlikle ve demokratik haklara karşı yapılan saldırıyla mücadele etmek için sosyalist bir program
Sosyalist Eşitlik Partisi'nin (Avustralya) 2007 federal seçim bildirisi

Sosyalist Eşitlik Partisi, Avustralya’nın her köşesindeki bütün emekçileri ve gençleri, 24 Kasım 2007 tarihli federal seçim kampanyamızı ve New South Wales, Victoria ve Batı Avustralya eyaletlerindeki adaylarımızı desteklemeye çağırıyor.
SEP seçimlere, siyasi düzenin tamamına -Liberallere, İşçi Partisi’ne ve Yeşillere- karşı sosyalist bir hareket inşa etmek için katılıyor. Amacımız, Avustralya’daki ve bütün dünyadaki emekçileri, militarizm ve savaştan, baskıdan, toplumsal eşitsizlikten ve çevresel yıkımdan sorumlu olan bu toplumsal ve ekonomik sisteme bir son vermek için birleştirmektir.
Howard hükümeti, seçim kampanyasına, iktidarı kaybedeceğini gösteren kamuoyu yoklamalarının körüklediği, şiddetli karşılıklı suçlamaların arasında, derin bir kriz içinde giriyor. Başbakan John Howard bile parlamentodaki sandalyesini kaybetme olasılığıyla karşı karşıya. Howard’ın içine düştüğü kötü durum halkın geniş kesimlerinde yaşanan önemli bir siyasi değişimin ürünüdür.
Giderek daha fazla sayıda insan hükümetin korku ve yalan politikasını reddediyor. Büyük çoğunluk Irak’taki savaşa karşı çıkıyor ve Avustralyalı askerlerin derhal geri çekilmelerini istiyor. Oysa resmi siyasi çerçeve içinde bu muhalefetin kendisini ifade etmesini sağlayacak hiçbir yol bulunmuyor.
Amerikan halkı, bir yıl önce, Irak savaşına olan muhalefetini Cumhuriyetçi Parti’yi reddederek ve Kongre’nin her iki meclisinde de çoğunluğu Demokratlar’a vererek ortaya koydu. O zamandan bu yana Demokratların kontrolü altındaki Kongre, önüne gelen ve ek kaynak talep eden her yasa teklifiyle birlikte, Bush’un kanlı "asker artırımı" lehine oy vererek, savaşı sonuna kadar destekledi.
İşçi Partisi iktidarı kazanırsa, o da kesinlikle aynısını yapacak. İşçi Partisi, Irak savaşına hiçbir zaman karşı çıkmamıştır; bu partinin "farklılıkları" tamamen taktiksel noktalarla sınırlıdır. İşçi Partisi’nin lideri Kevin Rudd bir yandan sinik bir şekilde derinleşen savaş karşıtı duyarlılıktan faydalanmaya çalışırken, onun "muharip" birlikleri geri çekme taahhüdü o kadar inandırıcılıktan o kadar uzak ki, Murdoch basını bile bunu bir "aldatmaca" olarak nitelendirdi.
Avustralyalı Demokratlar ve Yeşiller gibi, İşçi Partisi de, Irak savaşı ya da yeni savaş tehlikeleri ile ilgili her türlü tartışmayı bastırmak için hükümetin ve medyanın yürüttüğü kampanyaya katılacaktır.
İşçi Partisi'nin Howard hükümeti ile olan mutabakatı, uygulanmakta olan politikaların bütün alanlarına yayılıyor. Bu mutabakat o kadar her şeyi kapsayan bir hal aldı ki, onu tanımlamak için icat edilmiş olan terimler -"ayı kucaklaması politikası" [bear hug politics] ve "bence-de-izm" [me-tooism]- Avustralya siyasi yaşamına egemen olan iki particiliğin kapsamını ortaya koymakta yetersiz kalıyor. Milyonlarca sıradan insan uygulamada vatandaşlık hakkından mahrûm edilmiş durumda.
İşçi Partisi'nin hükümet politikalarına verdiği destek, basitçe bir seçim taktiği değildir. Bu tutum, anılan partinin -"serbest piyasa"nın benimsenmesi ve sosyal reformun en son kalıntılarının ortadan kaldırılması biçimindeki- gerçek siyasi yaklaşımını betimlemektedir. Rudd’un kampanyası, İşçi Partisi’nin 1980’lerde ve 1990’larda, Hawke ve Keating İşçi Partisi hükümetleri döneminde olduğu gibi, toplumsal sonuçları her ne olursa olsun, şirketlerin üst düzey yöneticilerinden oluşan seçkinlerin taleplerine bütünüyle uygun davranacağı konusunda güvence vermeye dönük.
Seçimi hangi parti kazanırsa kazansın, sıradan emekçi halkın karşı karşıya bulunduğu acil çözüm bekleyen sorunların hiç biri çözülmeyecektir. Sosyalist Eşitlik Partisi, en önemli sorunun Howard hükümetinin yenilgisi olmadığını ısrarla vurguluyor. Başlıca sorun, militarizmin ve savaşın patlamasına karşı mücadele etmek, demokratik hakları savunup genişletmek ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için, sosyalist bir program ve perspektif üzerine kurulu yeni bir kitlesel siyasi hareketin geliştirilmesidir.
Yeni bir militarizm ve savaş dönemi
Afganistan’ın istila edilmesinden altı ve Irak’ın işgalinden neredeyse beş yıl sonra Bush, Howard ve Blair tarafından söylenmiş olan yalanların hepsi, bütünüyle ortaya çıkmış durumda. Bush yönetimi bu savaşları terörizmle mücadele etmek veya "demokrasi"yi kurmak için değil, Orta Asya ve Ortadoğu’daki önemli petrol kaynakları üzerinde ABD egemenliğini sağlamak için başlattı. Bir milyondan fazla Irak’lı öldü ve dört milyon insan mülteci haline geldi. Amerikalı ve diğer yabancı ülkelerin 4.000’den fazla askeri öldü; Irak toplumu fiilen harap edilmiş durumda.
Washington şimdi yağmacı saldırganlığını -bütün dünya için felaket dolu sonuçlar yaratma potansiyeliyle birlikte- İran’a doğru genişletmeye hazırlanıyor. Rusya, Çin, Japonya ve Almanya dahil, bütün büyük güçler yeniden silahlanıyor. Avustralya -kendi askeri harekâtları için ABD'nin desteğini alabilmek amacıyla Afganistan’a ve Irak’a asker göndererek- bu kervana katıldı. Canberra’nın, Doğu Timor ve Solomon Adaları’na asker konuşlandırmış olması insani kaygılardan kaynaklanmıyor; Avustralyalı ve Amerikalı şirketlerin çıkarlarını bütün Pasifik bölgesinde, Çin’in ve diğer rakip güçlerin artmakta olan etkisine karşı korumayı amaçlıyor.
Militarizmin bu patlaması dünya siyasetinde ve ekonomisinde yaşanan sistemik krizin bir ifadesidir.
