Elektrikli Arabalar Üzerine
Konusu araba olan haberler ve reklamlar pek ilgimi çekmese de son günlerde otomotiv tekellerinin ardı ardına ürettiği elektrikli ve hibridli(1) arabalar ve bu arabaların “çevre dostu” özellikleriyle ilgili basında çıkan değerlendirmeler bu yazının kaleme alınmasına neden oldu.
“Küresel ısınmanın önlenmesi, çevrenin korunması” ve tükenen fosil yakıtlar nedeniyle üretildiği ifade edilen bu araçların yaygın kullanımı önünde yasal ve teknik eksikliklerin mevcut olduğu belirtiliyor. Ticaret Bakanı Nihat Ergün bu eksiklikleri gidermek için her türlü vergi düzenlemesini de kapsayan alt yapı hazırlıklarını elektrikli otomobiller ve hibrid motorlu araçların üretimi ve seri tadilatı gibi yeni teknoloji uygulamalarına ilişkin yönetmeliğin tamamlandığını belirtti(2). Bakan, bu düzenlemelerin gerek çevreye katkısı gerekse küresel krizin kendisini fazlasıyla hissettirdiği otomotiv sanayinin üzerindeki yüklerin azaltılması için önemli olduğunu açıkladı.
Yazımızda elektrikli ve hibridli araçlar üzerinden ortaya çıkarılan dezenformasyona değineceğiz. Yalnız yazımızın ana ekseninden sapmadan Ticaret Bakanlığının hazırladığı bu düzenlemelerin patronların ihtiyaçları çerçevesinde hazırlanan mevzuatlar olduğunu bir kez daha hatırlatalım.
Elektrikli arabalar gerçekten çevreci mi?
Bugün çevre dostu olarak üretildiği ifade edilen bu araçların ihtiyaç duyduğu elektriğin nereden ve nasıl karşılanacağı basında çıkan haberlerde yer almıyor. Ticaret Bakanı da açıklamıyor. Otomotiv sanayicileri de açıklamıyor. O halde biz bu bahsi geçen elektriğin fosil yakıtlardan karşılanacağını hem dünya çapındaki rakamlarla hem de Enerji Bakanlığı verilerine bakarak söyleyelim. 2009 yılında Türkiye’de elektrik üretimin yüzde 48,6’sının doğalgazdan, yüzde 28,3’ü kömürden, yüzde 18’i hidrolikten, yüzde 3,4’ü sıvı yakıtlardan ve yüzde 1,1’si yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edildiğini belirtelim. (3) Bu veriler mevcut elektrik üretiminin gerek Türkiye’de gerekse dünya çapında yüzde 80 ‘e yakınının fosil yakıtlardan elde edildiğini göstermektedir.(4)
Her gün binlerce arabanın trafiğe çıktığını ve bugün milyonlarca aracın benzin ve türevleriyle çalıştığını kabul edersek bu araçların yerini almaya aday gösterilen elektrikli araçların mevcut elektrik ihtiyacını arttıracağını görmek zor olmayacak. Chevrolet, Chrysler, Nissan ve Renault gibi büyük otomobil şirketleri birkaç yıl içerisinde elektrikle çalışan otomobil modellerini belirli ülkelerde satışa sunmayı planlarken Deloitte'un(5) bu sene yayınladığı rapora göre 2020 yılında global araba satışlarının üçte biri elektrikli araçlardan oluşacak. Bu veriler elektrikli araçların ihtiyaç duyduğu elektriğin tamamının fosil yakıtlardan elde edileceğini gösterirken gaz emisyonunun azaltılmayacağı açıktır. Böylelikle fosil yakıtların azalacağı gerekçesiyle elektrikli araba üretme tespiti de içi boş değerlendirmelerden öteye geçmemektedir.
Elektrik üretiminde fosil yakıtlardan vazgeçilmiyorsa, yani gaz emisyonu azaltılmıyorsa neden üzerine basa basa bu araçların çevreci olduğu yönünde fazlasıyla duruluyor? Bu sorunun cevabına geçerken çevreci araçlar yalanının arkasında küresel sermayenin, küresel ısınma sorunu üzerinden ortaya çıkan yeni pazarlarda varlığını inşa etme çabası yer aldığını ekleyelim. Dahası yukarıda da ifade ettik; hükümetler de sermayenin yeni pazarlarda kalıcı olabilmesi için her türlü düzenlemeyi yapmak için elinden gelen bütün yasal mevzuatları hazırlamak için elinden geleni yapıyor.
“Yeni” Üretilen Elektrikli Arabalar ve Petrol Şirketleri
Elektrikli araçlar konusunda bir başka yalan haberi ortaya çıkaralım. Bugün bir teknoloji mucizesi gibi ifade edilen elektrikli arabaların tarihi basında ifade edildiğinin aksine oldukça eskidir. Üretimini 1900’lerin başına kadar götürebileceğimiz elektrikli araçların tarihi benzinli araçlardan daha eskidir. 1900’lerde ABD’de üretilen 4192 arabanın 1681 tanesinin buharlı 1575 tanesinin elektrikli ve sadece 936 tanesinin benzinli olduğunu ekleyeyim.
