Meksika ArcelorMittal grevi ve sahte solun tutumu

Meksika Michoacán’ın liman kenti Lázaro Cárdenas’ta  bulunan ArcelorMittal çelik fabrikasında 3.500’den fazla işçi 5 Mart Cumartesi günü tazminatsız işten çıkarmalar ve diğer toplu sözleşme ihlallerini protesto etmek için greve çıkmıştı. İşçiler ayrıca geçtiğimiz yıl fabrikanın kok kömürü tesisinden çıkartılan 300 işçinin işe geri alınmasını ve 2014 yılında kapatılarak binden fazla işçinin işten çıkartılmasına sebep olan çelik ve sac tesisinin de tekrar açılmasını talep etmiştiler.

Dünyanın en büyük çelik üreticisi ArcelorMittal ile işçiler arasındaki mücadele uzun zamandır devam ediyor. ArcelarMittal geçtiğimiz yıl fabrikayı kapatma tehdidinde de bulunmuştu. İşçilerin bu tehdide karşı grev çağrısı yapmasına rağmen üyesi oldukları Ulusal Maden, Metal ve Çelik İşçileri Sendikası “işten çıkarmaları en az seviyede tutabilmenin tek yolu” olarak greve karşı çıkmıştı.

İşçilerin bu ayki eylemlerine ve greve de aynı şekilde yaklaşan sendika bürokrasisi işten çıkarılan işçilerden 81’ine tazminat ödenmesi, sözleşmelerin yenilenmesi ve işten çıkartılan yaklaşık 1.500 işçinin yerine 125 kişilik istihdam açılmasını içeren satış anlaşmasını şirket ile imzaladı.

İsyandan.org ve sendika10.org internet sayfaları bu anlaşmayı (industriall-union.org sitesi kaynaklı aynı haberle) bir zafer olarak sundular. Her iki site de “Meksika Maden ve Metal İşçileri Sendikası ArcelorMittal fabrikasındaki bir haftalık grevi kazanımla sonlandırdı” başlığı atarak haberi verdi.

Sahte solun neredeyse geneline egemen olan bu yaklaşım, onların sendikalizmin çürümüşlüğünü ve kapitalizm yanlısı karakterini örtme çabasını ifade etmektedir. Türkiye’de de benzeri biçimlerde sonuçlanan işçi mücadelelerini “zafer” olarak sunan bu akımlar, işçilerin sendikal cendereyi karşılarına aldıkları her durumda sendika yanlısı ve işçi karşıtı gerçek yüzlerini gizleyemiyorlar.

Küresel piyasalardaki kriz, emtia fiyatlarındaki düşüş ve talepte devam eden durgunluğun ardından başta Çin ve ABD olmak üzere birçok ülkede çelik ve alüminyum sektöründe işten çıkartmalar artarak devam ediyor.

ABD’de ülkenin en büyük çelik üreticisi US Steel Mart ayında 677 işçiyi işten çıkaracağını açıkladı. Şirket ayrıca Illinois’teki tesisinde 2.000 çelik işçisini geçici olarak işten çıkarmaya başladı. AK Steel 600 çelik işçisini geçtiğimiz Aralık ayında işten çıkarmaya başladı. Republic Steel firması ise 200 işçisini Ocak ayında işten çıkarttı. Alcoa firması çeşitli şehirlerdeki fabrikalarında yaklaşık 2.380 işçiyi işten çıkaracağını açıkladı.

Bütün bu saldırılara karşı işçilerin üye olduğu Birleşik Çelik İşçileri sendikası (USW) işçilerin işten çıkarılmaları pahasına şirketler ile birlikte çalışma sözü veriyor. USW, ATI ve SherwinAlumina tesislerinde devam eden lokavtta işlerinden olan 2.650 işçi için onları diğer işçilerden yalıtmak ve mücadeleyi baltalamak dışında hiçbir şey yapmıyor.

