Türkiye’den Amerika’ya kapitalizm her yerde öldürüyor

Sermayenin daha fazla kar uğruna ne kadar vahşileşebildiğinin ve insanların hayatını hiçe sayabildiğinin örnekleri birçok defa görülmüş ve yazılmıştır. Özellikle de Türkiye’de tersane işçilerinin, kot kumlama işçilerinin veya maden işçilerinin ne kadar tehlikeli şartlarda çalıştırıldığı ve iş kazalarına değil alenen “iş cinayetlerine” kurban gittiği artık hepimizce bilinen durumlardır. Ne var ki sermayenin bu özelliği sadece bu topraklara özgü bir şey değildir ve bir süredir Roquette çokuluslu şirketinin ABD Keokuk’ta bulunan mısır işleme tesisinde yaşananlar da bu duruma bir örnek olarak gösterilebilir [1].
Roquette, dünyanın dördüncü büyük nişasta ve şeker ürünleri üreticisi olan Fransa menşeli Roquette Freres ana şirketine bağlı olarak dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren bir şirkettir (Bu şirketin Türkiye’de de Trakya serbest bölgesinde bir acentesi bulunmaktadır) [2]. Conrad Fedler adlı işçi de 1996 yılından  (hastalığının çalışmasını engellemeye başladığı) geçtiğimiz Haziran ayına kadar Roquette şirketinin Keokuk- Iowa’da bulunan fabrikasında çalışıyordu. Fedler’in yakalandığı hastalık ölümle sonuçlanması beklenen bir tür akciğer kanseriydi. Iowa’nın günlük gazetelerinden Hawkeye, doktorların, Roquette’de çalıştığı zaman boyunca gün içerisinde maruz kaldığı tozların ve zararlı kokuların Fedler’in akciğer kanserine yakalanmasının nedeni olabileceğine işaret eden açıklamalarına yer vermiştir.
Fedler 15 yaşındayken Roquette’nin mısır, katı maddeler ve tatlandırıcılar bölümünde çalışmaya başlamış ve burada sıvı halden toz haline getirilen tatlandırıcıların paketlenmesi işini çıplak elleriyle yapmıştır. Yine Hawkeye’deki makalede anlatıldığına göre,“Makinelerle üretimin yapılmadığı o vakitlerde Fedler, 8 saatlik çalışma süresi boyunca yaklaşık olarak 181 kilogramlık (35 bin poundluk) toz haline getirilmiş tatlandırıcıyı paketlemiştir ve bu bir seferde 22 kilogramlık (50 poundluk) poşet paketlediği anlamına gelmektedir”. Makale şu şekilde devam ediyor: “Fedler, Mart 2000’de, tohumların mısırlardan ayrıldığı ve kurutma yoluyla işlendiği “kurutma/buharlaştırma” bölümüne alınmıştır. Burada ortaya çıkan son ürün kirli sarı biz toz halindedir ve demiryolu araçlarına yüklenerek fabrikanın müşterisi olan Archer Daniels Midland’a gönderilmektedir.” Fedler, kontrol odasının bütünüyle tozla kaplanmış olduğunu söylüyor ve maruz kaldıkları “çalışma şartlarını” şu şekilde anlatıyor: “Fanların var olmasına karşın havada her zaman yoğun olarak toz vardır ki var olan fanlar da zaten her zaman çalışmaz. Tavandaki fan bir keresinde tam 6 ay bozuk kaldı. Departmanda üç şiftin üzerinde beş kişi çalıştığı halde iki tane zararlı kokuya maruz kalınmaktadır. Birincisi, özellikle de Roquette tesislerinin eski bölümlerinde sülfür dioxite maruz kalınmaktadır. İkinci koku ise, departmanda bulunan ve yedi tane buharlaştırma makinesinin temizlenmesinde kullanılan ve sıvı halde bulunan tahriş edici özellikteki deterjanın kokusudur. Bu temizleyici 182 cm genişlikte ve 304 cm yükseklikteki ağzı açık bir varilde bulunmaktadır.” Fedler, cildinize değdiğinde bir delik açacak kadar zararlı olan bu maddenin kokusuna devamlı olarak maruz kalmak zorunda olduklarını da belirtiyor. Deterjanın kanserojen kimyasallar içerdiği düşünülüyor ve Fedler sadece 5 yıl önce Roquette’nin bütün işçiler için koruyucu maske hazırlattığını fakat bunların sadece belirli görevler için verildiğini anlatıyor [3].