1901, 1903 ve 1905 yılında New York’ da düzenlenen araba sergilerinde mevcut araçların sayısı yukarıdaki rakamı yansıtmamaktadır. Bahsi geçen yıllarda benzinli araçların sayısı artarak devam ederken 1905 yılına gelindiğinde bir otomobil sergisinde 219 benzinli araba, buharlı ve elektrikli araba sayısının toplamından yedi kat daha fazla olmuştur.(6)
1900’lerin başında sergilenen elektrikli araba sayısında yaşanan düşüşün dönemin büyük petrol şirketlerinden Rockefeller, Standard Oil olmak üzere büyük kapitalistlerin manipülasyonuna uğradığını belirtelim. Rockefeller, Standard Oil, kendi varlık nedenlerini kaybetmemek için bilimsel gelişmeleri ve Ar-Ge çalışmalarını kendi ihtiyaçları çerçevesinde yönlendirmekten çekinmemişlerdir. Bu büyük petrol tekellerinin elektrikli araçlar üzerinde o dönem yaptığı müdahalenin benzerleri, atomun parçalanmasından birçok bilimsel gelişmeye kadar kapitalistler tarafından fazlasıyla icra edilmiştir. Bugün de sermayenin bilim üzerinde benzer müdahalelerini görmek hiç de zor değil.
Kapitalizmin Bilim Üzerinde Kontrolü Devam Ediyor
Kapitalizmin patronlara dayattığı rekabetin bilimsel gelişmelerde önemli sonuçlara yol açtığını özellikle küreselleşme üzerine yaptığımız tespitlerde fazlasıyla ifade ettik. Bu bilimsel gelişmelerin dünya çapında doğrusal ve organik biçimde gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Patronların maliyet hesapları ve pazar seçenekleri mevcut bilimsel gelişmeler üzerinde önemli müdahale de bulunmasına neden olurken bu müdahaleler insanlığı ve dünyayı fiziksel yıkıma uğratacak gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle enerji arzı ve çevre sorunu üzerinden karşımıza çıkan bu yıkım, elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarında ortaya çıkan gelişmelere rağmen fosil yakıtların tercih edilmesiyle sürekliliğini koruyor.
Elektrikli araçlar üzerinden çevreci algısını yaygınlaştırarak patronlar bir yandan dünyaya yol açtıkları bu yıkımı gizlemeye çalışıyorlar. Diğer yandan aynı patronlar ve onların iş takipçisi hükümetler, elektrikli araçların ihtiyacını duyduğu elektriği, fosil yakıtlardan ve belki de nükleer santrallerden karşılamanın planlarını yapmaktalar. Gerçekleri gizliyorlar. Bugün bilimi, insanlığın ulaşım ihtiyacının toplu taşıma araçlarıyla ve temiz enerji kaynaklarıyla sağlandığı bir dünya için örgütlemek yerine her gün milyonlarca arabayı üretebilen gelişmelere yönlendirmektedirler. Piyasada arabalar söz konusu olduğunda hızlı, rahat ve güvenli gibi kavramların yanına çevreci sıfatını da ekleyen patronlar küresel ısınma sorunu üzerinden yeni pazarlara açılmanın hesapları içindeler.
Biz temel dürtüsü kar olan kapitalistlerin bilimi insanlık için güdülemeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle patronların her türlü “çevreci, hümanist” değerlendirmelerine ve reklamlarına inanmaksızın bilimi patronların kar hırsından kurtaracak mücadelenin gerekliliğine bir kez daha vurgu yapıyoruz.

Dipnotlar

(1)Hibrid araçlar benzin veya mazotla çalıştığı sırada aynı zamanda aküsünü şarj edebilmektedir. Yani ayrıca elektrik yüklemesi yapılmamaktadır. Elektrik motorunun çalışması için gerekli enerji benzin motoru çalıştırıldığı zamanlarda ya da frenleme sırasında akülere şarj edilmektedir. Dolayısıyla bu araçların elektriğe bağlanarak şarj edilmesi gibi bir gereksinim yoktur. Hibrid araçlarda elektrik devreye özellikle sıkışık trafikte ve düşük hızda ilerlerken devreye girer. Bu sürede emisyon sıfırdır. Totalde tamamıyla benzinli veya mazotlu bir araca göre emisyonu düşük görülse de benzin ve türevi enerji kaynaklarının bir ürünü gibi değerlendirilmekten kurtulamayacaklardır. Çünkü bu araçlar hala benzin veya mazotla çalışmaya devam edecekler. Dolayısıyla biz Marksist devrimciler içten yanmalı motorlarla hibrid motorları arasında bir tercih yapmak yerine fosil yakıtların gerici karakterini teşhir ederek sosyalist dünyanın enerji ve ulaşım kaynakları hakkındaki perspektiflerimizi geliştirmekten bir an olsun geri durmayacağız.
Ayrıca elektrikli araçlar gibi yeni üretildiği ifade edilen istenildiğinde benzinli istenildiğinde elektrik motoruyla ilerleyebilen ilk aracı 27 yaşındayken Ferdinand Porsche yapmış olduğunu da belirtelim. 1902 yılında “Mixte-Wagen” adını verdiği aracı tanıtmıştır. Viyanalı bir fayton üreticisi olan Ludwig Lohner ile birlikte çalışan Porsche 4 silindirli bir Daimler motoruna aküler, bir jeneratör ve elektrik motorları eklemiştir. Bu haliyle Mixte benzinli motor stop edildiğinde bile akülerin çalıştırdığı elektrikli motorla ilerlemeye devam edebilmekteydi.
(2) Radikal Gazetesi 22.11.2010
(3) http://www.enerji.gov.tr
(4) http://www.energy.itu.edu.tr/ce/sss2.htm
(5) www.deloitte.com
(6) Mart 1998 TÜBİTAK Bilim Teknik Dergisi