Amerika Birleşik Devletleri altmış yıl önce, II. Dünya Savaşı’ndan, küresel kapitalist sistemin tartışmasız lideri olarak çıktı. Bugün, karşı konulamaz ekonomik üstünlüğünü yitirmiş durumda. Her cephede -gerek Avrupa ve Asya’daki eski rakiplerden gerekse de Çin ve Hindistan gibi yenilerinden gelen- meydan okumalarla karşı karşıya kalan ABD, egemenliğini sürdürebilmek için, askeri üstünlüğünü kullanıyor. Çekişmeler ve çatışmalar, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya, Afrika’dan Güney Pasifik’e ve hatta kutuplara kadar dünyanın her köşesine, yayılıyor.
21. yüzyılın ilk yılları ile 20. yüzyılın başları arasında çarpıcı bir benzerlik var. O zaman, büyük güçler -Almanya, Britanya, Fransa ve ABD- arasında varolan ve kâr, hammaddeler ve etki alanları arayışı tarafında şekillendirilen çatışmalar, sonunda I. Dünya Savaşı’yla patladı ve hatta, II. Dünya Savaşı ile daha büyük bir felâkete yol açtı.
Savaş tehlikesi-ne kadar büyük ya da güçlü olurlarsa olsunlar- protestolarla veya bir kapitalist partinin yerine diğerini geçirmekle engellenemez. İşçi sınıfı soruna kaynağında -küresel kapitalist sistem ve dünyanın rekabet halindeki ulus devletlere bölünmüş olması- çözmeyi amaçlayan bir program için mücadele vererek, bizzat müdahale etmek zorundadır. Toplum, kârın dayatmalarını değil, insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere, akılcı olarak ve uluslararası ölçekte yeniden örgütlenmelidir. Kapitalist ulus-devlet sistemi tarafından yaratılan yıkıcı çelişkileri sona erdirmenin tek yolu, işçi sınıfının uluslararası birliğini, uluslararası düzeyde planlanmış ve demokratik olarak kontrol edilen sosyalist ekonomi için mücadelede içinde güçlendirmektir.
SEP adayları bütün ABD’li, Avustralyalı ve diğer yabancı askerlerin Irak’tan ve Afganistan’dan derhal ve koşulsuz olarak geri çekilmeleri çağrısı yaparlar. Kampanyamız, savaşın -Washington’da, Londra’da ve Canberra’daki- bütün mimarlarının savaş suçlusu olarak yargılanmalarını; Avustralya dahil, bütün müttefik güçlerin, hem savaşın yol açtığı yıkımdan ve acılardan dolayı Irak ve Afganistan halklarına savaş tazminatı ödemesini hem de ölen ve yaralanan koalisyon askerlerinin ailelerine tazminat verilmesini talep eder.
Howard hükümeti, etkili kamuoyu baskısı sayesinde, nihayet, David Hicks’in (Guantánamo Körfezi’nde beş yıl süreyle yasa dışı bir biçimde tutulan genç Avustralyalı) ülkesine geri gönderilmesini sağlamaya zorlanırken, SEP, Afganistan’ın ve Irak'ın istilası sırasında yakalanmış olan ve hâlâ ABD tarafından, uluslararası hukuka aykırı bir biçimde dünyanın çeşitli yerlerindeki hapishanelerde ve toplama kamplarında tutulan diğer yüzlerce mahkûmun serbest bırakılmasını talep eder.
SEP, Avustralyalı bütün askerlerin ve polislerin Doğu Timor ve Güney Pasifik ülkelerinden derhal geri çekilmesini; yerel halka, insan onuruna yakışan nitelikte konut ve -okullar ve hastaneler dahil- sosyal altyapının inşa edilebilmesi için gerekli kaynakların tahsis edilmesi çağrısı yapıyor.
Bizler, uluslararası işçi sınıfı dayanışmasını temel alan, sosyalist bir dış politika için mücadele ediyoruz. Bu, ANZUS Antlaşması’nın iptalini, Pine Gap dahil, Avustralya’daki bütün ABD askeri tesislerinin kapatılmasını ve Avustralya’nın Asya-Pasifik bölgesi halklarına yönelik olarak ve yurtiçinde giriştiği istihbarat operasyonlarının sona erdirilmesini içermektedir. Bu, aynı zamanda, Avustralya’nın askeri aygıtının tamamen dağıtılmasını ve kaynakların -Avustralya’da ve bütün bölgede- şiddetle ihtiyaç duyulan altyapının inşa edilmesi dahil, toplumsal olarak faydalı amaçlar için kullanılmasını kapsamaktadır.
SEP, orduyu ve zorunlu askerliği yeniden canlandırmayı yücelten bugünkü kampanyayı kınıyor. Askere alma hedeflerine ulaşamayan hükümet, gözlerini gençlere, özellikle işsiz ve sürekli bir iş bulma umudu bulunmayan bölgelerde yaşayan gençlere dikmiş durumda-onları meslek edinmenin bir yolu olarak orduya katılmaya zorluyor.
Demokratik haklara eşi görülmemiş bir saldırı
Howard hükümeti, demokratik haklara karşı eşi görülmemiş bir saldırı başlatmak için, aynı Bush yönetimi gibi, düzmece "terörle savaş"ı kullanmıştır. Hükümetin çıkardığı 40’tan fazla terörle mücadele yasasının topluca etkisi, bakanlara çok geniş keyfi yetkiler devretmek; temel sivil özgürlükleri ve demokratik hakları budamak ve siyasi muhalefeti ve toplumsal huzursuzluğu bastırmak için ordunun ve paramiliter güçlerin yurtiçinde kullanılmasına onay vermek oldu.
* Elde belirli bir terörist eylemin veya tertibin herhangi bir kanıtı olmadan, ömür boyu hapis cezası verilebilmektedir.
* "Önleyici tutuklama" dahil, dört farklı yargısız alıkoyma türünün uygulamaya konmasıyla birlikte, haksız yakalama ya da tutuklamayı yasaklayan yüzyılların temel hukuk ilkesi [habeas corpus] bir kenara atıldı. Avustralya Federal Polisi ve hükümeti tarafından Dr Muhammed Haneef’e karşı yürütülen -en sonunda başarısızlığa uğrayan- cadı avı, suçlama olmaksızın süresiz gözaltı için bir emsal oluşturdu.
* Terörizmin "savunusu" suç haline getirilerek -ki terörün temel nedenlerinin anlaşılması gerektiğini söylemek terörizmi savunmak anlamına gelebilir- ve isyana teşvik etme yasası Avustralya ordusunun deniz aşırı müdahalelerine direnişe "destek çağrısı"nı yasadışı hale getirecek şekilde genişletilerek, ifade özgürlüğüne doğrudan saldırılmaktadır.
* Siyasi gruplar artık bakanlık emri ile yasaklanabilmektedir.
* Açık duruşma hakkı ciddi bir biçimde aşındırılmıştır. Terörist saldırılardan suçlananlar kapalı kapılar ardında ve kendilerine karşı mahkemeye sunulan gizli delilleri görme hakkı olmadan mahkûm edilebilirler. Dahası, "terörizm" o denli geniş bir biçimde tanımlanmaktadır ki, şu anda bir çok siyasi ve sanayiye yönelik eylemi kapsayabilir.