USW ayrıca ArcelorMittal’in ABD’deki fabrikasında 13.500 üyesini kapsayan toplu sözleşme görüşmeleri sürdürüyor ve görüşmelerde şirkete milyon dolarlık tavizler teklif etmesine rağmen şirket daha fazlasını talep ediyor.

Aynı şekilde Çin’de demir çelik sektöründe 500 bin işçinin işten çıkartılması planlanıyor ve sayı milyonları bulabilir.

Hem Meksika’daki Ulusal Maden, Metal ve Çelik İşçileri Sendikası hem de ABD’deki Birleşik Çelik İşçileri sendikası işçilere çelik sektöründeki krizin sorumlusu olarak Çinli çelik işçilerini gösteriyor ve işçileri milliyetçi bir kampanyaya yönlendirmeye çalışıyor. Diğer yandan Japonya, Hindistan, Türkiye ve diğer ülkelerdeki çelik işçilerini aynı akıbet bekliyor.

Tüm dünyada sendikalar, kapitalizmin küresel krizine dayanan toplumsal ve siyasi saldırılarını yürütmesinde egemen sınıfın baş yardımcısı konumundadır. Şirketlerle yapılan satış anlaşmalarını “zafer” olarak yutturmaya çalışan ve yeni saldırı hazırlıklarında şirketlerle gizlice anlaşan bu örgütlenmeler, işçi sınıfını kapitalizme tabi kılma işlevini yerine getiren şirket uzantıları haline gelmişlerdir. Onlar, ayrıca, tüm ülkelerde milliyetçiliği teşvik ederek ve hükümetlerinin savaş politikalarını destekleyerek dünya işçi sınıfını bölücü rollerini yerine getirmek için canla başla çalışıyorlar. Sendikaların artık bu gerici karakterlerini örtbas etme çabalarındaki baş destekçileri ise, bütün ülkelerde, sahte sol akımlardır.

Türkiye’deki sahte sol, geçtiğimiz yılki metal grevleri dalgasını sendikalizm batağına hapsetmek için ellerinden geleni yapmış, işçilerin militan mücadelesini Birleşik Metal-İş Sendikası’nı örgütlemenin bir aracı haline getirmeye çalışmıştı. Basit bir sendikal rekabet gibi gösterilen bu hoşnutsuzluk çok kısa sürede tekrar açığa çıktı. 1 Mart günü Renault fabrikasında çalışan işçilerin yeniden direnişe geçmesi, işçi sınıfı içindeki öfkenin şu ya da bu sendikal gardiyanlığı parçalayarak patlama potansiyelini bir kez daha gösterdi.

Sendika bürokrasisi bu saldırılara göstermelik tepkilerle yetindi ve geçtiğimiz Mayıs ayında olduğu gibi eylemlerin diğer fabrikalara yayılmasını engelledi. Bununla birlikte, Renault’da ve diğer fabrikalarda, işçiler, yalnızca Türk Metal’in değil, sahte solun onlara “mücadeleci” olarak sunduğu Birleşik Metal-İş’in de yıkıcı karakterinin farkına varıyorlar.

Metal sektöründeki tüm gelişmelerin ışığında, sendika10.org ve isyandan.org internet sitelerinin sendikal ihaneti “zafer” olarak meşrulaştırma çabaları bir rastlantı değildir. Onlar, düzen içi reform hayallerine dayanan programlarıyla kaçınılmaz olarak kapitalizmi savunan gruplar olarak, aynı geçen yılki metal grevlerinde olduğu gibi, işçi sınıfının önümüzdeki dönemde patlak verecek ve kaçınılmaz bir şekilde sendikaları aşacak olan mücadelelerini sendikalizm ve düzen sınırları içinde tutma işlevini yerine getiriyorlar.

İşçi sınıfının siyasi iktidarın, şirketlerin, sendikaların ve sahte solun fiili ittifakını kırması ve mücadeleyi ileriye taşıması, enternasyonalist sosyalist bir perspektif temelinde yükselen yeni taban örgütlenmelerinin inşasından geçmektedir.