Yeni buluşlar ilk insanın fiziksel ve teknolojik evrimini aydınlatıyor
Son zamanlarda açıklanan iki buluş, teknoloji ile insan evrimi arasındaki bağlantıyı pekiştirerek, hem en eski taş aletler hem de büyük ihtimalle Homo (İnsan) türünü temsil eden en erken kalıntıların bilinen tarihlerini geriye itiyor.
San Fransico’daki Paleoantropoloji Derneği’nin geçtiğimiz ay (Nisan) düzenlediği bir konferansta gösterilen ve Nature dergisinde yayımlanan ilk buluş, 3,3 milyon yıl öncesine tarihlendirilen ufak yassı parçalar, keskiler, çekiçler ve örsler dahil olmak üzere taş aletlerin bulunmasını kapsıyordu. Bu aletler toplamı, buluşun gerçekleştiği yere atfen, Lomekwian olarak adlandırıldı. Buluş, Stony Brook’taki New York Eyalet Üniversitesi’nden Sonia Harmand’ın başkanlığındaki bir ekip tarafından, Kenya’da gerçekleşti.
Daha önce, bilinen en eski taş aletler 2,6 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti ve bunların, tanımlanan en erken Homo türü üyesi, Homo habilis (alet ustası insan) tarafından yapıldığı düşünülüyordu. Bu insan yapımı nesneler Tanzanya’da, Olduvai Gorge’da bulunmuştu. Oldowan aletleri, bilindiği kadarıyla, ufak yassı taş parçalarını ve onların işlendiği keskileri içeriyor. Ufak yassı parçalar ve bazı keskiler, ayrıca, kesme, sıyırma ve doğrama gibi çeşitli işler için kullanılmış. Onların yapılması, en yakın insanın en yakın akrabaları olan şempanzeler dahil, insan olmayan primatların sahip olmadığı fiziksel ve zihinsel beceri düzeyini göstermektedir.
Daha eski taş aletler bilinmediği için, bu en son keşiften önce, 2,4 – 2,3 milyon yıl öncesinden başlayan Australopithecus ile daha eski Ardipithicus türlerinden oluşan insanımsı (hominin) soyun erken üyelerinin sadece daha ilkel bir teknolojik beceriye sahip olduğu varsayılıyordu. “İnsanımsı” terimi, şempanzelerin ataları ile yaşanan ve genetik kanıtlardan hareketle, 5 ile 7 milyon yıl öncesi bir zamanda gerçekleştiği düşünülen evrimsel ayrılığı izleyen tüm insan atalarını ifade ediyor.
Eldeki kanıtlara göre, Oldowan aletlerinin gösterdiği gibi, gelişmiş taş alet yapımı ile Homo cinsinin ortaya çıkmasının eş zamanlı olduğu düşünülüyordu. Ancak modern şempanzelerin beyaz karıncaları yakalamak için dal parçalarını değiştirme ve fındıkları çatlatıp açmak için taş, çekiç ve örs kullanma dahil, bazı araçlar yapmaları gerçeği, en az bu beceri düzeyinin büyük ihtimalle insanımsıların ve şempanzelerin ortak atasında mevcut olduğu anlamına geliyordu. Dolayısıyla, australopithecinelerin, bu beceriye ya da daha iyisine sahip olması gerekiyordu.
Onların yaşından ve aynı döneme ilişkin herhangi bir Homo cinsi fosil kanıtının yokluğundan dolayı, yeni keşfedilen Lomekwian aletleri, australopithecinenin bazı türlerinin, Oldowan’da ulaşılmış bir teknolojik gelişme seviyesine zaten ulaşmış olmaları olasılığını ortaya koyuyor.
İlk olarak 2011’de keşfedilen Lomekwi aletleri, tipik Oldowan teknolojisinden daha büyük ve bu nedenle, onların, belki de Oldowan’a atadan kalmış belli bir kültürü temsil ettiği düşünülüyor. Şimdiye kadar yüzün oldukça üzerinde Lomekwian aleti bulunmuş durumda. Onların genel olarak daha büyük boyutları, daha az gelişmiş bir üretim tekniğinin ve/veya farklı işlevlerin göstergesi olabilir.