Sosyalist Eşitlik Partisi federal ve eyalet düzeyindeki bütün "terörle mücadele" yasalarının yürürlükten kaldırılmasını talep eder.
SEP terörle mücadele önlemlerinin gerçek hedefinin -Sydney’de yapılan son APEC zirvesinde protestoculara karşı olağanüstü polis-asker seferberliğinin gözler önüne serdiği gibi- teröristler değil, sıradan insanlar olduğunu ısrarla belirtiyor. Bunun üzerinden daha üç hafta geçmeden, onlarca polis ve köpekli polis birliği Sydney’in Seven Hills semtinde, işverenlerine karşı gösteri yapan ve alacaklarını talep eden, işten çıkarılmış kamyon şoförlerine saldırdı.
Demokratik haklara yapılan saldırının ardında, sıradan insan kitlelerinin sosyal koşulları ile en tepede yer alan ayrıcalıklı ve güçlü bir katman arasındaki büyüyen eşitsizlik yatmaktadır. Derinleşen toplumsal eşitsizlikten ve geniş kitlelerin hoşnutsuzluğunu çeken askeri harekâtlardan kaynaklanan toplumsal gerilimler, demokratik yollarla kontrol altında tutulamaz. Otoriter yönetim biçimlerinin ve bir polis devletinin oluşturulmasının arkasındaki itici güç budur.
Derinleşen toplumsal gerilimler ve büyük partilere duyulan yabancılaşma, hükümetin, İşçi Partisi ile Yeşiller tarafından desteklenen ve küçük partilerin seçimlere kendi adları altında katılmalarını ve bu yolla iki parti sistemine meydan okumalarını önlemeyi hedefleyen baskıcı önlemlerinin de ardındaki itici güçtür. Yeni yasalar aynı zamanda bir çok mahkûmu oy verme hakkından mahrum etmekte ve seçmen listelerinin seçim ilamlarının yayımlanmasından sonra 24 saat içinde kapatılmasını emretmektedir. Tek başına bu önem, ilk kez oy kullanacak olan yüz binlerce genç seçmeni bu haktan mahrum edecektir. Sosyalist Eşitlik Partisi bütün anti-demokratik seçim önlemlerinin derhal yürürlükten kaldırılmalarını talep ediyor ve her partinin seçimlerde, hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın, kendi adaylarını o parti adı altında gösterebilme hakkına sahip olması gerektiğini ısrarla vurguluyor.
SEP, geçmişte elde edilmiş her bir kazanımın savunulması için mücadele ederken, bizzat siyasi sistemin köklü bir yeniden yapılandırılmasıyla başlayarak, demokratik hakların kapsamlı bir biçimde genişletilmesini savunuyor. Büyük partileri desteklemek için oluşturulmuş olan tercihli oy sistemi yürürlükten kaldırılmalı; onun yerine, oyların anlamlı bir bölümünü almış bütün partilerin parlamentonun her iki kanadında da temsil edildiği, bir nispi temsil sistemi konulmalıdır. SEP, bütün adayların hem elektronik ve basılı medyaya eşit erişime sahip olma hakkını hem de bütün seçim tartışmalarına katılma hakkını ısrarla savunuyor.
Sosyalist Eşitlik Partisi, herkesin eşit haklara sahip olmasını talep ediyor ve milliyet, etnik köken, din, cinsiyet veya cinsel tercih temelinde her türlü ayrımcılığın yasaklanması gerektiğini vurguluyor. Biz, kadınların kendi arzularıyla sınırsız kürtaj hakkını savunuyoruz; eşcinsellerin evlenme ve diğer evli çiftlerle aynı haklara ve avantajlara sahip olma haklarını destekliyoruz. Bizler ölüm cezasına her yerde karşı çıkıyoruz. Alıkoyma merkezlerinde tutulan mültecilerin derhal serbest bırakılmalarını; her türden göç kontrolünün ve sınırlamalarının kaldırılmasını talep ediyoruz. İşçiler, tam yurttaşlık haklarından yararlanarak ve sosyal yardımlara tam erişime sahip olarak, nerede arzu ediyorlarsa orada yaşama ve çalışma hakkına sahip olmalıdırlar.
SEP, hükümetin Northern Territory’e (NT) [Avustralya'nın kuzey eyaleti -ç.n.] -1975 tarihli Irk Ayrımcılığı Yasası’nın askıya alınması yoluyla uygulamaya koyduğu- polis-asker müdahalesini, Aborjin halkın demokratik haklarına yapılmış canavarca bir saldırı olarak kınıyor. Bu müdahalenin amacı Aborjin çocuklarının refah ve mutluluğunu sağlamak değil; o toplulukları yaşadıkları bereketli toprakları terk etmeye zorlamak ve bütün işçi sınıfının sosyal haklarını budamak için bir örnek oluşturmaktır. Biz bütün askeri güçlerin NT’den derhal çekilmesini talep ediyoruz. Aborjin halkı, devletin eziyetinden ve baskısından uzak bir biçimde, kendi geleceğini kararlaştırma demokratik hakkına sahip olmalıdır.Temel sorun "barışma" veya anayasal "tanınma" değil; Aborjin olsun ya da olmasın, işçi sınıfının Aborjin halkına karşı işlenmiş olan iğrenç suçlardan sorumlu olan toplumsal ve ekonomik düzene -küresel kapitalist kâr sistemine- karşı mücadelede birleşmesidir.
Küresel ekonomide derinleşen bir kriz
Kapitalist sistemin savaşa yol açan -dünya ekonomisi ile ulus devlet arasındaki ve toplumsallaşmış üretim ile özel mülkiyet arasındaki- temel çelişkileri, 1930’ların bir başka felaketinde, bir dünya ekonomik krizinde açığa çıktı. Amerikan yüksek riskli uzun vadeli konut kredisi [mortgage; tut-sat -ç.n.] piyasasının çöküşü -sadece 2007 yılının Eylül ayında 220.000'den fazla Amerikalı aile evini kaybetti ve bunu 2 milyon ailenin izlemesi bekleniyor- küresel mali sistemin ne ölçüde spekülasyona ve katıksız asalaklığa bağlı olduğunu ortaya çıkardı. Aynı şekilde Britanya’da sıradan insanların iflas eden bir bankanın şubeleri önünde oluşturdukları kuyruklar da, benzer şekilde, bütün sistemin sağlam olmaktan uzak doğasına işaret ediyor. Sürekli olarak artan miktarlarda kredi yaratılması ve giderek daha karmaşık mali araçların kullanılması, merkez bankalarının, bırakın kontrol etmeyi, tam olarak anlamadıklarını açıkça kabul ettikleri bir sistem yaratmış durumda.
Bu kapsamlı küresel süreçler, Howard’ın, hükümetinin Avustralya’yı "on yıllık hızlı ekonomik büyüme"ye ve "eşi görülmemiş refah"a taşıdığı iddialarını gülünç kılmaktadır. Bu son ekonomik büyüme, son derece dengesiz iki temel üzerinde yükselmektedir: Çin’e yapılan hammadde satışlarının artması ve hızla yükselen borç düzeyleri ile finanse edilen, artan yurtiçi harcamalar. Bırakalım büyük bir resesyonu, küçük bir ekonomik daralma bile toplumsal bir felaketle sonuçlanacaktır.