Bütün bunların üzerine bir de geçtiğimiz yıl, Roquette’nin Keokuk’ta bulunan mısır işleme tesisinde çalışan ve BCTGM (Uluslararası Fırın, Şekerleme, Tütün İşçileri ve Tahıl Üreticileri Sendikası) tarafından temsil edilen işçiler, kendilerinin ve gelecekte çalışacak olan işçilerin ücretlerinde ve çalışma koşullarında kötüye gidiş yaratacak koşulları kabul etmeye zorlandılar ve kabul etmemeleri üzerine de fabrika yöneticileri tarafından kendilerine lokavtla isteklerin kabulü arasında bir tercih yapmaları için 24 saat verildi. Sonuçta 28 Eylül 2010 günü toplu sözleşme haklarını kullanmakta ısrar ettikleri gerekçesiyle yüzlerce sendika üyesi işçiye karşı lokavt uygulandı. Şimdi lokavtın yedinci ayında, Fedler’in eskiden çalıştığı buharlaştırma bölümündeki işler Ohia menşeli “Last, Best& Final” şirketinin (bu şirket endüstriyel çatışmalarda işçilerin yerine yenilerini sağlama konusunda uzmandır) sağladığı grev kırıcılar tarafından veya Roquette’nin Illionis’teki (sendikanın örgütlü olmadığı) tesislerinden getirilen işçiler tarafından yapılmaktadır. Bu konuda kesin bir bilgi yok, çünkü sendika üyelerinin fabrikaya girmesine izin verilmiyor.
Lokavtın başlangıcından beri Roquette “Güvenlik Lideri Yöneticiliği” adında bir pozisyon için iş ilanları veriyor. Bu kişinin yapacağı iş de “kendiliğinden Davranışa Dayalı Güvenlik yaklaşımını” fabrika genelinde yerleştirmek olarak ifade ediliyor. “Davranışa Dayalı Güvenlik” uygulaması ilk olarak Amerikan sigorta şirketleri tarafından şirketin sorumluluğunu ve dolayısıyla yapacağı ödemeleri azaltmak amacıyla ortaya atılmıştır. Bu uygulama daha sonra kimya devi DuPont (Kimya Sayesinde Daha İyi Bir Yaşam) tarafından daha da geliştirilmiştir. Böylece asıl yapılmak istenilen, dikkatleri iş organizasyonundan, çalışma şartlarından ve kullanılan maddelerden çekerek, sorumluluğu ve suçu tek tek işçiler üzerine atmaktır. Bu plana göre, işyeri hastalıklarının, kazalarının ve yaralanmalarının nedeni işyerinin güvensiz oluşu değil işçilerin tehlikeli davranışlarıdır. Davranışa Dayalı Güvenlik uygulamasına göre kazalar bireysel ihmallerden kaynaklanmaktadır: Kapsamlı bir işyeri sağlık ve güvenlik programına ve işçilerin tehlikeleri tespit edip bunların ortadan kaldırılması için sendikalarıyla birlikte mücadele etmelerini sağlayacak bir sendika sağlık ve güvenlik komitesine ihtiyaç yoktur.
Davranışa Dayalı Güvenlik uygulaması Jeff Fedler’in akciğer kanserine yakalanmasını ya da hayatını biraz daha uzatacak olan pahalı kemoterapi tedavisi için yüksek ücretler ödemesini engelleyememiştir! Dahası “Davranışa Dayalı Güvenlik” uygulaması ile işçiler işyeri kazalarını ya da hastalıklarını rapor ettikleri için cezalandırılıyorlar: Şirket için amaç “sıfır kaza” hedefini tutturmak. İkramiyeler sıfır-kaza ile ilişkilendiriliyor ve işçiler mesleki koruma düzenlemeleri dışında bireysel olarak tedavi olmaya yönlendiriliyor. İşçilerin, “tehlikeli davranmaya” doğal bir eğilimleri oldukları iddiası söz konusu “kanser” olduğunda, bu iddianın, kurbanı suçlama çabası olmaktan öteye gitmediği görülüyor.