Araştırmacılar, Oldowan aletlerinin yapımı için kullanılan daha gelişmiş doğrudan el yapımı vurmalı yöntemin (hem çekiç hem de keski elle kullanılır) aksine, Lomekwian alet yapıcılarının, şempanzelerin fındık kırmasını andıran, bir çekiç ve örs ya da çift kutuplu üretim tekniği (hammaddenin bir örsün üzerine yerleştirilmesi ve ardından elde tutulan bir çekiçle dövülmesi) kullandığını gözlemliyorlar. Bununla birlikte, Lomekwian teknolojisi, şempanzeler tarafından sergilenenden çok daha büyük bir fiziksel ve zihinsel kabiliyete işaret ediyor. Dahası, Lomekwian aletlerinin çeşitliliği, onların, emeğin görece daha gelişmiş bir örgütlenmesini ifade eden bir dizi iş için kullanıldığına işaret ediyor.
Bu son buluşa kadar, şempanze düzeyindeki teknolojiden Oldowan aletlerinin temsil ettiği düzeye gelişmenin modeli bilinmiyordu. 3,4 milyon yıl öncesine tarihlenen ve Etiyopya’da bulunmuş olan hayvan kemikleri üzerindeki belirgin kesik izlerinin daha erken bir keşfi, ilk insanımsıların, hayvan kesiminde, büyük olasılıkla taştan yapılmış keskin araç-gereç kullandıkları izlenimi uyandırmıştı. Bununla birlikte, kanıt kesin değildi.
Lomekwi aletlerinin yaşı ile örtüşen bilinen en eski australopithecine türleri (ünlü Lucy örneğini de içeren Australopithecus afarensis), yaklaşık olarak 3 ile 4 milyon yıl öncesi aralığında. Buna karşılık, bilinen en eski Homo habilis fosillerini yalnızca 2,3 milyon yıl öncesine tarihleniyor. Lomekwi araştırma alanında geriye kalan hiçbir insanımsı fosili kalıntısı bulunmadığı için, alet yapıcıların kimliği kesin olarak tespit edilemedi.
Son dönemde ilan edilen ikinci buluş, insan evriminde şimdiye kadar az bilinen bir döneme ışık tutuyor. Science dergisinde açıklanan çene fosili, Las Vegas Nevada Üniversitesi’nden Brian Villmoare başkanlığındaki bir ekip tarafından Etiyopya’nın Afar bölgesinde bulundu ve 2,8 milyon yıl öncesine ait. Onun, daha küçük dişleri ve parabolik çene hatlarını içeren fiziksel özellikleri, australopithecinelerden çok Homo türlerine benziyor ve şimdiye kadar keşfedilmiş en eski Homo cinsi olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, bu bireyin biçimbilimine daha tam bir görünüm sağlamak için daha fazla iskelet arayacaklar. Bunun, Homo türünün ortaya çıkmasındaki evrimsel adımlara ilişkin ipuçları sağlayacağı umuluyor.
Eğer bu fosil gerçekten bizim türümüzün erken dönem üyelerinden birine aitse, bu, onun kökenlerini en az yarım milyon yıl geriye itecek ama o, bu aletleri kim yaptı sorusunu açık bırakarak, yeni keşfedilen taş aletlerden hala yarım milyon yıl daha genç olacaktır. Sonuçta, fosilin ister erken dönem bir Homo isterse ileri dönem bir Australopithecus örneğini temsil ettiği kararına varılsın, onun, iki cins arasındaki geçişte evrimsel bir adımı örneklediği görülüyor. 
İnsanımsı soyun evrimi, teknolojinin gelişmesi ile derinlemesine bağlantılıdır. Bir yazarın birkaç yıl önce söylediği gibi, bizler “yapay maymun”uz. Atalarımızın, kabaca 5,3 ile 2,6 milyon yıl önceki Pliosen jeolojik çağı sırasında kuruyan iklime ve Afrika’nın genişleyen açık büyük çayırlarına uyum sağlaması, yalnızca, daha gelişmiş bir toplumsal örgütlenmenin yanı sıra teknolojiye giderek daha fazla bel bağlaması yoluyla mümkün olmuştu.
Küçülen ormanlar içinde kalan maymunlar, şempanzelere ve gorillere yol açtı. Geniş çayırlara çıkmaya cesaret eden insanımsılar, bu sert ortama uyum sağlamanın bir yolunu bulmak için muazzam bir seçimsel basınç altında kaldılar. Bu uyarlanma, maymun atalardan kalan başlangıç aşamasındaki alet yapma becerisinin niteliksel gelişmesini kapsadı. Hem fiziksel hem de zihinsel evrimlerimiz, bu süreç tarafından derinlemesine biçimlendirildi. Bununla birlikte, ayrıntılar, henüz, mevcut paleontolojik ve arkeolojik kayıtlarda büyük ölçüde belgelenmiş değil. Bu iki yeni buluş, bu eksikliği kapatmaya yardımcı oluyor.

İngilizce özgün metin tarihi: 26 Mayıs 2015