Burada, dünyanın geri kalanında olduğu gibi, emekçi halkın -bütün serveti yaratanların- geçimi ve toplumsal konumu, neredeyse bir gece içinde değişebilen, anarşik küresel piyasa güçlerinin insafına kalmış durumda.
Aynı zamanda teknolojide ve emek gücü üretkenliğinde gerçekleşen muazzam gelişmeler, tüm dünya nüfusu için, sağlık ve refah içinde yaşayabilme olasılığını yaratmış durumda. Üretimin küreselleşmesi, dünya ekonomisinin akılcı bir biçimde planlanması ve örgütlenmesi için gerekli koşulları oluşturmuştur. Ancak bu, üretici güçlerin şirketlerin kâr dayatmalarına tabi kılınmasına son vermeyi; bunun yerine, bütün insanlığın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmalarını gerektirir.
Toplumsal kutuplaşma
Zengin ile yoksul arasındaki uçurum tüm dünyada büyüyor. ABD’de kısa bir süre önce yayımlanan istatistikler, 2005 yılında Amerikalıların en zengin yüzde 1’lik kesiminin toplam gelirin, şaşırtıcı bir biçimde yüzde 21,2'sini elde ettiğini gösteriyor; bu bugüne kadar görülmüş olan en yüksek tutar. Diğer uçta, en altta yer alan yüzde 50'lik kesim, toplam gelirin yalnızca yüzde 12,8'ini elde edebildi. Diğer bir deyişle, en zengin 3 milyon insanın geliri, en yoksul 150 milyon insanın gelirinden neredeyse iki kat daha fazlaydı. Avustralya, hızla eşitsizliğin en fazla olduğu gelişmiş kapitalist toplumlardan biri haline geliyor. Mide bulandırıcı düzeylerdeki servet içinde yüzen, kendisini sefahate vermiş bir mali aristokrasi, siyasi ve ekonomik yaşama hükmederken, çalışma koşullarına ve ücretlere karşı on yıllardır sürdürülmekte olan saldırının olumsuz etkilerini yaşayan milyonlarca sıradan insan, fiilen bir kenara itilmiş durumda. Yeni ve geniş bir kategori yaratıldı: Çalışan yoksullar.
Business Review Weekly tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre, en zengin 200 kişi toplam 128 milyar dolarlık bir servete sahip; bu geçen yıla göre 26,7'lik, olağanüstü bir artışa karşılık geliyor -araştırmanın tarihindeki en büyük artış. Terazinin diğer kefesinde 3,5 milyondan fazla insan, toplam geliri haftada 400 dolardan az olan ailelerde; 4,1 milyon insan ise -nüfusun yüzde 22,6'sı- yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
İstatistikler genel "ekonomik refah" resmi efsanesini ve Howard’ın hayret verici, "Avustralya’nın emekçi aileleri hiç bu kadar iyi durumda olmamışlardı" iddiasını çürütüyor: Merkez Bankası’nın verilerine göre en yoksul yüzde 20'lik kesim toplam servetin sadece binde 2'sine sahipken, en zengin yüzde 20'lik kesim hemen hemen yüzde 67'sini elinde tutuyor.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde günlük harcamaların maliyeti, özellikle hastane, ilaç ve diş tedavisi masrafları, yakıt, gıda, konut ve çocuk bakımı büyük artışlar gösterdi. Sydney ve Melburn dahil olmak üzere, bir çok kent merkezi, rekor doluluk düzeyleri ve artan kiralarla birlikte bir "kira krizi" yaşıyor. Yakın zamanda yapılan bir dizi faiz arttırımı, uzun vadeli konut kredisi taksitlerini ödeme mücadelesi veren çok sayıda emekçi için yıkıcı sonuçlar doğurdu. Kredi kuruluşlarınca el konulup satılan evlerin sayısı hızla arttı ve bu da beraberinde binlerce aileye çok büyük sıkıntılar getirdi. Örneğin, Sydney'in batısındaki işçi sınıfı semtleri olan Liverpool ve Fairfield'da, 2006 yılında, her 200 evden biri mahkeme kararı ile boşaltıldı. 2007 rakamlarının daha kötü olması bekleniyor.
Yüksek düzeydeki bireysel borçluluk ve istihdamın geçici işlere kaydırılmasının -şu anda iş gücünün yüzde 28’i ya da 2,3 milyon kişi geçici işçi statüsünde- yol açtığı ekonomik belirsizlik ve iş güvencesinin olmaması, milyonlarca insanın gündelik yaşamında tahammül edilmez baskılar ve gerilimler yaratıyor. Bunlar da, ailelerin parçalanmasını, zihinsel hastalıkları, alkolizmi ve uyuşturucu madde bağımlılığını da içeren sayısız toplumsal sorunun patlak vermesine yol açıyorlar.
SEP’in sosyalist programı
Sosyalist Eşitlik Partisi, Avustralya ve dünya ekonomisinin, çoğunluğun çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmesini öngören bir program ileri sürüyor. Bizler, önde gelen sanayi kuruluşlarının, bankaların ve mali kurumların özel ellerde olduğu ve onlar tarafından kontrol edildiği bugünkü düzenin yerine, kamu mülkiyetine ve ekonomik politikalar ile toplumun öncelikleri üzerinde eksiksiz demokratik kontrole dayanan sosyalist bir sistemin yaratılmasını savunuyoruz. Şu anda mevcut olan olağanüstü beşeri ve teknik kaynaklar ancak üretimin ve toplumsal yaşamın bütün cephelerinin örgütleyici ilkesi olarak, özel kâr yerine, toplumsal ihtiyaçlar konduğu zaman, bütün herkese daha iyi bir yaşam standardı ve güvenli bir çevre sağlamak üzere kullanılabilir.
* SEP, bankacılık, mali kuruluşlar ve özelleştirilmiş kamu hizmeti veren kuruluşlarla birlikte, bütün büyük özel sanayi, madencilik, hizmet ve ilaç şirketlerinin, bütün küçük hissedarlarına tam tazminat ödenerek, kamu mülkiyetine dönüştürülmelerini savunuyor.Bütün Kamu-Özel Sektör Ortaklığı sözleşmeleri iptal edilmelidir. SEP’in programı devasa şirketlerin ve bankaların kurbanı olan küçük ve orta boy işletmelerin ya da aile çiftliklerinin ortadan kaldırılmasını öngörmemektedir. Bu tür işletmeler, planlı bir ekonomi altında, insan onuruna uygun ücretler verdikleri ve çalışma koşulları sağladıkları sürece, ucuz krediye erişim olanağına ve daha istikrarlı ekonomik koşullara kavuşacaklardır.
