İtalya: Renzi hükümetinin “İş Yasası”na karşı grev ve protestolar

30 Eylül Cuma günü, 24 saatlik bir ulusal demiryolu grevi, İtalya’nın kentsel ve ulusal demiryolu sisteminin büyük kısmını felç etti. Bir hafta önce, ulusal taşıma firması Alitalia’da greve çıkan uçuş görevlileri, 25.000 yolcuyu etkileyecek şekilde, 200’den fazla uçuşu durdurmuştu. Devlet okullarındaki öğretmenler ise, 21 Ekim’de ulusal bir okul grevi çağrısı yapıyorlar.

Eylül ayının ortasında, yüzlerce kargo işçisi, Bergamo, Brescia, Piacenza, Bologna ve Parma’da, Avrupa lojistik şirketi GLS’ye ve taşeronlarına karşı greve gitti. Perugia’da, 15 Eylül gecesi, Mısırlı bir grevci, grev kırıcı bir kamyon sürücüsü tarafından ezilip öldürülmüştü.

Mısırlı eski bir öğretmen olan Abd Elsalam Ahmed Eldanf (53), teslimat firması Seam’deki grev hattındaydı. Eldanf, daimi bir sözleşmeye sahip olduğu halde, güvencesiz istihdam koşullarına ve sefalet ücretine karşı çıkan iş arkadaşlarının mücadelesine destek veriyordu; bir grev kırıcının sürdüğü kamyonla ezildi ve olay yerinde öldü. Eldanf’ın arkasında eşi ve beş çocuğu kaldı.

Savcı ve medya ölümü bir “kaza” olarak tanımlayıp suçlu sürücüyü serbest bıraktığında, 7.000 işçi Piazenza’da sokaklara döküldü ve grev GLS’nin İtalya’daki tüm ofislerine ve diğer firmalara yayıldı.

Bir diğer iş uyuşmazlığı, 27 Ağustos’ta, Stradella ile Casalpusterlengo’daki depoları birkaç gün boyunca grevle sarsılan İsveçli çok uluslu moda şirketi H&M’e karşı yönelecek şekilde, Lombardi’de başlamıştı. İtalya’daki sömürü düzeyi, kadın işçilerin ayda 100 dolardan az kazandığı Bangladeş’teki tekstil fabrikalarındaki kadar aşırı olmasa da, H&M, adı çıkmış İtalyan taşeronlarını, düşük ücretler ve insanlık dışı çalışma koşulları için kullanıyor.

Yayılan grevler, iki ortak özellik eliyle karakterize ediliyor:

İlk olarak, grevler, doğrudan ya da dolaylı olarak, Renzi hükümetinin 2014 sonunda uygulamaya koyduğu “İş Yasası” doğrultusundaki emek piyasası reformlarının etkilerini hedef alıyor. İkincisi, bu eylemler, resmi sendika konfederasyonları (CGIL, CISL, UIL) tarafından sürekli olarak boykot ediliyor.

Sendika önderleri, özellikle de CGIL önderi Susanna Camusso, 2014’ün sonunda haftalar süren grev ve protestolara bir milyondan fazla işçi katılmış olmasına rağmen, önceki yıl Renzi hükümetinin yeni iş yasaları ve piyasa reformlarını imzalamıştı. CEO’su Renzi reformlarının özellikle saldırgan bir savunucusu Sergio Marchionne olan Fiat Grubu’nda, en büyük metal işçileri sendikası FIOM’un sekreteri Maurizio Landini, ondan sonra kısıtlayıcı bir toplu sözleşmeyi kabul etti.

Renzi’nin “İş Yasası”, işten çıkarmaya karşı koruyucu hükümleri zayıflattı ve neden sunmaksızın 36 aya kadar uzatılabilen güvencesiz, belirli süreli iş sözleşmelerinin uygulanmasını kolaylaştırdı. Ayrıca, şirketler, geçici işçiliğe ve taşeronlara daha kolay bir şekilde erişebiliyorlar. “İş sertifikaları”nın (“Buoni lavoro”) uygulanmasıyla birlikte, bir tür modern zaman emeği yaratıldı: Bu sistem altında, bir işçi, saati sadece 7,50 avroya saatlik ve günlük bazda kiralanabiliyor.