Roquette çalışanları toplu sözleşme yapmaya ve sendika sağlık ve güvenlik komitesinin kurulmasına ihtiyaç duymaktadır. Roquette ise sendikayı yok etmeye çalışmaktadır. Asıl çarpıcı ve trajikomik olan ise bu şirketin, “sorumluluk” ve “sürdürülebilirlik” konusunda ve Şirket Sosyal Sorumluğu (CSR) söylemini popüler hale getiren pek çok içi boş söylemle birçok kere ödüllendirilmiş olmasıdır. 2009 yılında “Sorumlu Ekonomi” ve Frances Reseau Alliances tarafından verilen (sosyal ve çevre sorumluluğu için) “İyi Çevresel Uygulamalar” ödüllerini almış; 2010 yılında ise Ulusal Mali Müşavirler Birliği tarafından “En İyi İlk Sürdürülebilir Kalkınma Raporu” dolayısıyla ödüllendirilmiştir!
Uluslararası Fırın, Şekerleme, Tütün İşçileri ve Tahıl Üreticileri Sendikası (BCTGM) üyeleri dondurucu havaya ve sağanak yağışlara rağmen 28 Eylül 2010 tarihinden beri Keokuk’taki fabrika önünde bilgilendirme amacıyla nöbet tutuyorlar. Lokavtın bitmesi ve görüşmelere iyi niyet içerisinde başlanması için çok defalar çağrı yapılmasına rağmen Roquette görüşme konusunda ciddi ve istekli bir tavır sergilemiyor.
Uluslararası Gıda, Tarım, Otel, Restoran, Yemek, Tütün ve İlgili İşçi Sendikaları Federasyonu’nun (IUF) üye sendikalardan destek talep etmek amacıyla internet sitesinde yer verdiği bu olay, “iş cinayetlerinin” Türkiye’ye ya da başka bir ülkeye özgü olmadığını, çokuluslu şirketlerin egemenliği üzerine kurulu küresel ekonomik sistemde, ulusal temelde örgütlenmiş sendikaların bu durum karşısında etkisiz kaldıklarını bir kez daha bizlere göstermektedir. Bu ulusal sendikaların ya da uluslararası federasyonların ve konfederasyonların, büyük ölçüde internet üzerinden, birbirlerine “destek mektupları” yollayarak çözebileceği bir durum değildir. Bugün artık eskisi kadar bile üyesi kalmamış olan ve işverenle her zaman “uzlaşmaya dayalı” görüşme yapmaya açık olan sendikalar bile (örneğin bu olaydaki BCTGM) çoğu zaman işvereni bu görüşmelere razı edememektedir. Bütün bu yaşananlar aynı zamanda sendikacılığın da iflasıdır!
Bu olayda da görüldüğü gibi ücretli emek sömürüsünden beslenen kapitalist sistem ortadan kalkmadan iş cinayetlerinin tamamen son bulması da mümkün değildir. Bu da ancak işçi sınıfının mevcut sendikal önderliklere bel bağlamadan kuracağı sovyet-konsey tarzında kitlesel öz örgütlenmeler ve sosyalist devrim yolunda ona rehberlik edecek Marksist bir partinin varlığıyla gerçekleştirilebilir.

Dipnotlar

[1] http://cms.iuf.org/?q=node/884
[2] Serbest Bölge bulundukları ülkenin siyasi sınırları içinde yer alan fakat dış ticaret, vergi ve gümrük mevzuatı açısından gümrük hattı dışında sayılan bölgeleridir. Böylece, yabancı sermayeli firmaların risk faktörünün düşük, karlılığın yüksek olduğu serbest bölgelere yatırım yapmaları teşvik edilir. Bu tip yerlerde düşük ücretli işçiler (en çok da kadınlar) kötü çalışma şartlarında çalıştırılmaktadır. Güney Asya ülkelerinin birçoğu da ekonomik gelişmelerini Malezya ya da Hong Kong’taki serbest ticaret bölgelerindeki tekstil atölyelerinde sudan ucuza çalıştırılan kadınların emeğine borçludur.
[3] a.g.e