* SEP, herkese iyi ücret ve iş güvencesi sağlayabilmek için, çok kapsamlı bir kamusal iş programının uygulamaya konması çağrısında bulunuyor.Bugünkü düşük resmi işsizlik oranı bir düzenbazlıktır. Gizli işsizler ve eksik istihdam hesaba katıldığında gerçek oran yüzde 12’nin üzerindedir. İşgücünün yüzde 30’a yakını, sabit çalışma saatlerinden, istihdam güvencesinden yoksun ya da ücretli izin ve tatil hakkı olmayan, geçici işçi konumundadır. WorkChoices [Howard hükümetinin uygulamaya koyduğu yeni federal işçi işveren ilişkileri sistemi-ç.n.] ceza oranlarını ve ücretleri tahrip etmekte ve işverenlere istedikleri gibi işe alma ve işten çıkarma hakkını tanımaktadır. Bizler, hiçbir ücret kaybı olmadan, güvence altına alınmış ceza oranları ve bütün çalışanlara tanınacak beş haftalık yıllık izin hakkıyla birlikte, haftalık çalışma süresinin 30 saate indirilmesini savunuyoruz. Bütün işçiler bir sendikaya üye olma hakkına ve haksız bir biçimde işten çıkarılmaya karşı tam yasal korumaya sahip olmalıdır. Grev hakkına ve grev gözcülüğüne karşı olan bütün yasalar iptal edilmelidir.
* SEP bütünüyle finanse edilmiş, yüksek kalitede bir devlet okulu, üniversite ve TAFE [Mesleki ileri teknik eğitim ve gelişim okulları -ç.n.] eğitim sistemi talep ediyor. Kamu eğitimi, her aşamada iki sınıflı bir sisteme dönüştürülmüş durumdadır. Hükümet, devlet okullarına bütün düzeylerde kronik bir biçimde yetersiz finansman, yetersiz personel ve yetersiz kaynak ayırmak yoluyla, aileleri çocuklarını -bir çoğu savurganca tahsis edilen devlet sübvansiyonlarından faydalanan- özel okullara göndermeye zorlayarak, alttan alta, sessizce ilerleyen bir özelleştirme politikası yürütmektedir. Üniversite sistemi ticarileştiriliyor ve giderek daha fazla sermayenin himayesine ve tam harç ücret ödeyen öğrencilere bel bağlar hale geliyor. SEP, herkese çocuk bakımı ve anaokulu sağlanması dahil, ücretsiz kaliteli devlet eğitimi verilebilmesi için eğitime milyarlarca doların akıtılmasını talep etmektedir. Her öğrenci kendi yeteneklerini ve becerilerini eksiksiz olarak geliştirme kapasitesine sahip olmalıdır. Bizler gönüllü öğrenci sendikacılığına karşı çıkıyoruz ve bütün öğrencilerin, kampus yaşamı için çok önemli olan her türlü kültürel, entelektüel, eğlence ve spor etkinliğiyle birlikte, ücretsiz yüksek öğrenim hakkını ısrarla savunuyoruz.
* SEP, gençlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kapsamlı bir program ileri sürüyor.Gençler arasında işsizlik ve eksik istihdam, resmi oranın iki katından fazladır ve kimi bölgelerde yüzde 30’un üzerindedir. Üniversite öğrencilerinin neredeyse üçte ikisi toplam gelirini ücret karşılığında çalışarak elde etmektedir ve bu durum, bırakın diğer etkinliklere katılmayı, kendi öğrenimlerine konsantre olmalarını bile olanaksız hale getirmektedir. Genç işçilere iyi ücretli, tam zamanlı, 21 yaşın altında olanlara eğlence ve kültürel etkinliklere eksiksiz olarak katılmalarına olanak sağlayacak şekilde tam ücret ödenen azaltılmış çalışma saatleriyle birlikte, istihdam güvencesi sağlanmalıdır. Bizler, denizaşırı öğrenciler dahil, yüksek öğrenim almak isteyen herkese, stajyerlik ve ücretsiz öğrenim olanaklarında çok kapsamlı bir artış sağlanmasını öneriyoruz. Toplamı yaklaşık olarak 18 milyar dolara ulaşmış olan HECS [Yüksek Öğrenim Katkı Programı-ç.n.] borçları iptal edilmelidir ve yüksek öğrenim gören öğrenciler otomatik olarak, yaşamalarına yetecek bir ücret almalıdır.
* SEP, kamu sağlık sistemine, personel, eğitim, teknoloji ve ekipman konularında çok büyük bir artışı finanse etmek üzere milyarlarca doların ayrılması çağrısı yapıyor. Hükümetin gündemi, kamusal eğitim alanında olduğu gibi, sağlıkta da özelleştirme ve "hizmet bedelinin kullanıcı tarafından ödenmesi" biçimindedir. Kamu sağlık hizmetleri finansmana açtır ve şirketlerin çıkarlarına açılmış durumdadır. Her yıl özel sağlık sigortası sübvansiyonlarına 3,2 milyar dolar tutarında kamu fonu aktarılırken, devlet hastanelerinin durumu ulusal boyutta bir rezilliktir. SEP, en yüksek kalitede kamu sağlık sisteminin herkese ücretsiz olarak sağlanmasını ve bütün hastalıklar için zamanında, birinci sınıf tedavinin sağlanmasını ısrarla savunuyor. Bizler, evde verilenler dahil, kamusal akıl sağlığı hizmetlerine ve aynı zamanda ücretsiz olarak ve herkese sağlanması gereken devlet diş hastanelerine ve kliniklerine büyük miktarda fon enjekte edilmesi çağrısı yapıyoruz.
* SEP, Aborjinler, [Avustralya kıtası yerlilerine verilen ad-ç.n.] göçmenler, mülteciler, işsizler, engelliler ve yaşlılar dahil, her insanın yaşamını sürdürmeye yetecek bir ücrete ve insan onuruna uygun yaşam koşullarına sahip olması gerektiğini ısrarla savunmaktadır. İşsizlerin, yalnız yaşayan ebeveynlerin ve engellilerin bir ucuz emek gücü havuzu olarak sömürülmelerine ve sosyal ödemelerin azaltılmasına ya da "sınırlandırılmasına" son verilmelidir. Herkese insan onuruna yakışan, iyi ücretli işler ve eğitim sağlanmalıdır. Bizler bütün işsizlik parası karşılığı çalışma [work-for-the-dole] planlarının yürürlükten kaldırılmasını; sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerinin insan yaşamını sürdürmeye yetecek bir düzeye yükseltilmesini talep ediyoruz. Herhangi bir insana sağlanan elektrik, gaz, su ya da telefon hizmetinin kesilmesi yasadışı ilan edilmelidir. Herkese insan onuruna yakışır ve uygun koşullarla konut sağlamak için, her eyalette ve bölgede yeni, yüksek kaliteli kamusal konut birimleri inşa edilmelidir. İpotek karşılığı uzun vadeli konut kredilerinin geri ödemeleri ve kira bedelleri hane halklarının gelirinin yüzde 20’sini aşmayacak şekilde sınırlandırılmalı, tahliye uygulamaları ve evlere el konularak satılması yasadışı ilan edilmelidir. Bizler, gerek çocuk bakımı hizmetlerine gerekse de, saygın bir yaşam sürebilmeleri için ulaştırma, sağlık hizmetleri, barınma ve eğlenme olanakları dahil, gerekli sosyal desteklere sahip olması gereken engelliler ve yaşlılar için milyarlarca doların akıtılmasını savunuyoruz. Bakıcılar yaşamlarını sürdürmeye yetecek bir ücret almalı ve birinci sınıf, yeterince personele sahip hasta bakım evleri ve bakım merkezleri bunlara ihtiyaç duyan herkese, ücretsiz olarak sağlanmalıdır.