“İş Yasası”, Almanya’daki Hartz emek piyasası “reformları”na ve Fransa’daki El Khomri yasasına benzer şekilde, önceki iş güvencelerini önemli derecede zayıflatıyor ve emek piyasasını serbestleştiriyor. Buna ek olarak, Renzi’nin ayarladığı referandum, halk direnişini daha iyi bastırabilmek için daha güçlü bir merkezi hükümet dayatmayı amaçlıyor.

Renzi hükümetinin, İtalya ekonomisinin işçiler pahasına daha esnek ve rekabetçi kılınması gerektiği görüşünü bütünüyle paylaşan CGIL, CISL ve UIL sendika bürokrasisi, tüm “reformlar”ı imzaladı.

Bu yüzden, son dönemdeki tüm grevlerin, sendikasız ve sendikalara karşı örgütlenmiş olması şaşırtıcı değildir. On binlerce işçi, geleneksel sendikaları zaten terk etmiş durumda. Onların yerine, demiryolu işçilerinin, pilotların, öğretmenlerin, kargo işçilerinin ve diğerlerinin güncel grevlerinin çağrısını yapan sözde taban sendikaları geldi.

Demiryollarında, CAT, CUB, SGB ve USB sendikaları, “İş Yasası”na, emeklilik “reformları”na karşı çıkıyor ve çalışma saatlerinin düşürülmesini istiyor. Alitalia firmasında, Anpac, Anpav ve USB, daha az gece uçuşu ve uçuş görevlileri için iyileştirilmiş iş güvencesi talep ediyor; USB ve Unicobas, eğitimciler arasında, eğitim hakkını savunmak ve okul sisteminde özelleştirmeye karşı çıkmak için öğretmenleri örgütlüyor.

Ne var ki, taban sendikalarının perspektifi, geleneksel sendikalarınkinden özünde farklı değildir. Onların politikası, daha militan bir şekilde hareket etmelerine ve büyük sendikalardan daha az yozlaşmış gibi görünmelerine rağmen, kapitalistlere ve ulusal hükümete daha fazla baskı yapmaya ilişkin alışıldık sendikal çerçevenin ötesine geçmemektedir.

Kargo işçilerinin mücadelesine önderlik eden taban sendikaları SiCobas ve USB, patronlarla “zorlu müzakereleri”ne dikkat çekiyorlar. SiCobas’ın Roma’daki bölge koordinatörü, “Onlar, gardımız düşer düşmez, kazanmak için yıllarca mücadele verilen şeyleri bizden hemen geri almayı denerler.” demişti.

Bu, günümüzdeki durumu bütünüyle yanlış değerlendiren bir perspektiftir. Kapitalizmin şiddetli uluslararası krizi, her geçen gün derinleşiyor. Sadece İtalyan bankaları değil, Alman ve uluslararası mali kuruluşlar da yeni bir çöküşe doğru yol alıyor; AB dağılıyor ve ulusal hükümetler giderek artan şekilde askeri çözümlere bel bağlıyorlar.

İşçi sınıfı, yüz yıllık bir mücadele sürecinde kazanmış olduklarını, yalnızca, uluslararası sosyalist bir perspektifle savunabilir. Bu, tüm burjuva partilerden ve sendikalardan bağımsız, yeni bir siyasi partinin inşa edilmesi anlamına gelmektedir.

“Militan sendikalar” düşüncesi, eski İtalyan Komünist Partisi’nden çıkan birçok sahte sol grup tarafından yükseltilmekte ve tam olarak, işçilerin, böylesi bir siyasi mücadeleye girme cesaretlerini kırmaya hizmet etmektedir.

4 Ekim 2016

İngilizce özgün metin