* SEP, sanata ve bilimsel araştırmaya ayrılan fonlarda muazzam bir artışa gidilmesi çağrısı yapıyor.Halkın kültürü, şirketlerin çıkarları doğrultusunda ve milliyetçiliğin, bireyciliğin ve açgözlülüğün yarattığı zehirli iklimin etkisi altında çöküntüye ve değer yitimine uğruyor. Aynı şekilde, yeni buluşlara patent damgalarının vurulmasıyla ve düşüncelerin ve araştırmaların özgürce değiş tokuş edilmesinin olanaksız hale getirilmesiyle, bilim kâr dürtüsünün egemenliği altında tutuluyor. SEP, yeni güzel sanatlar üniversitelerinin kurulmasıyla birlikte, müziğin, dansın, tiyatronun, güzel sanatların ve edebiyatın halkın her kesimi tarafından ulaşılabilir olması ve uygun fiyatlarla sağlanması için büyük çaplı bir kültürel ve güzel sanatlar programı talep ediyor. Kök hücre araştırmaları dahil, yaşam kalitesini artırma kapasitesine sahip olan her alanda, sınırsız ve işbirliği içinde yürütülen araştırmalar için gerekli olan kaynak sağlanmalıdır.
* SEP, küresel ısınma ve çevresel felaketle mücadele etmek için, uluslararası düzeyde koordine edilmiş bir plan hazırlanmasını savunmaktadır.Bütün insan faaliyetlerinin kâr güdüsüne ve kişisel servet birikimine tabi olması, doludizgin bir çevresel felaket tehlikesini yaratmaktadır. Biriken çevresel sorunların hiçbiri -su krizi, ormanların yok edilmesi ve iklim değişikliği dahil- kapitalist sistemin çerçevesi içinde çözüme kavuşturulamaz. Karbon emisyonlarının hızla azaltılması, dünya ekonomisinin, üretimin başlıca kirlilik üreticilerinin ellerinden alınarak emekçi halkın demokratik kontrolü altına verecek şekilde bütünüyle yeniden örgütlenmesinden başka bir biçimde gerçekleştirilemez.
* SEP gerçek ifade özgürlüğünün sağlanmasını ve siyasi, entelektüel ve sanatsal sansüre bir son verilmesini talep ediyor."Teröre karşı savaş" ifade özgürlüğünü tehdit etmek ve dizginlemek için kullanılıyor. Bir avuç basın baronu ve dev şirket tarafından giderek daha fazla tekelleştirilen kitle iletişim araçları, fiilen hükümetin ve büyük sermayenin propaganda aygıtı olarak işlev görüyorlar. SEP, medya tekellerinin parçalanmasını ve bunların, karşıt görüşlerin medyaya erişimi güvence altına alacak şekilde kamu mülkiyeti ve kontrolü altına alınmalarını savunuyor. Bilgiye ve düşüncelere erişim gerçek demokrasi için çok önemlidir. Ülkedeki bütün evlere ücretsiz yüksek hızlı geniş bant internet erişimi sağlanmalıdır.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin programı, bir avuç insanın elinde toplanmış olan muazzam servet rezervlerine el konulmaksızın uygulanamaz. Bizler, bir ilk önlem olarak, ultra-zenginleri ve büyük şirketleri vergi vermekten bütünüyle kurtaran çeşitli vergi boşluklarını kapatmak ve muhasebe hilelerini önlemek dahil, bunlardan alınan vergileri artırırken, emekçi ve orta sınıf ailelerinden alınan vergileri önemli ölçüde azaltmak için gerçek anlamda artan oranlı bir vergi sistemini savunuyoruz.
Bu tür önlemler yalnızca atılması gereken ilk adımları temsil etmektedir. Parlamenter demokrasi mekanizması, ekonomik iktidarın manivela kollarının, kararlarını halkın çoğunluğunun arkasından gizlice alan büyük şirketlerin seçkinleri tarafından kontrol edildiği gerçeğini gözlerden saklamaktadır. Gerçek demokrasi, bilgili ve berrak bir kavrayışa sahip olan emekçi halkın sosyalizm mücadelesinde siyasi seferberliğiyle elde edilebilir. SEP, halkın büyük çoğunluğunun toplumsal ve ekonomik çıkarlarını ilgilendiren ve sıradan emekçi halkın yaşamını etkileyen bütün kararlar üzerinde eksiksiz demokratik kontrole sahip olmasını sağlayacak bir işçi hükümetinin kurulmasını savunuyor.
İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığı için
İşçi Partisi, geçtiğimiz 11 yıl boyunca, Howard hükümetinin yurtdışına yasadışı bir biçimde asker göndermesini ve ülke içinde işçi sınıfının ekonomik ve sosyal durumuna yönelik saldırısını olanaklı kılmada merkezi bir rol oynadı. Bu saldırılara karşı gerçek bir mücadele yürütebilmenin önkoşulu, işçi sınıfının siyasi bağımsızlığının sağlanmasıdır. Bu, işçi sınıfının İşçi Partisi’nden ve onun, hepsi son tahlilde Liberallerin tek "gerçekçi" alternatifinin İşçi Partisi olduğunu öne süren sendikalardaki ve orta sınıf protesto örgütlerindeki uşaklarından bilinçli bir siyasi kopuşu gerçekleştirmek zorunda olduğu anlamına gelmektedir.
İşçi Partisi’nin tarihi bu partinin organik olarak kâr sistemine ve ulus devlete bağlı olduğunu göstermektedir. İşçi Partisi her büyük kriz döneminde -I. ve II. Dünya Savaşları, Büyük Buhran, 1970’lerin radikalizasyonu, 1980’lerin ve 1990’ların ekonomik altüst oluşları sırasında- işçi sınıfını Avustralya kapitalizminin yeni ihtiyaçlarına tabi kılmak üzere iktidara getirilmiştir.
Büyük sermayenin önemli kesimleri, şimdi, Howard hükümetini, istihdama, ücretlere ve yaşam standartlarına karşı yeni acımasız saldırılar düzenleme gücüne sahip olmayan, sıkılmış bir limon olarak görmektedir. Rudd’un kampanyasının temel ekseni, İşçi Partisi’nin, dış ve iç politikanın bütün cephelerinin gereklerini yerine getirme konusunda arzulu ve bunu yapabilecek kapasiteye sahip olduğunu kanıtlamaktan ibarettir.
İşçi Partisi, Bush yönetiminin saldırgan savaşları, David Hicks ve Memduh Habib’in gözaltında tutulmaları ve bir bütün olarak Howard’ın terörle mücadele yasaları dahil, "teröre karşı savaş"ı bütün gücüyle destekledi. Her bir terör korkutmacasına, siyasi sığınma arayanların kötülenmesine ve hapsedilmelerine ve Dr Haneef’in hayasızca, uydurma kanıtlarla suçlu olarak gösterilmesine arka çıktı.
İşçi Partisi’nin Irak savaşı konusunda Liberallere karşı bir alternatif oluşturduğu iddiası tamamen düzmecedir. Rudd, Afganistan’da ve Irak’ta ABD işgalinin sürmesine arka çıkmaktadır ve İran’a karşı düzenlenecek herhangi bir saldırının arkasında yer alacaktır. Onun "sahneye koyacağı" muharip güçleri geri çekme oyunu, Avustralya’nın Ortadoğu’daki askeri birliklerinin yalnızca çok küçük bir bölümünü etkileyecek ve Bush yönetimiyle yakın işbirliği içinde gerçekleştirilecektir. İşçi Partisi yönetimi altında, Avustralya’nın Pasifik’teki askeri müdahalelerinde olacağı gibi, kukla Irak ve Afgan hükümetlerini desteklemek için konuşlandırılan asker sayısı artırılacaktır. Rudd, Pasifik’teki ve başka yerlerdeki emperyalistler arası çekişmelerin şiddetlenmesiyle birlikte, orduyu daha genişletmek ve zorunlu askerlik uygulamasını getirmek konusunda tereddüt etmeyecektir.
İşçi sınıfı geçtiğimiz yirmi yıl boyunca İşçi Partisi ile önemli deneyimler yaşadı. Hawke-Keating hükümeti, küreselleşmenin etkisiyle ve ulusal düzenlemenin çöküşü karşısında İşçi Partisi’nin eski sosyal reform programını tamamen terk etti ve sendikalarla yaptığı, kötü bir üne sahip olan Anlaşmayla [Accord], ücretlere, istihdama, çalışma koşullarına ve sosyal hizmetlere eşi görülmemiş bir saldırı düzenlemek konusunda Avustralyalı büyük sermayenin baş aleti haline geldi. İşçi Partisi’nin 13 yıllık iktidarının sonunda zenginlerle fakirler arasındaki uçurum iki katından fazla büyüdü. Keating, 1996 seçimlerinde, tarihte işçi sınıfı bölgelerinde İşçi Partisi’nin uğradığı en büyük hezimeti yaşayarak iktidardan düşürüldü.
Bu deneyimlerden gerekli derslerin çıkartılması gerekiyor. Rudd’un başında yer alacağı bir İşçi Partisi hükümeti GST’yi [Federal Mal ve Hizmet Vergisi - ç.n.] iptal etmeyecek; sağlık sektörünün ve eğitimin özelleştirilmesine, sosyal harcamalarda büyük kesintiler yapılmasına ya da geçici işlerin artışına dur demeyecektir. Aborjin kökenli halkın içinde bulunduğu dezavantajlı durumu ve yaşadığı yoksulluğu ortadan kaldırmayacaktır. İşçi Partisi’nin Howard’ın yeni endüstriyel ilişkiler yasasına muhalefeti bir aldatmacadır. İşçi Partisi’nin politikası, kapalı kapıların ardında sermayenin temsilcileriyle birlikte tasarlandıktan sonra, WorkChoices’ın bütün temel özelliklerini muhafaza ettiği için kabul işareti almıştır. Grevler, ikincil boykotlar ve işkolu toplu sözleşmesi görüşmeleri dahil, işe yönelik bütün "izinsiz" eylemler yasadışı kalmaya devam edecektir.
Üst düzey sendika yöneticilerinin -Greg Combet, Bill Shorten ve Doug Cameron- seçilme garantisi olan İşçi Partisi kontenjanlarına yerleştirilmeleri, her işçi için keskin bir uyarı olmalıdır. Bu adamlar ve parçası oldukları sendika aygıtı, milyonlarca sıradan emekçi insanın karşılaştığı krizin ve güvensizliğin bütün sorumluluğunu taşıyorlar. Howard’ın 1996’daki ilk bütçesinden bu yana, sendikalar işçi sınıfından gelebilecek her türlü bağımsız eylemi bastırmak için çalıştılar. Doğrusunu söylemek gerekirse, -madencilerden dok, inşaat ve ulaştırma işçilerine; metal işçilerinden öğretmenlere ve hemşirelere kadar- işçiler tarafından son 25 yılda kendi haklarını ve koşullarını savunmak üzere verilen her mücadele sendikaların sabotajı, yalıtma çabaları ve ihaneti ile karşılaştı.
Bu uluslararası bir olgudur. Sendikalar, bütün dünyada, bir zamanlar hükümet ve işverenler üzerinde, kâr sisteminin izin verdiği sınırlar içinde, asgari düzeyde ödünler ve reformlar için baskı kuran örgütler olmaktan çıkmış; işçi sınıfını doğrudan disiplin altına almanın ve bastırmanın araçlarına dönüşmüştür.
Sendikalar, en başından itibaren kendilerine, sosyalist değil, ulusal reformist bir perspektif üzerinde kuruldular. Ancak bu program, geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca üretimin küresel bütünleşmesiyle ve büyük şirketlerin hep daha fazla emek üretkenliği talep etmeleriyle paramparça oldu. Sendikalar, "kendi" ulusal işverenlerinin uluslararası rekabet gücünü artırmak için, aşağıya doğru inen bir ücret ve istihdam budama spiralinde, bir ülkenin işçilerini diğer ülkelerdeki sınıf kardeşlerine düşürerek, ulusal şovenizmin önde gelen pazarlamacıları haline geldiler.
Parlamentodaki partilerin hiçbiri emekçi halk için gerçek bir alternatifi temsil etmiyor. Yeşiller kendilerine savaş karşıtı bir partiymiş süsü vererek seçim performanslarını artırmayı umarlarken, sicilleri bunun tam tersini gösteriyor. Yeşiller ABD’nin başını çektiği yasadışı Afganistan işgalini desteklemeyi sürdürüyorlar ve Doğu Timor’da süresiz Avustralya askeri varlığına arka çıkıyorlar. 1999 yılında Sırbistan’ın bombalanmasına -Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndan bu yana düzenlemiş olduğu ilk dış askeri harekâta- katılmaya karar vermiş olan Alman koalisyon hükümetinin bir parçası olarak, Alman meslektaşlarının izinden yürüyüp, Solomon Adaları’nda konuşlandırılmış olan Avustralya güçlerinin keskin bir savunuculuğunu yapıyorlar.
Howard hükümetinin demokratik haklara karşı düzenlediği saldırıya ve İşçi Partisi’nin hükümetle işbirliği yapmasına yönelik bütün kınamalarına karşın, Yeşillerin gerçek konumu, 2005 yılının Kasım ayında, parlamentonun olağanüstü olarak toplandığı bir oturumunda Howard’ın anti-demokratik "terörle mücadele" yasasına destek verdiklerinde açığa çıktı.
Yeşiller, küresel ısınma dahil, yerel çevre sorunlarının ve toplumsal sorunların, bizzat bu sorunları yaratmış olan kâr sisteminin içinde çözülebileceği yanılsamasını güçlendiriyorlar. Onlar iki partili parlamenter sistemin, bu sistemin gerçek rolünü teşhir etmeyi değil, itibarını artırmayı arzulayan, ayrılmaz bir parçasıdırlar.
Yeşiller -1989 ile 1992 arasında Tazmanya koalisyon hükümetinde- iktidara geldikleri zaman, kamu sektöründe binlerce işi ortadan kaldıran kemer sıkma önlemlerinin uygulanmasında işbirliği yaptılar. Yeşillerin lideri Bob Brown, bu "mali sorumluluk" gösterisi için defalarca övgü isteyerek, partisinin gelecekte yaşanacak herhangi bir ekonomik krizde oynayacağı rolün altını çizdi.
Küçük partiler de varolan siyasi düzene aynı şekilde bağlılar. Bu, İşçi Partisi’ni "ehven-i şer" olarak gösteren Sosyalist İttifakı da (Sİ) kapsamaktadır. Ayrıntılarından arındırılıp özüne bakıldığında Sİ’nin kampanyası Yeşiller’le ittifakı ve bir İşçi Partisi zaferini hedeflemektedir.
Bu manevralar, bu seçimdeki temel sorunun üzerini örtmeyi hedefliyor. Ne iki parti sistemi işçi sınıfının ihtiyaçlarını karşılamak için baskı altına alınabilir, ne de İşçi Partisi bir "ehven-i şer" olacaktır. Sosyalist Eşitlik Partisi işte bu nedenle herhangi bir tercih oyunu savunmayacak ya da diğer partilerle "tercih oyu anlaşmaları" yapmayacaktır.
Sosyalist Eşitlik Partisi gerçekleri dile getiriyor: çetin siyasi ve tarihsel sorunların kolay ya da kısa dönemli çözümleri yoktur. Bağımsız kitlesel bir sosyalist partinin inşa edilmesini amaçlayan, sabırlı ve ilkeli bir mücadelenin yerini hiçbir şey tutamaz.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin kampanyasının temel görevi SEP’in böyle bir parti haline gelmesi için gerekli olan siyasi temeli atmaktır. Bu, Sosyalist İttifak’ın ve diğer orta sınıf protesto örgütlerinin kulağa radikal gelen slogancılığıyla ya da diğer protesto soytarılıklarıyla sağlanamaz. Sosyalizm mücadelesi, emekçi halkın siyasi, entelektüel ve kültürel yeniden uyanışını ve yirminci yüzyılın ana siyasi ve stratejik derslerinin tamamının sindirilmesine dayalı, bilimsel bir perspektifin geliştirilmesini içeren uluslararası bir mücadeledir.
Sosyalist alternatif yolunda verilen kavgaya katıl!
Sosyalist Eşitlik Partisi kendisini uluslararası sosyalist hareketin büyük özgürleştirici geleneklerine dayandırmaktadır. Sosyalizm, eşitlik, insanlar arası dayanışma ve baskıdan ve yoksunluktan kurtulma anlamına gelir. Bizler sansürün, gericiliğin ve bağnazlığın bütün biçimlerine karşı bilimi, kültürü ve aklı savunuyor; içinde her bireyin yeteneklerini ve ilgilerini eksiksiz olarak geliştirebileceği bir toplumsal düzen yaratmaya çalışıyoruz. Bu amaçlar, Troçkist dünya partisinin; Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) ve onun internet merkezi olan Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin programında somutlanan amaçlardır.
Rusya’da 1917 Ekim Devrimi, kitlesel bir halk hareketinin kapitalist düzeni devirmesine ve dünyadaki ilk işçi devleti olarak Sovyetler Birliği’nin kurulmasına tanıklık etti. Bolşevik Parti’nin önderlik ettiği devrim daha geniş çaplı, uluslararası bir işçi sınıfı mücadelesiyle bağlantılıydı ve bu mücadeleye esin kaynağı oldu. Sosyalistler, diğer ülkelerde olduğu gibi, Avustralya’da da -sekiz saatlik işgünü, oy hakkı için ve zorunlu askerliğe karşı verilen- her önemli mücadelede en ön safta yer aldılar.
Ancak, sosyalist devrimlerin başka yerlerde başarısızlığa uğraması, ilk işçi devletini yoksul ve savaşta tahrip olmuş bir ekonomi içinde yalıtılmış bir halde bırakarak, başında Yosif Stalin’in yer aldığı ayrıcalıklı bir bürokrasinin ortaya çıkmasının ve nihai zafere ulaşmasının koşullarını yarattı. Stalinistler, Rus Devriminin üzerinde yükseldiği enternasyonalist programı terk ettiler ve onun yerine anti-Marksist "tek ülkede sosyalizm"i inşa etme perspektifini benimsediler. Bu milliyetçi bakış açısı Sovyet demokrasisini yok eden, sosyalist muhalefeti bastıran ve dünyanın dört bir yanındaki devrimci mücadeleleri sabote eden baskıcı, bürokratik bir aygıtın ideolojik temelini oluşturdu.
SEP kendisine, işçi sınıfının en cesur ve uzak görüşlü temsilcilerinin mirasını temel olarak alıyor. Bu gelenek Leon Troçki tarafından 1923 yılında Sovyetler Birliği’nde kurulmuş olan Uluslararası Sol Muhalefeti, Troçki tarafından 1938’te kurulmuş olan Dördüncü Enternasyonal’i, Sosyalist Devrimin Dünya Partisi’ni kapsamaktadır. SEP’in önceli olan Sosyalist Emek Ligası, bu uluslararası perspektifi savunmak ve geliştirmek için, 1972 yılında DEUK’un Avustralya seksiyonu olarak kuruldu. Partimiz Avustralya işçi sınıfı içinde uzun ve onurlu bir sicile sahiptir. SEP, 1998 yılından bu yana, DEUK içindeki kardeş partilerimizle iş birliği içinde, bugün geniş ölçüde sosyalizmin ve enternasyonalizmin güvenilir sesi olarak görülen Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin günlük olarak üretimine katkıda bulunuyor.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 24 Kasım’daki seçimlere yönelik kampanyası, işçi sınıfını, iktidara hangi parti gelirse gelsin, hemen önümüzde beklemekte olan çok büyük toplumsal ve siyasi mücadelelere hazırlamayı amaçlıyor. Programımızı kabul eden herkesi SEP’le ilişkiye geçmeye ve kampanyamıza gönüllü olarak katılmaya davet ediyoruz. Bütün taraftarlarımızdan Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin düzenli okurları haline gelmelerini ve seçim bildirilerimizi olabildiğince yaygın bir biçimde dağıtmaya yardımcı olmalarını istiyoruz. Özellikle tüm lise ve üniversite öğrencilerini Toplumsal Eşitlik yolunda Uluslararası Öğrenciler’e (TEUÖ) -DEUK’un dünya öğrenci hareketi- katılmaya ve üniversite kampüslerinde, TAFE’lerde ve okullarda şubeler oluşturmaya çağırıyoruz. En önemlisi, militarizme ve savaşa karşı çıkan ve toplumsal eşitlik ve demokratik haklar için mücadeleden yana olan herkesi SEP’e katılmaya çağırıyoruz.